Türkiye’de Başkan Erdoğan’a karşı darbe riski iddiası gerçekçi olabilir mi?

Yusuf İnan, Erdoğan’a karşı darbe iddialarını, YouTube yayınlarında dolaşan imaları ve AK Parti’nin geleceğine yönelik psikolojik operasyon ihtimalini analiz etti.

Türkiye’de Başkan Erdoğan’a karşı darbe riski iddiası gerçekçi olabilir mi?

Yusuf İnan
Gazeteci | Siyasi ve Stratejik Analist

Erdoğan’a karşı darbe iddiası gerçekçi mi?

Son günlerde bazı YouTube yayınlarında, sosyal medya kulislerinde ve muhalif yorum çevrelerinde derinden derine dillendirilen ağır bir iddia var: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakın çevresinden bir ismin, dış destek ve içerideki bazı güç odaklarıyla birlikte yeni bir siyasal mühendislik hazırlığı içinde olduğu öne sürülüyor.

Bu iddia açık açık “darbe” kelimesiyle her zaman ifade edilmiyor. Bazen ima ediliyor, bazen yarım cümlelerle geçiliyor, bazen de “Erdoğan sonrası Türkiye’yi kim yönetir?” sorusunun içine gizleniyor.

Ahmet Nesin’in YouTube kanalında bu konu zaman zaman gündeme geliyor. Can Ataklı ve Sabahattin Önkibar gibi tecrübeli gazeteciler de farklı dönemlerde benzer imaları dolaylı biçimde değerlendirdiler. Kimi yayınlarda, adı açıkça söylenmeyen ama herkesin tahmin etmesi istenen bir “güç merkezi”nden bahsediliyor.

Peki bu iddialar gerçekçi olabilir mi?

Ateş olmayan yerden duman çıkar mı?

Yoksa bu duman, bizzat birilerinin bilinçli biçimde yaktığı küçük siyasi ateşlerden mi yükseliyor?

Benim kanaatim açık: Bugünkü Türkiye’de Başkan Erdoğan’a karşı klasik anlamda bir darbe girişimi ihtimali son derece zayıftır. Hatta mevcut devlet yapısı, güvenlik mimarisi, siyasi denge ve bürokratik merkez dikkate alındığında böyle bir ihtimali gerçekçi bulmuyorum.

Çünkü Türkiye’de devletin güç merkezleri uzun süredir tek bir siyasi merkezin etrafında şekillenmiştir. Güvenlik bürokrasisi, istihbarat mekanizması, yargı dengesi, parti omurgası ve devlet refleksi büyük ölçüde Başkan Erdoğan’ın kurduğu siyasal düzenin içinde hareket etmektedir. Böyle bir yapıda, Erdoğan’a rağmen Erdoğan çevresinden bir ismin kendi başına büyük bir güç hamlesi yapabileceğini düşünmek bana gerçekçi gelmiyor.

Ben bunu rüyamda görsem inanmam.

Fakat tam da bu nedenle başka bir ihtimal üzerinde durmak gerekir: Bu söylentiler gerçek bir darbe hazırlığından çok, bir psikolojik operasyonun parçası olabilir mi?

Türkiye’de siyaset bazen doğrudan hamlelerle değil, söylentilerle şekillendirilir. Bir isim parlatılır, bir başka isim yıpratılır. Bir aile içi gerilim anlatısı üretilir. Bir liderin çevresinde güvensizlik iklimi oluşturulur. Kamuoyuna “asıl iktidar artık başka yerde” duygusu verilmeye çalışılır.

Böyle dönemlerde darbe kelimesi bile başlı başına bir siyasi araç haline gelir.

Darbe iddiası gerçek olmasa bile, darbe iması bazı çevreler için kullanışlıdır. Çünkü bu ima, lideri yavaşlatmak, çevresini birbirine düşürmek, parti tabanında endişe üretmek ve devlet içinde güvensizlik atmosferi oluşturmak için kullanılabilir.

