Suriye seferine ne oldu; Kürtler Esad’la el sıkışıyor mu?

ERDOĞAN’A SARI IŞIK KÂFİ Mİ?

Suriye seferine ne oldu; Kürtler Esad’la el sıkışıyor mu?


Suriye seferine ne oldu; Kürtler Esad’la el sıkışıyor mu?

Son iki haftayı “ABD ve Rusya’dan operasyona yeşil ışık gelir mi” sorusuyla geçirdik. Yeşil ve kırmızı renklere odaklansak da kritik olan sarı ışık. Rusya yeri ve sınırları iyi ayarlanmış kısmi bir operasyona göz yumabilir mi? Bütün mesele bu. Kürtlere “Bir şey olacak ama nereye?” dedirten belirsizlikler de burada devreye giriyor.

Son iki haftayı “ABD ve Rusya’dan yeşil ışık gelir mi” sorusuyla geçirdik.
Amerikalılar “önlemeye çalışıyoruz lakin” noktasında takılıp kalmış. Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf’in Senato’daki sözleri, 2019’da Barış Pınarı’nı durdurmak için Erdoğan’a mektup yazan Donald Trump’ın “Türk ekonomisini mahvederim, aptal olma” tehdidine kıyasla Biden yönetiminin alttan aldığını gösteriyor. Leaf “Türk hükümetine geri adım attırmak için tüm çabayı gösteriyoruz ama atmıyorlar" diyor.

Ruslar da Kürtlere “Türkiye bir yerlere girecek ama” deyip gerisini bahis masasına bırakıyor. Gerisinde nereye, ne zaman, nasıl soruları var.
Amerikalılar itirazı “IŞİD’le savaş etkilenir” noktasından geliştirdiği için mantıksal olarak Fırat’ın batısında Rusya, Suriye ve İran üçlüsünü hoplatacak bir müdahaleyi pusudan izleyebilir. İşine gelir. Fırat’ın doğusunda manevra alanını daraltan bir şey olmadıkça Kürtler için NATO ortağının önüne çıkmaz. Bununla birlikte ‘fren etkisi’ yaptıracak tehditkâr pozlar dışlanamaz. Bu fasıl belirsizliğe gebe.
Hedeflenen bölgelerde yerine göre Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG), Menbic Askeri Konseyi ve Afrin Kurtuluş Güçleri yanı sıra Suriye, Rusya ve İran askeri varlıkları bulunduğu için her bir ceple ilgili senaryo değişiyor.

ERDOĞAN’A SARI IŞIK KÂFİ Mİ?

Rus-Türk savunma bakanları arasındaki tele temas ve Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Ankara ziyaretinden bir ışık çıkmadı. Putin, Lavrov’u Ankara’ya göndermeden önce İran Cumhurbaşkanı Reisi’yle telefonda Astana mutabakatlarına bağlılığı yineledi. Bu taahhütler terör örgütlerinin elimine edilmesi ve Suriye’nin bütünlüğünün sağlanmasını içeriyor. Rusların sahadaki hareket tarzı yeşil ışığı zaten kapatıyor. Ruslar Haseke Havaalanı’na Pantsir-S1 yerleştirdikten sonra Tel Temir’in yakınındaki Abkar Üssü'ne de tank, zırhlı araç, uçaksavar, Pantsir-S1 ve İskender füzeleri gönderdi. Tel Temir, Kamışlı, Amude, Dirbesiye ve Ras’ul Ayn (Serê Kaniyê) semalarında uçak ve helikopter uçururken karadan da devriye turları attı. İdlib yakınlarında 2018’de hükümetin kontrolüne geçen Ebu Zuhur Üssü’nde ilk kez Rus helikopteri ve askeri araçları görüntülendi. Beri taraftan İran’ın kırmızı çizgileri özellikle Tel Rıfat’ta kor saçıyor. İranlılar Tel Rıfat taraflarına takviye güç gönderirken Deyr el Zor’dan Halep'in doğusundaki Neyreb Askeri Üssü’ne milis kaydırdı.

Yeşil ve kırmızı renklere odaklansak da kritik olan sarı ışık. Rusya yeri ve sınırları iyi ayarlanmış kısmi bir operasyona göz yumabilir mi? Bütün mesele bu. Kürtlere “Bir şey olacak ama nereye?” dedirten belirsizlikler de burada devreye giriyor.

