ŞEHİTLER ÜZERİNDEN SİYASET
Mersin İnzibat Karakolu'nda, vatani görevimi yaparken, polisler bir subayı tutuklayarak getirdiler. Arkasından subayın eşi, annesi ve babası da geldi. Vatani görevini Asteğmen olarak yapan tarih öğretmeni Mersin'deki evine gelince silahına sarılmış ve iki el havaya ateş etmiş. Komşular çatışma var diye polise haber vermişler, polis de tutuklayıp askeri inzibata teslim ettmişler.
Askeri İnzibat da emniyet teşkilatının aynı yapısının bir benzeri olarak, askeri personele hizmet verir ve askeri personelin işledikleri suçlarda polisin görevini yapar.
Anne oğlunu o halde görünce bayıldı. Eşi fenalık geçirdi. Mecburen teamül gereği Asteğmeni nezarete attık. Attık tabiri kaba gelebilir ama inzibatta kullanılan beylik sözlerdendir.
Eşi ağlıyor ve diyordu ki dokuz aydır yolunu gözlüyoruz ve bu akşam geldi, şimdi askeri hapishanede. Baba hiç konuşmuyor, anne ise yüksek perdeden ağlıyordu.
İnzibat askeri bu tür olaylara alışkın olduğu için pek etkilenmemiş gibi davranıyordu. Asteğmen ailesinin yapacak bir şeyi yoktu. Asteğmenin yaptığı fiil şikayet nedeniyle suç sayılıyordu. Ve sabah hakim karşısına çıkarılarak hakimin verdiği karara göre hareket edilecekti.
Ailenin dokuz aylık hasretinin sevince dönüştüğü anda bu olay gerçekleşmişti. O nedenle, hem hasret, hem sevinç, hem de şaşkınlık vardı. Ben bile olan biteni hazmedemiyor ve içten içe üzülüyordum.
Nöbetçilere aileyi odama getirmelerini söyledim. Aile fertleri çekinerek geldiler. Hepsi de okumuş insanlardı ve büyük bir saygıyla karşımda duruyorlardı.
Oturmalarını söyledim, baba saygıdan oturamadı. Elinden tutup amca gel otur ben de senin oğlun gibi askerim bu kurumlar bu milletin kurumu korkacak endişe edecek bir şey yok dedim.
Baba ikna oldu biraz da rahatladı. Onlara çay ikram ettim Asteğmenin eşi de edebiyat öğretmeni, olayları edebi diliyle anlattı ve biraz da inceden hiciv etti.
Nöbetçilere Asteğmeni nezaretten odama getirmelerini söyledim. Askerler önce tereddüt ettiler, ama ben ısrar edince de getirdiler. Tabi ki büyük güvenlik önlemleri altında.
Olan biten karşısında şaşkına dönmüş, ailesi önünde gururu kırılmış bir asker olarak yıkılmıştı. Onu da oturttum. Olayları onlardan dinledim.
Asteğmen ben sabahlara kadar silahların susmadığı dağlardan geliyorum. Ben yeni evlendiğim eşimi ailemi bıraktım da gittim . Onları karşımda görünce belimdeki silahıma sarılarak iki el ateş ettim . İşte başıma gelenler dedi.
Asteğmen haklıydı, biz kendi halimizde sorunsuz yaşarken Türkiye'nin diğer bir bölgesinde eşkıyaya, teröre karşı savaşan kahraman askerlerimiz var. Onlar bizim bilmediğimiz ve hiçbir zaman anlayamayacağımız fedakarlıklarla vatani görevlerini yapıyorlar.
Biz onları ve onların yaşadıkları travmayı anlayamıyoruz. Hatta hissedemiyoruz da.
Aileyi odamda sabaha kadar misafir ettim. Sabaha kadar hasret giderdiler, sabah da hakim huzuruna çıktı. Hakim küçük bir para cezası vermiş onu da ertelemişti. Silahı da bize teslim ettiler. Muhafaza altına alınarak birliğine emniyetli bir şekilde teslim edilsin diye.
Saat on bire geliyorken Asteğmeni saldık. Aile buruk bir sevinçle yanımızdan ayrıldı. Annesi eşi babası artık alıştıkları, korkmadıkları inzibat subayına sarılabildiler ve teşekkür ederek ayrıldılar.
İnzibat Komutanı bu manzarayı görünce, "Asteğmenleri orduya alıyoruz askeri duygu seli basıyor" sözleriyle espri yapmıştı.