Bugün sorulması gereken soru şudur: Bu iddiaları kimler dolaşıma sokuyor? Hangi kanallarda tutuyor? Hangi isimleri öne çıkarıyor? Hangi isimleri hedef haline getiriyor? Ve en önemlisi, bu söylentiler kimin işine yarıyor?

Son dönemde Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak isimlerinin bazı çevrelerde yeniden konuşulması tesadüf müdür? AK Parti’nin geleceği, yenilenmesi, gençleşmesi ve yeniden güçlü bir toplumsal enerji üretmesi gerektiği yönündeki tartışmalar, bazı güç odaklarını rahatsız etmiş olabilir mi?

Eğer Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak gibi isimlerin AK Parti’nin geleceğinde daha etkili olabileceği yönünde bir beklenti doğuyorsa, bu beklentiden rahatsız olan çevreler de olacaktır. Çünkü AK Parti’nin yenilenmesi, sadece parti içi bir kadro değişimi değildir. Aynı zamanda Türkiye’deki güç dengelerinin yeniden kurulması anlamına gelir.

Bu nedenle bazı söylentilerin hedefi, doğrudan Başkan Erdoğan olmayabilir. Hedef, Erdoğan sonrası dönemin nasıl şekilleneceği, kimlerin yükseleceği, kimlerin tasfiye olacağı ve hangi kadroların geleceğe taşınacağı olabilir.

Böyle bakıldığında YouTube kazanında minik minik yakılan ateşlerin anlamı daha iyi anlaşılır.

Birileri açık darbe senaryosu yazmıyor olabilir. Ama “Erdoğan zayıflıyor”, “çevresi bölünüyor”, “devlet içinde başka bir merkez yükseliyor”, “dış dünya artık başka bir isimle çalışmak istiyor” gibi algılar oluşturulmak istenebilir.

Bu, darbe hazırlığından çok daha ince bir şeydir: Siyasetin psikolojik sahasını ele geçirme çabasıdır.

Burada dikkat çekici bir başka nokta da bu imaların bazı FETÖ bağlantılı yayınlarda veya FETÖ çizgisine yakın propaganda kanallarında sürekli gündemde tutulmasıdır. Bu kanallarda ima edilen bazı isimler zaman zaman parlatılıyor, bazen de “Erdoğan’dan umut yok ama şu isim olursa Türkiye düzelir” türü cümlelerle yeni bir algı zemini oluşturuluyor.

Bu tesadüf müdür?

Bence değildir.

FETÖ aklı Türkiye’de hiçbir zaman sadece bugüne oynamadı. Her zaman çatlak aradı. Devletin içinde, siyasetin içinde, ailelerin içinde, kadroların arasında, partilerin damarlarında çatlak bulmaya çalıştı. Bugün de aynı aklın farklı biçimlerde devrede olması şaşırtıcı değildir.

Fakat bu noktada dikkatli olmak gerekir. Her söylentiyi FETÖ’ye bağlamak da doğru değildir. Türkiye’de farklı çıkar grupları, eski bürokratik alışkanlıklar, yeni sermaye çevreleri, uluslararası odaklar, medya operasyoncuları ve parti içi hesap yapan aktörler de olabilir.

Türkiye gibi büyük ve sert güç mücadelelerinin yaşandığı bir ülkede, dedikodu bazen istihbarat malzemesi gibi kullanılır. Söylenti, gerçek kadar etkili olabilir. Hatta bazen gerçek olmayan bir söylenti, gerçeğin kendisinden daha çok sonuç üretir.

Başkan Erdoğan bu oyunları okuyabilecek tecrübeye sahip bir siyasetçidir. Türkiye’de vesayetle, darbe girişimleriyle, parti kapatma davalarıyla, 15 Temmuz ihanet kalkışmasıyla ve uluslararası baskılarla mücadele etmiş bir liderden söz ediyoruz. Böylesine ağır süreçlerden geçmiş bir siyasi aklın, YouTube kulislerinde üretilen imaları hafife alacağını sanmıyorum.

Fakat mesele sadece Erdoğan’ın bu imaları görüp görmemesi değildir.

