Rusya’nın Kiev saldırısı güç değil stratejik çaresizlik mesajı verdi

Rusya’nın Kiev’e Oreshnik füzesiyle düzenlediği büyük saldırı, güç gösterisinden çok Moskova’nın Ukrayna karşısındaki stratejik çıkmazını ortaya koydu.

Rusya’nın Kiev saldırısı güç değil stratejik çaresizlik mesajı verdi

Yusuf İnan
Gazeteci | Siyasi ve Stratejik Analist

ANKARA, TÜRKİYE — Rusya’nın Kiev’e yönelik son büyük hava saldırısı, Moskova’nın askeri gücünden çok Ukrayna karşısındaki stratejik çıkmazını ve Putin yönetiminin artan çaresizliğini görünür hale getirdi.

Rusya, Ukrayna işgalinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen Kiev’i siyasi olarak teslim alamadı, Ukrayna halkının direncini kıramadı ve ülkeyi Batı dünyasından koparmak yerine tam tersine Avrupa-Atlantik çizgisine daha fazla yaklaştırdı. Son saldırıda kullanılan Oreshnik orta menzilli balistik füzesinin de içinde bulunduğu ağır silahlar, ilk bakışta bir güç gösterisi gibi sunulsa da, gerçekte Kremlin’in giderek daha riskli ve daha tehditkâr araçlara başvurduğunu gösteriyor.

Ukrayna Hava Kuvvetleri’ne göre Rusya, son büyük saldırıda yaklaşık 600 insansız hava aracı ve 90 füze kullandı. Reuters, saldırının savaşın başından bu yana Kiev ve çevresine yönelik en yoğun saldırılardan biri olduğunu, Oreshnik füzesinin de bu saldırıda kullanıldığını aktardı. AP de Rusya’nın Oreshnik kullanımını doğruladığını ve saldırıda Kiev’de can kayıpları ile geniş çaplı hasar meydana geldiğini bildirdi.

Putin’in güç gösterisi ters tepti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, savaş boyunca zaman zaman “son teknoloji” silahları öne çıkararak hem iç kamuoyuna hem de Batı’ya güç mesajı vermeye çalıştı. Oreshnik füzesinin kullanımı da bu çizginin son örneklerinden biri oldu.

Ancak stratejik açıdan bakıldığında bu mesajın ters teptiği söylenebilir. Çünkü bir devlet, komşu ülkeyi hızlı şekilde kontrol altına alma hedefiyle başlattığı işgalde yıllar sonra hâlâ başkentlere, apartmanlara, okullara ve müzelere füze atıyorsa, bu başarıdan çok tıkanmışlığın göstergesidir.

The Guardian, son saldırıda Oreshnik’in savaşta üçüncü kez kullanıldığını ve Kiev’in ana hedef olduğunu yazdı. Habere göre saldırıda konutlar, okullar, bir pazar yeri, su altyapısı, Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ve kültürel yapılar zarar gördü.

Oreshnik nükleer kartın gölgesini büyüttü

Oreshnik yalnızca askeri bir füze sistemi değil, aynı zamanda siyasi bir mesaj. Moskova bu füzeyi Avrupa’nın büyük bölümünü hedef alabilecek kapasitede bir silah olarak tanıtıyor. Bu nedenle Kiev’e karşı kullanılması, sadece Ukrayna’ya değil, Avrupa başkentlerine de gözdağı anlamı taşıyor.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın Oreshnik kullanımını “pervasız bir nükleer kumar” olarak tanımlaması bu yüzden önemli. Avrupa’da bu saldırı, klasik savaşın ötesinde nükleer imalı bir tırmanış olarak okunuyor. Kyiv Post ve diğer bölgesel kaynaklar, Kallas’ın açıklamasında Rusya’nın nükleer kapasiteye sahip sistemlerle siyasi gözdağı verdiğini vurguladığını aktardı.

Bu noktada temel soru şu: Gerçekten güçlü olan bir devlet, neden nükleer çağrışımı olan kartları masaya sürmek zorunda kalır? Bu soru, Putin’in güç imajının altında büyüyen kırılganlığı gösteriyor.

Ukrayna artık eski Ukrayna değil

Rusya’nın en büyük stratejik yanılgılarından biri, Ukrayna’yı hâlâ eski Sovyet coğrafyasındaki gibi kültürel, siyasi ve duygusal olarak yönetilebilir bir alan sanması oldu.

Oysa 2022’de başlayan tam ölçekli işgal, Ukrayna toplumunda geri dönüşü zor bir kopuş yarattı. Ukrayna’da Rusça konuşan milyonlarca insan olmasına rağmen, Rusya’nın saldırıları Rus diline, Rus kültürel sembollerine ve Rusya merkezli tarih anlatısına yönelik mesafeyi hızla büyüttü. OSW, savaşın ardından Ukrayna’da “derussification” sürecinin tarih, kamusal alan ve gelecek vizyonu dahil birçok alana yayıldığını belirtiyor.

Ukrayna’da sokak isimleri, anıtlar, kültürel referanslar ve kamusal semboller değişiyor. Bu yalnızca idari bir düzenleme değil; toplumun Rusya ile duygusal bağlarını koparma süreci. Rusya her füze attığında, Ukrayna’daki Rus kültürel izlerini de biraz daha siliyor.