Aradan yıllar geçti, değişen bir şey yok. Binlerce evladımızı Ülkemizin her yerine olduğu gibi Güneydoğu'ya da gönderiyoruz. Onlar orada bizim anlayamadığımız, bilmediğimiz nice fedakarlıklarla vatani görevlerini yapıyorlar.
Son günlerde medyada yer alan şehit cenazeleri ve Lübnan'a asker gönderilmesi tartışmaları, muhalefetin ve medyanın kışkırtmaları ile farklı bir boyut kazandı.
Görünen oydu ki asker ve şehitler, birilerinin Türkiye'yi karıştırmak uğruna feda edildiğinin resmiydi.
Türkiye gerekli görürse Afganistan'a da, Çin'e de , Lübnan'a da Kandil dağına da askerini gönderir. Ulusal çıkarlarımız devletimizin ve milletimizin bekası neyi gerektiriyorsa o yapılır.
Ancak bu kritik görevleri verdiğimiz askerlerimizin güvenlikleri de sağlanmış olmalıdır. Asker aylardır pusuya düşürülüyor ve mayın tuzaklarında onlarca şehit veriyoruz.
Medya ve gizli güçler hükümetle şehit ailelerini karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Eğer burada bir ihmal var ise öncelikle Askeri İstihbarat ve MİT görevlilerinin sorguya çekilmesi lazım. Sonra gerekli emniyeti almayan başındaki komutanın.
Teröre eşkıyaya karşı mücadele eden askerlerimizin can yelekleri yeterli midir ?
Mayın arama cihazları yeterli midir ?
İstihbarat görevi yapan birliklerin teknolojik sistemleri yeterli midir ?
Silah ve teçhizatı yeterli midir ?
Kısaca askerimizin vatan savunmasında lojistik ve moral destek unsurları tam mı, eksik mi ? Eksikse neleri eksik ?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu eksikleri neden tamamlayamıyor? Para yüzünden evlatlarımızı şehit veriyorsak bunun Türk kamuoyuna bildirilmesi lazım.
İşte o zaman hükümetin başındaki Başbakanı'na yüklenebileceğin kadar yüklen.
Neden benim askerimin eksiklerini karşılamıyorsun diye hesabını sor.
Ülkenin kör dövüşüne tahammülü yok. Şehitler hiç kimsenin siyasi malzemesi olamaz.
Bunu Sayın Baykal da anlamalı, gizli güçler de. Onların elinde oyuncak olan bir kısım ne olduğu ne yaptıkları belirsiz dernekler de.
Güya Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıktıklarını söylüyorlar. Ülkenin başbakanına sataşıyor aleni hakaret ediyorlar.
En önemlisi de bölücülük yapıyorlar. Bilhassa ADD derneklerinin, halkı Laik - Anti Laik olarak bölme girişimleri Türk Halkı'nın gözünden kaçmıyor.
Kardeş site Avrasya Forum yazarlarından E. Orgeneral Mehmet Şener ERUYGUR'un ADD Genel Başkanlık görevini kutlarken dernek içindeki bölücülere imkan tanımamasını bekliyoruz.
Hiçbir kimse şehit ailelerinin duyduğu acıyı duyamaz, onların yaptığı fedakarlığı yapamaz.
Hükümet ve muhalefet medya önünde kavga etmeyi bırakarak çözüm için bir araya gelmeli, halkı kışkırtarak ülkede kargaşa çıkarmak şehitlerimizi kabrinde incitecektir.
Sayın Başbakan'da konuşmalarında daha edebi üslup kullanmalıdır.
Yunus Emre bakın ne demiş:
Sözünü bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz.
Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz.
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
Söz ola zehirli aşı, bal ile yağ ede bir söz.
Bu yazı 13/06/2007 tarihinde eklenmiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
- PKK Sıkışınca Silahları Bırakın Barış Yapalım diyenler artıyor...
- Şehit Aileleri'nin Feryadı'nı kimse duymuyor...!
- Işık Koşaner'in istifası kimleri erken emekli etti?
- Bu Gazi'nin sesini kim duyar?
- TERÖRLE MÜCADELEDE BİR İHMAL Mİ VAR ?
- TÜRKİYE'DE YOUTUBE FİTNESİ !
- TERÖRİSTE DEMOKRASİ, VATANDAŞA HUKUK !!!!
- KİMLER SAMİMİ
- ŞEHİTLER ÜZERİNDEN SİYASET
- PAYLAŞSAK AÇ İNSAN OLURMUYDU ?