ABDİ’NİN ÇAĞRISI, ESAD’IN YANITI

Rusların Türk tehdidini Kürtler üzerinde baskıya dönüştüren oyun planı da kendini tekrarlıyor. Son birkaç günde önemli açıklamalar ardı ardına geldi.
SDG’nin tüm askeri birimleriyle yapılan olağanüstü toplantıdan Şam’a bir zarf atıldı: “SDG Türk saldırısına karşı koymak ve Suriye topraklarını korumak için hükümete bağlı birliklerle koordinasyona hazırdır.” 
SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi istedikleri şeyin bölgeye asker yerleştirilmesinden ziyade koordinasyonun artırılması ve hava savunma sisteminin Türkiye’ye karşı kullanılması olduğunu vurguladı.
Ardından Suriye Devlet Başkanı Beşşar el Esad, Russia Today’e pozisyonlarını şöyle açıkladı:
“İlk aşamada halk direnişi olacaktır… Tabii ki bu Suriye ordusunun bulunduğu yerlerde olacak, ordu Suriye’nin her yerinde mevcut değil. Askeri koşullar doğrudan çatışmaya izin verdiğinde bunu yapacağız… Bunun dışında ise halk direnişi olacaktır.”
Esad’ın ilaveten “İşgal altındaki tüm topraklar özgürleştirilecektir, bu pazarlık konusu değildir” çıkışına rağmen mevcut koşullarda Suriye ordusunun bulunmadığı yerleri koruma taahhüdü geride kalıyor. Kürtlerin payına düşen mesaj, 'bulunduğunuz yerleri bize bırakırsanız koruruz'. Resmen söylenmeyen ama kulislerde, kapı aralarında, sokaklarda söylenen biraz iğneleyici: “SDG, düşmanımız ABD’ye sırtını dayayıp petrol ve tahıla konuyor ama sıkışınca Suriyeli olduğunu hatırlıyor.”

RUSLAR NE ÖNERDİ, KÜRTLER NE BEKLİYOR?

Peki sözlerin ötesinde ne var? Suriye’deki Rus güçlerin komutanı General Aleksander Çayko, siyasi ve askeri uzmanlarla birlikte Haseke’de Mazlum Abdi ile buluştu. Sızan bilgilere göre Çayko temelde üç şey önerdi:
- SDG ile hükümet güçleri arasında koordinasyon artırılsın.
- Türk operasyonunu önlemek için Suriye ordusu bölgeye daha fazla birlik göndersin, özellikle sınır hatlarına yerleşsin.
- Özerk yönetim ile Suriye hükümeti arasında temaslar yoğunlaştırılsın ve kapsamlı görüşmelere geçilsin.
Kürtler, Rusya’dan 2019 Soçi Mutabakat Muhtırası’na uyması için Ankara’yı sıkıştırmasını istiyor. Ankara da SDG-YPG’nin Menbic, Tel Rıfat ve Fırat’ın doğusunda 30 kilometre derinliğindeki alandan çıkmadığı gerekçesiyle Ruslara bozuk çalıyor.

ŞAM’IN KÜRTLERLE DİYALOĞUNDA NE VAR?

SDG ile hükümet temsilcileri arasında da Kamışlı Havaalanı’nda görüşmeler oldu. Arabulucu yine Ruslardı.

Suriye Demokratik Meclisi (SDM) Başkanlık Konseyi Üyesi Sihanuk Dibo’ya göre “Görüşmeler yapıcı geçti; SDG’nin sistemin parçası haline geleceği ademi merkeziyetçi demokratik devleti esas alan çözüm konusunda ilerleme olacak.”

SDG Medya Merkezi Sorumlusu Ferhad Şami, “İşgale karşı mücadelede ortak olabileceğimizi Şam hükümetine ilettik. Diğer konuları daha sonra da tartışabiliriz” diyor. Yani statü pazarlıklarını geri plana iten bir yaklaşım öne çıkıyor.

SDM Eşbaşkanı Riyad Dırar ise biraz köşeli konuşuyor: "SDG, Suriye ordusuyla birlikte savaşacak. SDG siyasi çözüm olduğunda Suriye ordusunun parçası olacak.”
11 Haziran’da MSD, SDG ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Haseke’de bir toplantı daha yapıp ülkeyi Suriye ordusu ile birlikte koruma çağrısını yineledi.
Erdoğan 'istikamet Fırat' dedikçe her seferinde askeri ve siyasi diyaloğun kurulması, bölgenin geleceğine dair kapsamlı görüşmelerin yapılması beylik öneriler olarak masaya geliyor. Operasyon savuşturulunca iyimser hava dağılıyor. Karşılıklı salvolaşmada Esad “diktatör”, Kürtler “Amerikan işbirlikçisi” oluyor. Bir süre sonra Kamışlı ve Haseke’de SDG ile hükümet güçleri arasında gerilim, kısmen çatışma ve kuşatma tekrarlanıyor. Ruslar araya giriyor, sükûnet geri dönüyor. Kısır döngü!
Şam için Kürtlerin Amerikalılarla ortaklığı temel sorun; Kürtler için statü uzlaşması olmadan Amerikalıların gitmesi riskli.

