Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Zelenskiy, Ukrayna’da Türk vatandaşlarının yaşadığı zulmü biliyor mu?
Ukrayna’da çocuklarının yanında kalmak isteyen bir Türk vatandaşı, Nikolaev Göçmenlik Ofisi’nde yaşadığı bürokratik engelleri ve aile dramını kaleme aldı.
Yusuf İnan
Gazeteci | Siyasi ve Stratejik Analist
Erdoğan ve Zelenskiy bu zulmü duyuyor mu?
Yaklaşık 30 yıllık gazeteci ve yazarım. Bugüne kadar nice haksızlık gördüm, nice mağduriyet dinledim, nice devlet kapısında insanların nasıl çaresiz bırakıldığına şahit oldum. Ama insanın kendi çocukları için, kendi ailesi için, kendi hayatı için yaşadığı çaresizlik bambaşka bir şeymiş.
Bugün size Ukrayna’dan güzel haberler vermek isterdim. Ukrayna’nın Türk vatandaşlarına iyi davrandığını, Türkiye’nin savaşın ilk gününden bu yana yaptığı yardımları unutmadığını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her çözümsüz meselede Ukrayna’nın yanında durmasının karşılık bulduğunu yazmak isterdim.
Ukraynalı esirlerin kurtarılması için Türkiye’nin yürüttüğü diplomasinin, kaçırılan Ukraynalı çocukların evlerine döndürülmesi için verilen emeğin, savaşın ilk günlerinde Bayraktar İHA’larıyla yapılan desteğin Ukrayna bürokrasisinde bir vefa duygusu oluşturduğunu söylemek isterdim.
Ama maalesef böyle bir şey yok.
Ben bunu duymadım, okumadım, başkasından aktarmıyorum. Ben yaşıyorum.
Ukrayna’da Türk vatandaşları çile çekiyor. Türk vatandaşları kapı kapı dolaştırılıyor. İnsan onurunu yaralayan, aileleri parçalayan, çocukları babalarından ayıran bir bürokrasiyle karşı karşıyayız. Özellikle Nikolaev Göçmenlik Ofisi’nde yaşadıklarım, artık sıradan bir evrak meselesi değildir. Bu, açıkça bir insanlık meselesidir.
Ukrayna İçişleri Bakanlığı’na yazdım. Ukrayna Ombudsmanlığı’na başvurdum. Kiev Göçmenlik Ofisi’ne müracaat ettim. Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin Ofisi’ne dilekçeler gönderdim. Ama sonuç alamadım.
Bugün yaşadığım son olay, bu bürokratik duvarın ne kadar kalın olduğunu bir kez daha gösterdi.
Ukrayna İçişleri Bakanlığı başvurumu aldı. 27 Mayıs 2026 tarihli müracaatımın 28 Mayıs 2026’da kayıt altına alındığı ve dosyanın incelenmek üzere Ukrayna Devlet Göç Servisi’ne gönderildiği tarafıma resmî yazıyla bildirildi. Yani artık bu mesele devletin kayıtlarına girmiştir. Artık kimse “haberimiz yoktu” diyemez.
Bugün göçmenlik ofisine gittim. Bana dört ayrı yerden soruşturma ve yazı geldiği söylendi. Buna rağmen işlem yapılmadı. Evraklarım yine alınmadı. Çözüm üretmek yerine beni tekrar Baştanka’ya gönderdiler.
Şimdi soruyorum: İçişleri Bakanlığı’nın kayda aldığı, Devlet Göç Servisi’ne havale ettiği bir dosyada bile işlem yapılmıyorsa, sıradan bir insan bu ülkede hakkını nasıl arayacak?
Ben artık sadece bir göçmenlik işlemi için değil, çocuklarımın babasız bırakılmaması için mücadele ediyorum. Devletin üst makamları yazıyor, dosya gönderiliyor, soruşturmalar geliyor; fakat sahadaki bürokrasi yine kapıyı kapatıyor.
Bu nasıl bir işleyiştir?
Bu nasıl bir devlet disiplini anlayışıdır?
Ve en önemlisi: Bu çocukların suçu nedir?
Devletin en üst makamlarına sesleniyorsunuz, fakat sahadaki bürokrasi sizi duymuyor. Duymak istemiyor. Evrakınızı almıyor, sizi oyalıyor, sizi yıldırıyor. Bir Türk vatandaşı olarak, Ukrayna’da devlet kapılarında ping-pong topu gibi oradan oraya savruluyorsunuz.
Türkiye’de Elif ve Ayşe bebeklerin hikâyesini bilmeyen kalmamıştır. Elif ve Ayşe, yıllarca babasız kaldı. Sekiz yıl boyunca bir babanın hasretiyle büyüdüler. Sonunda Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Emine Erdoğan’ın himmetiyle babalarına kavuştular.
Ama bu kavuşma ne yazık ki kısa sürdü.
Bugün Elif, Ayşe ve Zarina 10, 8 ve 6 yaşında. Üç küçük kız çocuğu savaşın gölgesinde yaşıyor. Ben onların babası olarak, çocuklarımın savaşın içinde kalmasına gönlüm razı olmadığı için Türkiye’deki işimi, evimi, düzenimi, her şeyimi bıraktım ve Ukrayna’ya geldim.