Her füze Rusya’nın kendi bağlarını vuruyor

Ukrayna ile Rusya arasındaki ilişki sıradan iki komşu ülke ilişkisi değildi. Aileler iç içe geçmişti. Akrabalık bağları, ortak şehirler, karma evlilikler, ortak hatıralar ve dilsel yakınlık vardı.

Bu yüzden Rusya’nın Ukrayna’ya attığı her füze yalnızca Ukraynalıları değil, tarihsel olarak kendi toplumuyla akrabalık bağları bulunan insanları da vuruyor. Rusya, Mykolaiv’i, Harkiv’i, Odessa’yı veya Kiev’i bombalarken yalnızca “düşman” gördüğü bir ülkeyi değil, kendi halkının da akrabalarının yaşadığı şehirleri hedef alıyor.

Bu trajik gerçek, savaşın ahlaki çıkmazını daha da derinleştiriyor. Moskova askeri haritada hedef işaretlerken, gerçekte kendi tarihsel bağlarını, kültürel nüfuzunu ve bölgedeki yumuşak gücünü yok ediyor.

Batı’dan koparmak isterken Batı’ya itti

Putin’in Ukrayna işgali öncesindeki temel hedeflerinden biri, Kiev’in Batı ile entegrasyonunu durdurmaktı. Ancak savaş tam tersini doğurdu.

Ukraynalılar milyonlar halinde Avrupa ülkelerine yerleşti, Batı toplumlarıyla doğrudan temas kurdu, Ukrayna ordusu NATO standartlarına daha fazla yaklaştı, Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırdı ve Rusya’ya enerji, ekonomi, güvenlik alanlarında bağımlılığı azaltmak için adımlar attı.

Rusya’nın saldırıları, NATO’nun Avrupa’daki meşruiyetini zayıflatmadı; aksine güçlendirdi. Moskova’nın baskısı, Avrupa’da Rusya tehdidini soyut bir tartışma olmaktan çıkarıp somut bir güvenlik meselesine dönüştürdü.

Putin’in imajı aşındı

Putin işgal öncesinde dünya siyasetinde sert, hesapçı ve etkili bir lider olarak görülüyordu. Ancak Ukrayna savaşı uzadıkça bu imaj ciddi şekilde aşındı.

Rusya sahada ağır kayıplar verirken, içeride ekonomik yaptırımların etkisi, dışarıda diplomatik izolasyon ve çevre ülkelerde Moskova’ya duyulan güvensizlik arttı. Kremlin’in etkisi altında görülen coğrafyalarda bile ülkeler Batı, Türkiye, Çin ve bölgesel alternatiflerle daha dengeli ilişkiler kurmaya çalışıyor.

Bu süreç devam ederse Rusya’nın yalnızca Ukrayna’yı değil, Orta Asya’dan Kafkasya’ya kadar birçok coğrafyada duygusal ve siyasi nüfuzunu kaybetme riski büyüyecek.

Çin izliyor, Rusya yalnızlaşıyor

Rusya’nın beklentilerinden biri Çin’in kendisine daha güçlü stratejik destek vermesiydi. Ancak Pekin’in temel önceliği küresel ticaret, ekonomik istikrar ve kendi çıkarları olmaya devam ediyor. Çin, Rusya’ya açık çek vermek yerine, Batı ile ekonomik ilişkilerini de dikkate alan kontrollü bir çizgi izliyor.

Bu da Moskova’nın uzun vadede yalnızlaşma riskini artırıyor. Rusya savaşı uzattıkça hem kaynaklarını tüketiyor hem de Ukrayna’nın Batı ile entegrasyonunu kalıcı hale getiriyor.

Zafer füzeyle değil, masada ve kalplerde kazanılır

Rusya Ukrayna’ya acı, yıkım ve gözyaşı getirdi. Fakat aynı zamanda kendi toplumuna da kayıplar, ekonomik baskı ve gelecek belirsizliği taşıdı.

Hiçbir savaş gerçek zafer getirmez. Zafer yalnızca askeri haritalarda değil, halkların kalbinde, masada ve kalıcı barışta kazanılır. Rusya, Ukrayna’yı tamamen işgal etse bile bu artık stratejik bir zafer olmayacaktır. Çünkü Ukrayna halkının gönlünü, kültürel bağlarını ve gelecek yönelimini kaybetmiştir.

Bugün gelinen noktada Rusya’nın attığı her füze, Ukrayna’yı Rusya’dan biraz daha uzaklaştırıyor. Her saldırı, Ukrayna’daki Rus izlerini siliyor. Her bombardıman, Ukrayna’nın Batı dünyasıyla bütünleşme iradesini daha da güçlendiriyor.

Putin’in son saldırısı bu nedenle bir güç gösterisi değil; Rusya’nın Ukrayna karşısında askeri, siyasi ve kültürel olarak içine düştüğü stratejik çıkmazın en açık fotoğrafı olarak tarihe geçiyor.

Yusuf İnan

www.sehitlerolmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.