HANGİ CEBİ ALMAK İSTERDİNİZ?

Ruslar bölgenin hükümete devri konusunda SDG’yi sıkıştırıyor. Ancak Kürt kaynakların değerlendirmelerine göre Suriye ordusu Türkiye’ye karşı koyacak durumda değil. Bölgeye yapılan sevkiyatlar da sembolik. Erdoğan öncelikle Tel Rıfat ve Menbic’i hedefe koydu ama bütün kesişme noktalarında toplar konuşuyor. Hedeflenen her yer karşı taraf için aynı ölçüde alarm yaratmıyor:
- Kürt hareketinin onlarca yıl geriye doğru güç devşirdiği Afrin’in elden çıkması demokratik özerklik modeli açısından travmatik bir kayıptı. Afrin’in düşmesinden sonra Tel Rıfat bir sığınma alanı. Tel Rıfat hedefe konulduğunda Suriye, İran ve SDG aynı ölçüde alarm verdi. Afrin, Kürtlerin “Şehba” dediği Halep’in kuzeyinde Kürt köylerinin serpiştirildiği kırsal alan ve Halep’in Kürt mahalleleri Şeyh Maksud ile Eşrefiye’nin bulunduğu akslar arasındaki bağlantılar için Tel Rıfat kilit önemde.
- Tel Rıfat’ın Türkiye’nin eline geçmesi Halep’i tehlikeye atıyor. Tel Rıfat’dan Halep tehdit edildiğinde ilk önce kentin kuzey kemerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye menzile giriyor.
- İran, 2016’da Devrim Muhafızları’nın kurtarılmasında rol aldığı Halep’in korunmasını önemsediği gibi Tel Rıfat’ın güneybatısındaki Şii beldeleri Zehra ve Nubul’un yeniden kuşatma altına sokulmasına izin vermek istemiyor.
- Menbic ise hem M-4 yolunun Kamışlı-Halep arasında açık tutulması hem Fırat suyu, Tişrin barajı ve elektrik santralının korunması açısından stratejik yerde.
- Fırat’ın öte tarafında M-4’ün hemen altındaki Ayn İsa ise Kobani, Kamışlı ve Rakka bağlantılarının kavşağında.
- Hıristiyanların yaşadığı Tel Temir ise yine M-4, Kamışlı-Haseke hattı ve Habur nehrinin tutulması açısından önemli.
Bu yerlerin el değiştirmesi farklı ölçülerde demokratik özerklik projesinin darbe alması anlamına geliyor.
Çoklu tehlike Kürtlerle Şam arasındaki koordinasyonun daha gerçekçi olmasını dayatıyor. Burada başka bir parantez açılıyor: Rus ikircikliği ve esnekliği hangi cepte Türkiye’ye göz yumabilir? Kürtlerin de dışlamadığı bir ihtimale göre Ruslar, Erdoğan’ı teskin için Fırat’ın hemen doğusunda Şeyhler ile Kobani hattını, Ayn İsa’nın çevresinden birkaç köyü ve Tel Temir ile Zirgan çevresini gözden çıkarabilir.
Rusya stratejik yerlerde güç değişimi istemiyor. Bunun yanı sıra Menbic, Tişrin ve daha güneyde Tabka’nın Şam’a bırakılmasını önceliyor. Buralar su, enerji ve güvenlik denklemi için önemli. Fakat Rus beklentisi karşılık bulur mu, kolay değil. 10 Haziran’da Türk keşif uçakları havada yüzerken Tel Temir, Ebu Rasin ve Ayn İsa taraflarında bazı binalarda SDG bayraklarının yerine Suriye bayrakları aldı. Çok büyük bir güç değişimi anlamına gelmiyor. Zaten Türk tarafı da bunları kamuflaj operasyonu olarak okuyor.
Top atışlarının ötesinde bir kara harekâtına dair verilecek kararı belirleyecek iki toplantı var: Astana’da üçlü buluşma ve NATO zirvesi. Her şey çok belirsiz. Taşlar azıcık yerinden oynadığında hamle yapan el sayısı artıyor.

FEHİM TAŞTEKİN / DUVAR