Çocuklarımı savaşın içinden çıkarıp Türkiye’ye götüremiyorsam, hiç olmazsa onların yanında kalayım dedim. Bir baba olarak bundan daha doğal ne olabilir?
Ama Ukrayna bürokrasisi sanki ülkede savaş yokmuş gibi davranıyor.
Her saat, her gün sirenler çalıyor. İnsanlar tedirgin. Bankalar kapanıyor. Sokakta yürürken insanlar gökyüzüne bakıyor. Evlerde korku var. Her gün olmasa bile her hafta şehre dronlar düşüyor. Evler yıkılıyor, ocaklar sönüyor, insanlar ölüyor. Okullar doğru düzgün çalışmıyor. Bir gün eğitim varsa üç gün yok. Çocuklar okul sıralarından çok siren seslerini tanıyor.
Ben çocuklarımı bu şartlarda bırakmak istemiyorum. Ama onları Türkiye’ye de götüremiyorum. O hâlde onların yanında kalmak istiyorum.
Nikolaev Göçmenlik Ofisi ise bunu bile bana çok görüyor.
Evraklarım alınmıyor. Süreç ilerletilmiyor. Benden sürekli yeni şeyler isteniyor. Kapılar kapanıyor, cevaplar gecikiyor, zaman işliyor. Benim 10 gün sonra Türkiye’ye dönmem gerekirse, Elif ve Ayşe yeniden savaşın içinde babasız kalacak.
Şimdi soruyorum: Bu mudur adalet?
Bu mudur çocuk hakları?
Bu mudur Türkiye ile Ukrayna dostluğunun karşılığı?
Sayın Hakan Fidan kardeşim, sen bunları hiç mi duymuyorsun?
Seninle aynı yolları eskittik, aynı pınarın sularından içtik. Bugün Ukrayna’da bir Türk vatandaşı olarak çocuklarım için mücadele ediyorum. Benim istediğim şey lütuf değil, ayrıcalık değil, imtiyaz değil. Ben sadece hakkım olan işlemin yapılmasını, evrakımın alınmasını, çocuklarımın babasız bırakılmamasını istiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, dünyanın herhangi bir yerinde sahipsiz kalmamak demektir. Biz böyle bildik. Biz devletimizi böyle sevdik. Biz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşına sahip çıktığını böyle gördük.
Nikolaev Göçmenlik Ofisi’nde bana “kendine garantör bul” denildiğinde, benim garantörüm Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir, benim garantörüm Cumhurbaşkanım Recep Tayyip Erdoğan’dır dedim. Ama bu sözler bile duvara çarptı.
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sesi duymanızı istiyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı Zelenskiy, sizin de bu sesi duymanızı istiyorum.
Türkiye, Ukrayna’nın zor gününde yanında durdu. Kırım işgal edildiğinde Türk milleti iki gözü iki çeşme ağladı. Türkiye Cumhuriyeti, Kırım’ın işgalini de Ukrayna’nın işgalini de kabul etmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savundu. Türkiye, Ukrayna’yı sadece sözle değil, fiilen de destekledi.
Peki bugün Ukrayna’da Türk vatandaşlarına reva görülen bu muamele nedir?
Türk vatandaşlarını kapı kapı dolaştırmak, aileleri çaresiz bırakmak, çocukları babalarından ayırmak hangi dostluğa sığar?
Sayın Volodimir Zelenskiy, ofisinize defalarca dilekçe gönderildi. Bu dilekçeler neden sonuçsuz kalıyor? Ukrayna’nın adını lekeleyen, Türkiye ile Ukrayna arasındaki dostluk köprüsüne zarar veren bu bürokratik anlayış neden durdurulmuyor?
Sayın Olena Zelenska, Sayın Emine Erdoğan ile birlikte Ukraynalı çocuklara Türkiye’nin nasıl sahip çıktığını dünyaya duyurdunuz. Peki Elif ve Ayşe’nin yaşadığı bu dramı kim duyacak? Çocuklar babalarından ayrılmasın diye kim devreye girecek?
Ben bir gazeteci olarak yazıyorum ama bugün sadece gazeteci değilim. Bugün bir babayım. Üç küçük kız çocuğunun babasıyım. Onları savaşın ortasında yalnız bırakmak istemeyen bir babayım.
Bana yapılan bu bürokratik zulüm, sadece bana yapılmış değildir. Bu zulüm Elif’e, Ayşe’ye, Zarina’ya yapılmıştır. Bu zulüm aile birliğine yapılmıştır. Bu zulüm Türkiye-Ukrayna dostluğuna yapılmıştır.
Ben buradan açıkça çağrı yapıyorum:
Nikolaev Göçmenlik Ofisi’nin uygulamaları derhâl incelensin. Evraklarım alınsın. Başvurum hukuka uygun şekilde sonuçlandırılsın. Çocuklarım yeniden babasız bırakılmasın.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Zelenskiy’nin bu sesi duymasını bekliyorum.
Çünkü bazen devletlerin gerçek büyüklüğü büyük salonlarda yapılan konuşmalarda değil, bir çocuğun gözyaşını silip silememesinde ortaya çıkar.
Ben çocuklarım için buradayım.
Ve bu sesi duyana kadar susmayacağım.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