Mesele, AK Parti’nin ve devlet aklının bu söylentileri nasıl yöneteceğidir.

Eğer bu iddialar bütünüyle gerçek dışıysa, devlet ve siyaset bu söylentileri büyütmeden söndürmelidir. Eğer bu söylentiler bazı çevrelerin parti içi dizayn operasyonunun parçasıysa, bunun da farkına varılmalıdır. Eğer dışarıdan pompalanan bir algı çalışması varsa, bunun kanalları tespit edilmelidir.

Ancak bütün bunlar yapılırken en büyük hata, herkesi birbirinden şüphe eder hale getirmek olur.

Çünkü darbe söylentilerinin en büyük amacı bazen darbe yapmak değildir. Liderin çevresini birbirine düşürmek, sadakat ilişkilerini zehirlemek, geleceğe dair güveni kırmak ve hareket kabiliyetini azaltmaktır.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey panik değil, soğukkanlı stratejik akıldır.

AK Parti’nin yenilenmeye ihtiyacı vardır. Türkiye’nin yeni bir siyasi dile, yeni kadrolara, yeni toplumsal enerjiye ihtiyacı vardır. Bu yenilenme Bilal Erdoğan, Berat Albayrak veya başka isimler üzerinden tartışılabilir. Fakat bu tartışma, darbe imalarıyla, aile içi kavga senaryolarıyla, devlet içinde paralel güç merkezi anlatılarıyla zehirlenirse, bundan Türkiye zarar görür.

Benim gördüğüm tablo şudur: Başkan Erdoğan’a karşı klasik bir darbe ihtimali gerçekçi değildir. Fakat Erdoğan çevresini, AK Parti’nin geleceğini ve Türkiye’nin yeni güç mimarisini hedef alan psikolojik operasyon ihtimali ciddiye alınmalıdır.

Bu yazıyı yazarken her şeyi bildiğimi iddia etmiyorum. Elimde devletin gizli dosyaları yok. Ben sadece yaklaşık 30 yıllık gazetecilik tecrübemle, kamuya açık yayınlarda dolaşıma sokulan mesajları, imaları ve tekrar eden kalıpları okuyorum.

Bazen satır araları, cümlelerin kendisinden daha çok şey söyler.

Bazen bir iddianın gerçek olup olmamasından daha önemli olan, o iddianın neden ve kimler tarafından dolaşıma sokulduğudur.

Ben bu meselede en çok buna bakıyorum.

Kim bu söylentilerle Başkan Erdoğan’ın çevresinde güvensizlik oluşturmak istiyor?

Kim AK Parti’nin geleceğini kendi istediği hatta çekmeye çalışıyor?

Kim Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak gibi isimlerin muhtemel etkinliğinden rahatsız oluyor?

Kim “Erdoğan sonrası” senaryolarını bugünden servis ediyor?

Ve kim Türkiye’nin güçlü bir siyasi yenilenme ihtimalini darbe imalarıyla kirletmeye çalışıyor?

Bu soruların cevabı, söylentinin kendisinden daha önemlidir.

Ben bir garip gazeteciyim.

Ne devletin gücüne yaslanırım ne de karanlık odakların fısıltısına inanırım. Ben gördüğümü, sezdiğimi, düşündüğümü yazarım.

Bugün gördüğüm şey şudur: Başkan Erdoğan’a karşı darbe ihtimali zayıftır. Fakat Başkan Erdoğan’ın çevresini, ailesini, parti geleceğini ve Türkiye’nin yeni siyasi mimarisini hedef alan psikolojik savaş ihtimali güçlüdür.

Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı olan şey korku değil; berrak akıl, temiz siyaset ve sağlam sadakattir.

Başkan Erdoğan gibi küresel bir aktörün ve Türkiye’nin geleceğinde rol alabilecek genç beyinlerin bu imaları herkesten daha iyi okuyacağına inanıyorum.

Çünkü bazen asıl tehlike, yaklaşan fırtına değil; fırtına varmış gibi gösterip geminin rotasını değiştirmek isteyenlerdir.

Yusuf İnan

www.sehitlerolmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.