2023'te yılın insanı Zühtü Arslan ve bir soru

Zührü Arslan'ın ve AKP iktidarının yolculuğu

2023'te yılın insanı Zühtü Arslan ve bir soru

2023'te yılın insanı Zühtü Arslan ve bir soru: Bir muhafazakâr, konu 'öteki' olduğunda demokrat ya da adil olabilir mi?

MURAT SABUNCU YAZDI

Zühtü Arslan'ın parti kapatılmasından 367 kararına kadar ilkesel duruşu önemli… O dönem henüz iktidarının başında olan, AB'yi hedeflediğini söyleyen, 'Müslüman demokrat' olduğunu iddia eden yönetim için Arslan'ın tavrı önemliydi. Ancak iktidar devlet oldukça, devleti partileştirdikçe Arslan ile aradaki mesafe açıldı

Bir yıl daha bitiyor. Toplumun çoğunluğu yine en çok 'ekonomiyi' konuştu. Hukuk, yargı, adalet hep birkaç adım geriden geldi. Ya da şöyle söyleyeyim: Başkası için işleyen-işlemeyen, adil olan-olmayan, haksızlık yapan- yapmayan, özgürlüğü çalan, özgürlüğü güçlüye-zengine-iktidar yakınına mümkün kılan sistem geniş kitlelerce fazla sorgulanmadı. Herkes 'kendi mahallesi'nin ya da tanıdığının uğradığı haksızlığa -o da gözünün ucuyla- baktı, cılız sesle itiraz etti, yaşadı, yaşamaya devam etti. Oysa bir memlekette hukuksuzluk başladığında elbet bir gün herkesin farklı şekillerde de olsa kapısını çalar.

Bu yıl, hatta bir süredir en çok konuşulan konulardan biri Anayasa Mahkemesi ve başkanı Zühtü Arslan oldu. Aslında bu mahkeme 1961 Anayasası'yla birlikte kuruluşundan beri, bireysel başvurulara bakmaya başladığı 11yıldır aldığı-almadığı-alamadığı kararlarla çok konuşuldu. Ama son yıllarda Türkiye'nin savrulduğu yeni düzende, ilk derece mahkemelerden Yargıtay'a, neredeyse hemen her konuda iktidara yakın duruşa ve bu duruşla alınan kararlara rastlamak sıradan hale geldi ve Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru incelemesi 'içeride' son kapı olması nedeniyle daha da önem kazandı.

Tabii Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bir başvuru yeriydi ama orada alınan kararlar uygulanmaz hale geleli çok oldu. Bir süredir Anayasa Mahkemesi kararları da uygulanmıyor. Son örnek Can Atalay kararı idi. İlk derece mahkeme Anayasa Mahkemesi kararını uygulamadı, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'ne yolladı, oradan sadece 'uymama kararı değil' aynı zamanda Anayasa'ya rağmen Anayasa Mahkemesi'ne 'ayar veren' bir bildiri çıktı. Hatta, 3. Ceza Dairesi, Can Atalay hakkında 'ihlal, tahliye' oyu kullanan Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu! Anayasa Mahkemesi, Can Atalay'ın bireysel başvurusu hakkında ikinci kez karar almak zorunda kaldı ve hükmüne şu cümleyi ekledi:

"Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin yetkisi dâhilindeki bir dosyayı Yargıtay'a göndermesiyle başlayan, Yargıtay'ın da Anayasa hükümlerini göz ardı ederek verdiği kararla şekillenen süreç Anayasa'nın sözüne açıkça aykırılık oluşturmuş ve neticede başvurucunun bireysel başvuru hakkı, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açmıştır."

