PKK hükümeti nereye yönlendiriyor?
Terör, hükümetlere yapmak istemedikleri eylemleri yapma, uygulamak istemedikleri politikaları yaşama geçirme zorunluluğu yaratan bir araç olarak bilinir. Diğer bir ifadeyle terör, hükümetlere hata yaptırtmayı amaçlar; şiddet, acı, kan ve nefret ortamı yaratarak gittiği yoldan sapmasını sağlamaya çalışır. Dolayısıyla terör, bir tür davetiyedir, tuzaktır ve sonuçları sadece bu davetiyeye verilen yanıt belirler.
Bugün itibarıyla PKK, Türkiye’deki siyasal ortamın tek belirleyicisi gibi gözüküyor. Kürt sorunu Türkiye’nin en temel sorunu olduğu için bu durum doğal olarak görülebilir. Ancak konu ne yazık ki şiddet-karşı şiddet sarmalına kilitlenmiş durumda ve siyaseti belirleyen de PKK eylemleri ile bu eylemlere karşı verilen askeri karşılıklar. Dolayısıyla AK Parti’yi yolundan döndürmeyi ya da yapmaktan imtina ettiği konularda faaliyete geçmesini amaçlayan bir davetiye söz konusu.
Yapılması istenmeyenler
PKK’nın hedefinde hükümetin bulunduğu çok açık. Hükümeti başarısız kılmayı amaçlayan şiddet, aynı zamanda hükümetin bir yandan PKK öte yandan da askeri kesimle çevrelenmesini amaçlıyor. Dikkatler PKK’da toplanıyor, nefret söylemi artıyor ama askerlerin ölmesi engellenemiyor muydu sorusu yine sona kalıyor. Dolayısıyla içeriye yönelik davet, demokratik anayasa yapılmasından, AB reformlarında yol alınmasından, sivil siyasetin alanının genişletilmesinden iktidarı caydırmaya yönelik.
Bunca cenaze kalkarken Norveç başbakanı gibi “sorunu daha fazla demokrasiyle çözeceğiz” denmeyeceğini bilen bir PKK var; bunu diyen bir başbakanın Türkiye’de tepkiyle karşılanacağını öngören ve bu tepkiye güvenen bir örgüt söz konusu. Terörün sadece iktidarın sorunuymuş gibi görülmesini sağlamak, iktidarın da değişmesini istemek anlamına gelir. Kısacası PKK, AK Parti iktidarının devrilmesini ne pahasına olursa olsun isteyenlere yardım eden bir özellik gösteriyor, iktidarı “kaybetme” kaygısına düşürüp diğerlerine benzemeye ve otoritesini güvenlik güçleriyle paylaşmaya davet ediyor.
Yapılması istenenler
PKK’nın bir diğer daveti ise dış politikayla ilgili. Son aylardaki eylemleri yapanların sınır dışından mı geldikleri yoksa zaten Türkiye’deki kamplarda mı yaşadıkları açık değil. Hakkari çevresindeki kamplar hedef alınabilirdi, ancak Kuzey Irak’ın bombalanması tercih edildi. Gerçi kendi topraklarını bombalamanın siyasal ve sosyal riski küçümsenemez ama buradaki mesele daha çok Türkiye’nin dışarıya sevk edilmesiyle ilgili.
Kürt sorununun PKK ile ilişkili ayağını komşularından koparıp kendi içine hapsetmeye çalışan Türkiye, Kandil operasyonuyla yeniden sorunun dışsallaşmasına yol açtı. Kuzey Irak’taki “kamplar” darmadağın edilince, buradakilerin kamplarını başka yerlere taşımaları ya da taşıdıklarının ileri sürülmesi olası. O başka yerin İran olmayacağı açık. Hazır Suriye’de istikrarsızlık varken kamplar için en bitek alan bu ülke olabilir. Bundan sonraki eylemlerde de “Suriye sınırından” geçen teröristlerden söz edilir; canı yanan Türkiye bu kez bombalamayı Suriye’ye yapar. Dolayısıyla Türkiye Suriye’ye askeri müdahale yapmış olur.
Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahale yapmasını bekleyenler, bunu teşvik edenler vardı. PKK bu istek doğrultusunda bir rol oynuyor. Suriye müdahalesi Türkiye’yi “Batı” nezdinde zor durumda bırakır, Esad rejiminin muhaliflere karşı siyasetini eleştirmeyi, Filistin devletinin tanınmasını güçleştirir. Türkiye ile Suriye ilişkileri yeniden teröre karşı önlem kisvesinde sıkı pazarlıklara dönüşür. Bu pazarlık, “seküler Baascılar”ın iktidarda kalmasını sağlamayı da içerir. Esad kazanır, Suriye’nin komşuları kazanır, İran kazanır ama Türkiye bir batağa sürüklenme riskiyle karşılaşır.
Beril DEDEOĞLU bdedeoglu@stargazete.com
19 Ağustos 2011 Cuma
Bu haber 19/08/2011 tarihinde eklenmiştir.