Şehitlerimiz ve TSK
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un dün Ankara'da basın temsilcileriyle buluşması, acı bir olayla başladı.
Saat 11'deki toplantı öncesinde, Diyarbakır Lice'de meydana gelen hain saldırıda şehit olan dokuz askerimizin acısı, Başbuğ Paşa'nın yüzüne ve mimiklerine ve hatta sesine bile yansıyordu.
Kahraman askerlerimizi taşıyan personel aracının alt kısmındaki 4-4.5 santimetrelik zırha rağmen, çok güçlü bir patlayıcının neden olduğu bu hain saldırı hepimizin yüreğini bir kez daha burktu.
İtiraf etmem gerekirse; şehitlerimizin ikisinin Aydınlı olması, bir Aydınlı olarak beni daha da etkiledi.
Ama, nereli olursa olsun, ikisi uzman 9 şehidimizin hepsinin, diğer tüm şehitlerimiz gibi, bu vatan uğruna verdikleri canlarının ve kanlarının yerinde kalmayacağının bilinmesinin bir kez daha gerektiği bir gündeyiz.
Orgeneral Başbuğ'un bu tür olayların; "Terörle mücadeledeki azim ve kararlılığımızı kesinlikle azaltmayacağı, tam tersine dünden daha azimli olduğumuzun" altını çizmesi de; 70 milyondan fazla Türk milletinin duygularının ifadesi olmuştur.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim; bu dokuz vatan evladı için kalpleri bir atan sadece aileleri değil, 70 milyondur.
Kim ne derse desin, hain teröristler ne yaparsa yapsın; bu ülkenin varlığını-bütünlüğünü ve dirliğini bozamayacaklardır...
***
Başbuğ Paşa'nın, bu üzücü olayla ilgili girişinden sonra, "İletişim Toplantıları-2" adını verdiği ve gazete ve televizyonların Genel Yayın Yönetmenleri, Ankara Temsilcileri ve savunma muhabirlerini davet ettiği toplantının diğer ayrıntılarına geçelim.
14 Nisan'da İstanbul Harp Akademileri Komutanlığı'ndaki Yıllık Değerlendirme Toplantısında daha genel bir değerlendirme yapan ve gündeme ilişkin diğer konularla ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) görüşlerini, Ankara'daki bu toplantıda yapacağını daha önce açıklayan Orgeneral Başbuğ, belli bir metne kalan konuşma yapmak yerine, soruları yanıtlamayı tercih etti.
Ama, gelen sorular öyle kapsamlı ve çoktu ki; 90 dakika olarak ilan ettiği toplantı, iki buçuk saat sürdü.
Genelkurmay Karargahı içindeki İnönü Salonu'nun tercih edildiği buluşma öncesinde davetli gazetecilere, fırınlanmış kaşarlı simit ve çay ikram edildi.
Her zamanki dakikliğinde saat tam 11'de salona giren Başbuğ, TSK'nın kararlılıkların altını çizdiği açıklamalarında hem yüz ve el mimikleri hem de ses tonuyla bunu hayli açık belli etti.
Askerin hassasiyeti
Soru cevaplardan önce, İstanbul Beykoz'daki "askeri arazi" diye açıklanan arazide çıkarılan (Bedrettin Dalan'ın Başkanı olduğu İstek Vakfı'nın kullanımındaki arazi) silah ve mühimmatlarla ilgili çok önemli açıklamaları oldu Başbuğ'un.
Özetle; buradaki kazılarda ortaya çıkan 45 adet silah ve diğer mühimmatın, TSK envanterinde olmadığını yani kendilerine ait olmadığını söyledi.
Ve; kazı yapılan yerin askeri arazi olması sebebiyle siviller tarafından girilemez bölge olduğu iddialarını da yalanladı.
2. derecede askeri yasak bölge olan bölgeye, TC vatandaşı olan herkesin girebileceği ve hatta gerekli imar izinleri alındıktan sonra bina bile yapabileceğini, kanun maddesine dayanarak hatırlattı.
Yirminin üstünde genel soruların yüzde 70'inin Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olduğunu söylemeliyiz.
Gelen tüm sorulara, hukuki dayanağıyla yanıt veren Orgeneral Başbuğ, soruşturma sürecinde yapılan yayınlardan ötürü medyaya sitem ve eleştiri de yaptı.
Konuyla ilgili ayrıntıları, haberlerimizde okuyacağınız için tek tek girmek istemiyorum ancak; genel durumla ilgili yorum yapmak gerekirse; bu soruşturmanın (Ergenekon) gibi anlamlı bir özel isim verilerek anılmasından dolayı rahatsızlığı ve bu konu hakkındaki yargı kararını defalarca hatırlatması bile, Paşa'nın ve dolayısıyla TSK'nın bu konudaki rahatsızlığını ortaya koymaya yetiyor da artıyor.
Soruşturma kapsamında hala tutuklu bulunan emekli ve muvazzaf askerlerin durumuyla ilgili sorularda; "Kimse suçluluğu ispatlanana kadar suçlu sayılamaz" genel hukuk kuralını birkaç kez söylemesi de bu hassasiyetin göstergelerine eklenebilir.
Emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün de bu soruşturma kapsamında tanık olarak ifade vermesi konusunda yorum yapmak yerine, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, 2. iddianamede bu soruşturmadan tefrik edildiği (ayrıldığı) halde, Başsavcılığın soruşturmaya devam etme eğiliminde olduğunun anlaşıldığını söylemesi de altı çizilmesi gereken bir ayrıntıydı.
Son söz; Bizzat Orgeneral Başbuğ'un ağzından; TSK içinde demokrasiye, hukuk devletine ve rejime aykırı kimse olmayacağı, olamayacağı, buna kesinlikle izin verilmeyeceği en keskin şekilde ifade edildi.
Bugün parlamentoda grubu bulunan DTP'ye karşı tavırlarının; terör örgütüne karşı açık bir mesafe koymamalarından kaynaklandığı (ki; bunun vatanını seven milyonlarca insanın da ortak tavrı olduğu açık) sözleri kayda değerdi.
Dağdaki teröristlerin indirilmesi için, TCK 221 ve CMUK 171. maddelerin daha etkin uygulanmasının yeterli olacağı da hayli anlamlı bir başka mesajdı.
ŞEBNEM BURSALI / YENİ ASIR
Bu haber 30/04/2009 tarihinde eklenmiştir.