Anayasa'nın uygulanmaması, bunun sıradanlaşması, Anayasa'ya göre çalışan-çalışması gereken mahkemenin kimi üyelerinin, özellikle başkanının aldığı kararlarla ilgili olarak iktidar, ortağı, hatta medyası tarafından hedef gösterilmesi... Tayyip Erdoğan'ın 2016 yılında Dündar-Gül kararıyla ilgili olarak sarf ettiği "Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım ama onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim ve verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum" günlerinden iktidar ortağının, MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Uzaktan kumandalı yargı da, yargıç da olmaz, diyen bay Zühtü, senin kumandan, senin ipin kimin elindedir" günlerine…

Zührü Arslan'ın ve AKP iktidarının yolculuğu

Burada biraz Zühtü Arslan'a odaklanmak istiyorum. YÖK Genel Kurulu'nca gösterilen üç aday arasından 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 17 Nisan 2012'de seçilmesinden beri AYM üyesi, 10 Şubat 2015'ten beri AYM Başkanı olarak görev yapıyor. Nisan 2024'te görev süresi doluyor. Kamuoyu tarafından tanınmaya başlaması; AYM'nin 1 Mayıs 2007'de aldığı kararla, 'Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında TBMM'de en az 367 milletvekili olmadığı' gerekçesiyle birinci tur oylamayı iptal etmesinde aldığı tavırla oldu. Bu konuda Arslan AYM kararını eleştiren taraftaydı.

2008 yılında AKP'nin kapatılması ile ilgili davayı kabul eden AYM'yi bu kez 'yargı darbesi yaptığı' gerekçesiyle eleştirecekti. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi olarak o eleştirisindeki cümlelerinden biri şuydu:

"Yargı darbesi son zamanlarda anayasal düzen içinde tartışılan bir kavram haline geliyor. Anayasa mahkemelerinin özellikle Anayasal düzenin temel ilkelerini, normlarını yorum yoluyla değiştirmesine yönelik kararlara 'yargı darbesi' deniliyor."

Arslan AKP'nin 2008'de hazırlanmasını istediği 'sivil anayasa' projesinde de çalıştı, AKP tarafından 2009'da Polis Akademisi Başkanlığı görevine de atandı.

Zühtü Arslan'ın parti kapatılmasından 367 kararına kadar ilkesel duruşu önemli.
Tabii baş örtüsü yasalarıyla ilgili AYM'nin eski kararlarını eleştirisi de sonuna kadar haklı.

O dönem henüz iktidarının başında olan, Avrupa Birliği'ni hedeflediğini söyleyen, 'Müslüman demokrat' olduğunu iddia eden yönetim için bu tavır önemliydi. Ancak iktidar, devlet oldukça, devleti partileştirdikçe Arslan ile aradaki mesafe açılmaya başladı. Oysa Zühtü Arslan ek bir şey yapmıyordu, olması gerekeni yapmaya çalışıyordu. Ama ülke normal şartlar altında olmadığında normal çok önemli hale gelecekti.

O gün (ve bugün) iktidarda olanların, kendi partilerinin kapatılması girişimi olduğunda aralarında Arslan'ın da olduğu kişilerin yaptığı (haklı) itirazı alkışlarken bugün başka partinin, HDP'nin kapatılması konusu gündeme geldiğinde 'kayıtsız kalması-kapatma için destek olması'… HDP'nin Hazine yardımı hesabına 'tedbiren' blokaj konulmasına yönelik talebe Arslan'ın da aralarında bulunduğu 8 üyenin karşı oyunun "Türk devletiyle uğraşma, cesaretin varsa Kandil'e git" şeklinde yorumlanması... Can Atalay ile ilgili hak ihlali kararının verilmesinin ardından, bir zamanlar duruşu nedeniyle 'övülen' bu ismin ve oy veren diğer üyelerin, bu kez 'kara cübbeliler' diye hedefe konulmaları….

Zühtü Arslan'ın da başkanlığı sırasında tartışılacak çıkışları-kararları elbette oldu. Ancak Arslan'ın görev süresinin Nisan 2024'te sona ermesinin ardından AYM'nin yeni bir 'yol'a gireceği düşünülebilir. Elbette mahkemenin üyeleri de önemlidir ancak temsil makamı olarak ayrı bir ağırlığı olan başkanlık Mahkeme'nin yüzünü-duruşunu da temsil ettiği için kritiktir. Arslan'dan sonra Mahkeme'nin başkanı pek muhtemeldir ki İrfan Fidan olacak. Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından 27 Kasım 2020'de Yargıtay üyeliğine seçilen, burada tek bir dosyaya bakmadan, Yargıtay'a atandıktan 20 gün sonra, 17 Aralık'ta en yüksek oyu alarak Anayasa Mahkemesi üyesi yapılan, iktidarın yargıdaki en önemli 'isimlerinden' Fidan.

