Aktütün'de ne oldu ne olmadı ?

İsmet Berkan / Aktütün'de ne oldu, ne olmadı?

Genelkurmay Başkanlığı, Hakkâri Şemdinli'nin Aktütün köyündeki jandarma sınır karakolunun güvenliğini sağlayan Bayraktepe'deki bir bölük büyüklüğündeki güce PKK tarafından yapılan saldırıyı duyuran açıklamasında, saldırı hazırlığındaki PKK'lı grubun farkedildiğini ve önceden havan ve top atışlarıyla vurulduğunu söylemişti zaten. Yani saldırı önceden bekleniyordu, biliniyordu. Genelkurmay bunu daha ilk gün söyledi.

Nitekim, saldırıdan canlı kurtulan kimi askerlerin ifadelerine bakıldığında, karakola yönelik bir saldırının bir süreden beri istihbarat edildiği, karakolun yaklaşmakta olan PKK'lıları saptadığı, karakola destek olmak üzere jandarma özel harekât timlerinin buraya geldiği de anlaşılıyor.

O bakımdan Taraf gazetesinin önceki gün yayımladığı haber, özel olarak Genelkurmay karargâhının ve genel olarak da TSK'nın bilgi güvenliği açısından nasıl bir kevgire döndüğünü anlatması dışında bana bir tek saldırının nasıl göre göre geldiğini gösterdi, o kadar.

O görüntüleri izleyen birinin içinin acımaması imkânsız.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un bu habere ve onun ima ettiklerine gösterdiği tepkide kullandığı üslubu onaylamaya da, anlayışla karşılamaya da imkân yok.

Ancak Orgeneral Başbuğ'un bir sözünden hareketle birkaç şey söylemek gerek.

Genelkurmay Başkanı, Aktütün saldırısının PKK için bir 'intihar saldırısı' olduğunu söylüyor.

Bir an için bu teşhisin doğru olduğunu kabul etsek bile, TSK'nın elindeki geniş istihbarat imkânına rağmen, karakola saldıran o kalabalık PKK'lı grubun kaçış yollarını kapatmayarak, bir sıcak takip operasyonu düzenlemeyerek ama onun yerine ilk günlerde saldırı helikopterlerinin de katıldığı hava harekâtlarıyla, daha sonra ise helikopterlerin de gelmediği, yani sadece savaş uçaklarıyla yürütülen hava harekâtlarıyla takip yolunu neden seçtiğini anlamak kolay değil.

Belki PKK'lılar intihar niyetiyle gelmişlerdi ama sonuçta bu toplu intihar da gerçekleşmedi, TSK'nın verdiği cevapla kaç PKK'lının öldüğü hâlâ tam olarak anlaşılamadı.

Bayraktepe'nin kaybedilmemesi elbette kendi çapında bir kahramanlık destanıdır ama

burada bölgede yüzbinlerce askeri olan, helikopterleri her an havalanmaya hazır bekleyen TSK'dan söz ediyoruz.

Yapılacağı saatler önceden saptanmış bir saldırıya bu denli zayıf bir cevap verilmiş olmasını tartışmak gerekir.

***

Geçmişte TSK bölgede 'alan kontrolu' konusuna o kadar önem verirdi ki, bir küçük pusu bile cezasız bırakılmaz, hemen PKK'lı grup takibe alınır, mutlak kontrol için, PKK'lıların kafalarını bile kaldıramayacakları bir ortamı yaratmak için ne gerekirse yapılırdı.

Bu yöntem savaşta başarıyı getiriyordu ama TSK'nın kayıpları da artıyordu.

İnsan ister istemez düşünüyor, acaba daha fazla şehit vermekten çekinildiği için mi karadan sıcak takip hiç düşünülmedi, onun yerine sadece helikopterler ve uçaklara dayalı

bir misilleme yapıldı?

PKK, Dağlıca'da da bir çeşit intihar saldırısı yaptı ve orada gereken cevabı aldı. Anında sıcak takibe geçildi, günlerce uçar birlik harekâtlarıyla PKK'lıların kaçış yolları kapatılmaya çalışıldı, örgüte ciddi zayiat verdirildi.

Bu kez bu yöntemin seçilmemiş olmasının nedenlerini Genelkurmay sakin bir dille bizlere anlatır mı acaba?

Radikal

Bu haber 16/10/2008 tarihinde eklenmiştir.