Dünya Nizaya Değmez: Küresel Savaşlar ve Varoluşsal Bir Barış Analizi

Rusya-Ukrayna ve ABD-İran gerilimi ekseninde, "Dünya öyle bir meta değil ki bir nizaya değsin" düsturunun küresel barış için felsefi ve stratejik önemi.

Dünya Nizaya Değmez: Küresel Savaşlar ve Varoluşsal Bir Barış Analizi

Ahmet Taş | Şehitler Ölmez

ANKARA, TÜRKİYE — Modern dünya, teknolojik ilerlemesine rağmen tarihinin en karanlık ve kanlı dönemlerinden birinden geçiyor. Kuzeyde Rusya-Ukrayna savaşı binlerce ocağı söndürürken, Orta Doğu’da ABD ve İran arasındaki nükleer ve stratejik gerilim tüm insanlığı topyekûn bir felaketin eşiğine getiriyor. Bu kaosun ortasında, Bediüzzaman Said Nursi’nin Mektubat eserinde sunduğu o kadim hakikat yankılanıyor: "Dünya öyle bir meta değil ki bir nizaya değsin."

Bu ifade, sadece bireysel bir zühd tavsiyesi değil; devletlerin, liderlerin ve toplumların birbirlerini yok etme pahasına girdikleri hırs yarışına karşı bir "küresel barış manifestosu"dur. Fani ve geçici olan dünyanın, bir sinek kanadı kadar bile hükmü olmayan menfaatleri için milyonların kanını akıtmak, felsefi ve insani anlamda büyük bir varoluşsal çöküştür.

Rusya-Ukrayna: Bir "Meta" Uğruna Feda Edilen Nesiller

Bugün Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışma, sadece toprak bütünlüğü veya jeopolitik nüfuz mücadelesi değildir; özünde bir "hâkimiyet ve meta" kavgasıdır. Putin’in ve Batı blokunun jeopolitik hırsları, Said Nursi’nin "dünyanın üçüncü yüzü" olarak tanımladığı "oyun ve eğlence" (gaflet) boyutunda kilitlenmiş durumdadır.

"Dünya hayatı ancak oyun ve boş şeyle meşgul olmaktır" ayetinin hakikati, cephelerde can veren gencecik bedenlerin ve yıkılan şehirlerin trajedisinde somutlaşmaktadır. Geçici siyasi sınırlar ve stratejik limanlar uğruna verilen bu "niza", insanlığın ebedi huzurunu ve küresel vicdanını yaralamaktadır. Eğer dünya, Allah katında sinek kanadı kadar kıymetli olsaydı, bu kadar zulme ve haksızlığa sahne olmazdı. Ancak bu geçicilik, zalimlerin hırslarını tetiklerken, mazlumların acısını ebedi bir adalet beklentisine dönüştürmektedir.

ABD-İran Gerilimi: Nükleer Güç ve Sahte Tanrılar

Orta Doğu’da tırmanan ABD-İran gerilimi, nükleer silahlara sahip olma hırsı üzerinden şekilleniyor. Materyalist felsefenin insanlığa şırınga ettiği "güç eşittir tanrısallık" yanılgısı, devletleri birer canavara dönüştürmektedir. Trump yönetiminin askeri seçenekleri masaya yatırması ve İran’ın nükleer programı üzerinden dönen restleşmeler, aslında "kalpteki mecazi aşkların" (güç ve iktidar tutkusu) küresel ölçekteki yansımasıdır.

İstihbarat raporlarında dahi geçen "saldırı İran'ı daha da nükleerleştirir" tespiti, şiddetin şiddeti doğurduğu bir kısır döngüyü işaret etmektedir. Oysa felsefi açıdan bakıldığında, "zühd" sadece bireyin dünyayı kalben terk etmesi değil, devletlerin de sömürü ve tahakküm hırsını "kalben terk etmesi" demektir. Dünyayı ayaklar altına alıp yükselmek yerine, onu kalbinin içine (hırs merkezine) alan süper güçler, Mevlana’nın gemi benzetmesindeki gibi suyun gemi içine girmesiyle batmaya mahkûm olmaktadır.

Küresel Barışın Anahtarı: "Kesben Değil, Kalben Terk"

Dünya barışı için önerilen "dünyayı kalben terk etmek" düsturu, çalışmayı veya iktisadi gelişmeyi reddetmek anlamına gelmez. Hz. Ebu Bekir veya Hz. Osman gibi zengin sahabelerin yaptığı gibi, modern devletler de teknolojiye ve refaha sahip olabilirler. Ancak bu zenginlik, bir tahakküm aracı (niza sebebi) değil, "Esma-i İlahiye aynası" ve "ahiret tarlası" olarak görülmelidir.

Dünyanın bu ilk iki yüzüne (sanat ve hizmet boyutu) odaklanmak barışı getirirken; onu sadece bir "oyun alanı" (meta ve sömürü) olarak görmek savaşı kaçınılmaz kılar. Bugün kapitalist ve materyalist sistemlerin insanlığı içine ittiği "hodbinlik, hırsızlık ve sömürü", barışın önündeki en büyük engeldir.

Sonuç: Nizaya Değmeyen Bir Yarın

Ahiretin hayırlı ve baki olduğu gerçeği karşısında, Rusya’nın steplerinden İran’ın çöllerine kadar her karış toprak, aslında sadece geçici bir konaklama yeridir. "Yanınızdaki dünyalıklar geçici, Allah katındaki rahmetler ise daimidir".

Küresel barış, ancak liderlerin ve toplumların "dünyanın sinek kanadı kadar kıymetsiz" olan o fani yüzü için niza etmeyi bırakmasıyla mümkündür. İnsanlığın kurtuluşu, maddeci felsefenin kalp ve gönüllerdeki tahribatını onarmaktan ve dünyayı kalbe hapsetmek yerine, onu ruhun yükselmesi için bir basamak olarak görmekten geçmektedir. Zira ne Rusya’nın geniş toprakları ne de ABD’nin nükleer cephaneliği, bir damla masum kanının veya kırılan bir kalbin bedeli olmaya değmeyecektir.

www.sehitlerolmez.com