İktidarın ve ortağının 'kapatılmasını bile savunduğu' AYM, Arslan ve birkaç üyenin de değişmesiyle birlikte, kuvvetler ayrılığı açısından kalan son kırıntılar için bile, kendisinden beklenen sorumluluğu yerine getiremeyecek noktaya savrulabilecektir.

Bir zamanlar yüksek yargı mensubu temsilcileri Cumhurbaşkanı ile çay toplamaya gittiğinde, adli yıl açılışları Beştepe'ye taşındığında, siyasi kimlik-şapka taşıyan Erdoğan yargıçlarca ayakta alkışlandığında, başta işbirliği yaparak yargısal operasyonları teşvik ettikleri-izledikleri ama şimdi FETÖ dedikleri organizasyonların geç kalmış tasfiyesi sonrası yargıda oluşan boşluğu kendi yandaşlarıyla doldurduklarında itiraz edenler itibarsızlaştırılmaya çalışılmış-hedefe konulmuştu. Bu durumların yarattığı-yaratacağı sorunlarla ilgili az sayıda da olsa uyarılar yapılmıştı. O günlerden bugünlere hukuk her geçen gün zemin ve irtifa kaybetti.

Türkiye kendini 'müesses nizamın temsilcisi-uygulayıcısı-mensubu' olarak tanımlayan, devletin sahibi gören yargı zihniyetinden, kendini "Erdoğan'ın, muhafazakârlığın temsilcisi-uygulayıcısı-mensubu" olarak tanımlayıp devletin sahibi olarak gören yargı zihniyetine savruldu. Kimi hukukçular bugün gelinen durumun 12 Eylül, hatta 28 Şubat darbe süreçlerindeki hukuksal ortamdan bile geri olduğunu savunuyor.

Şimdi gelelim başta sorduğum soruya: Bir muhafazakâr konu 'öteki' olduğunda demokrat ya da adil olabilir mi? Genelleme yapmayı sevmem ama benim buna vereceğim yanıt 'hayır.' Kendini muhafazakâr olarak tanımlayan bir iktidar; başta siyasi davalar, göz göre göre haksız, delilsiz hükümler, buna ya iştirak eden ya susan kendini muhafazakâr olarak tanımlayan her kademeden isimler. Güçlünün, zenginin, iktidara yakının korunduğu, muhalifin, yoksulun, desteği olmayanın mağdur edildiği-ezildiği bir sistem.

Zühtü Arslan; bu düzende normal olanı yaptığı, hukuktan kopmadan çalıştığı, polemikten kaçınıp, sözden çok kararlarıyla ya da kimi kararlara düştüğü şerhlerle, karşı oylarıyla tavır aldığı için 2023'ün insanı bence…


NOT: Yukarıdaki satırları 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ikinci kez Anayasa Mahkemesi kararına uymayıp Can Atalay’ın tahliyesine karşı çıkmasından önce yazmıştım. Dosya daha önce Anayasa Mahkemesi’ni ‘yetki sınırlarını aşmakla’ itham eden ve üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunan Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne yollandı. Hem ilk derece mahkeme hem Yargıtay Anayasa’ya uymadı. Bunun iktidarın bilgisinde-desteğinde bir hareket olduğunu anlamak çok zor değil. Şu an Türkiye’de; Anayasa Mahkemesi de fiilen bitmiş-bitirilmiş durumda. Zühtü Arslan’ın başkan sıfatıyla alacağı tavır da önemli olacak. Siyasi görüşü ne olursa olsun her kesimden ismin paramparça edilmiş hukukun son noktalarından birine sahip çıkması gerekiyor. Türkiye her geçen gün daha da tehlikeli bir yere savruluyor.

MURAT SABUNCU / t24