Manşet: AMASYA'DA MAYIN PATLADI: 1 ŞEHİT


Erdoğan’ın son savaşı

Bir taraftan PKK’nın son örneğini dün Hakkâri’de gördüğümüz, artan kanlı saldırıları... Diğer taraftan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın buna tepki olarak şahinleşen üslubu...

Ve bu sertleşmeye paralel olarak hükümetin hız verdiği “terörle savaş” hazırlıkları...

Bütün bunlar, daha zor ve daha sıkıntılı günlerin bu ülkeyi beklediğinin habercisi.

Tarafların bu çatışmacı konumlanışı kısa zamanda değişmez ya da değiştirilmezse, öyle görünüyor ki Türkiye kıyasıya bir vuruşmanın sahnesi olacak; daha çok kan dökülecek.

Ve belki de Türkiye, Kürt sorununda “dönüşü olmayan nokta”ya biraz daha yaklaşacak.

Asıl tüyler ürpertici olan da, dökülecek kanın bütün siyasi hesaplarda bir “girdi” olarak mevcut görünmesi...

Bu savaşın yaklaşan yeni muharebesinde ne kadar kan dökülürse dökülsün ve bu muharebenin sonucu ne olursa olsun, savaşın sonucunun ne olmayacağı bellidir.
Şimdi, dökülecek kanın bir “siyasi girdi” olarak kısa muhasebesini, Kürt hareketinin mikyasında yapmayı deneyelim.

PKK’nın silahlı gücünün Türkiye topraklarındaki konumlanışı ve eylemleri, herhangi bir “askeri savaş stratejisi”nin değil, Kürt sorununda hâkim eğilimlere dönüşmüş olan siyasallaşma ve kitleselleşmenin doğrultusunda vuku buluyor.

Şiddetin iki durumu, yani öldürmek ve öldürülmek, PKK için bir siyasi müzakere yöntemidir. Hem Türkiye Cumhuriyeti ile hem de Kürt tabanıyla...

Dolayısıyla, yeni muharebede Türk güvenlik güçleri tarafından öldürülecek her silahlı PKK’lı, Kürt sorununu daha da ağırlaştıracaksa ve kitleselliğe hizmet edecekse, kendi kanlarının dökülmesi, Kürt Hareketinin siyasi beklentileri açısından, ne derlerse desinler, kabul edilebilir bir sonuçtur.
Türkiye Cumhuriyeti ve onun hükümetine gelince...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan önceki gün “terörle mücadelede yeni bir dönemin başladığını” ilan ederken, “Mücadele yöntem ve stratejilerimizi yenileyerek bu işin de üstesinden geleceğiz. (...) Demokrasiden, özgürlüklerden geri adım atmadan bu meseleyi halledeceğiz” demiş.

Başbakan, demokrasi ve özgürlükleri sakınan bir “terörle mücadele” vaadinde bulunuyor.

Kulağa hoş geliyor olmalı.

Mamafih, “terör”ü, yani sorunun sadece güvenlik boyutunu hedef alan bir anlayışla yola koyulmanın, menzile varılsa da sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramadığını kendisi de herhalde yönettiği devletin geçmişteki hazin tecrübelerinden öğrenmiştir.

“Terörle mücadele”yi demokrasi ve özgürlükleri sakınarak sürdürseniz de bu sonuç değişmeyecektir.

Başbakan Erdoğan’ın terörle mücadelesi başarılı bile olsa, yani PKK’nın şiddeti bir müzakere aracı olarak kullanma kapasitesi, nice kan ve gözyaşı pahasına aşağılara çekilse...

Bunu ne izleyecektir?

Bu arada dökülen kan nispetinde, birlikte ya da yan yana yaşama kapasitesi de aşağılara çekilmiş Türk ve Kürt varlıklarının nihai kopuşunu önlemek için ne zaman ne yapılacaktır? Hangi siyasi müdahale? Hangi çözüm? Ve kiminle? Hangi muhatapla?

Bu soruların cevapları değişebilir ama mukadder olan, Kürt sorununun birliktelik içinde çözümü eskisinden de zorlaşmış biçimde geri döneceğidir.

Sayın Başbakan “Bu işin de üstesinden geleceğiz” diyor.

Son 50 yılın en güçlü seçilmiş liderinin mutlak hâkimiyetindeki siyasi hareket, 10 yıl içinde önüne çıkanı yere sererek bugünlere gelmiş ve Kürt sorununun gerçek muhatabı olmuş... Ama Kürt sorununu çözüm yoluna koymada kifayetsiz kaldığı için başı “terör sorunu”yla belada.

“Terörle mücadele”nin diliyle ifade etmek gerekirse, “bataklığı kurutmayı” “Açılım”la denedi, olmadı; şimdi “sivrisinek mücadelesi” başlatıyor.
Son savaşını “Bir öleceğiz ama bin dirileceğiz” diye ilan ederkenki zamanlaması “siyasi girdi” hesabı açısından kritik. 2014’e kadar seçim yok sanki.

Ama 2014’teki Cumhurbaşkanlığı ya da Başkanlık seçimlerine kendisinden öncekilerin yapamadığını yapmış, yani “terörü bile halletmiş” bir lider olarak girmesi ve ilk turda yüzde ellinin üzerinde oy alarak vuslata ermesi, bu son savaşını kazanmasına bağlı biraz da...

Kürt sorunu mu?

Bu hesapların tahtasında “Kürt sorunu” yazmıyor. Asıl mesele de bu zaten. Çünkü er geç yazacak. Hem de büyük harflerle.

Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.tr

Bu haber 18/08/2011 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
 
Abdurrahman Koçak
26/02/2008 00:23
Meltem Gürsoy
25/01/2011 13:31

Destek verenler

Albümler
Gözü Yaşarmayan
İzlemesin
Üye Girişi

Enstrumental Radyo