AYM’den ByLock kararı: Somut delil şartı FETÖ davalarını tartıştırdı
AYM, Ramazan Çakır başvurusunda ByLock kullanımının örgütsel haberleşme amacıyla somut biçimde ortaya konulması gerektiğine hükmetti.
Ahmet Taş | Şehitler Ölmez
ANKARA, TÜRKİYE — Anayasa Mahkemesi, FETÖ üyeliği yargılamalarında ByLock kullanımının tek başına yeterli sayılamayacağını belirterek somut delil ve gerekçeli karar şartını öne çıkaran yeni bir ihlal kararı verdi.
Odatv’nin haberine göre AYM Genel Kurulu, FETÖ üyeliği suçlamasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Ramazan Çakır’ın bireysel başvurusunu karara bağladı. Resmî Gazete’de yayımlanan karar, yıllardır FETÖ/PDY davalarında önemli delillerden biri olarak kabul edilen ByLock verilerinin nasıl değerlendirileceği konusunda yeni bir tartışma başlattı.
AYM hangi kararı verdi?
Anayasa Mahkemesi, Ramazan Çakır’ın başvurusunda adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Başvurucu, ByLock’u örgütsel haberleşme amacıyla kullanmadığını savunmuş, ancak bu savunmasının yargılamada yeterince değerlendirilmediğini ileri sürmüştü.
Yüksek Mahkeme, yalnızca ByLock kullanımına ilişkin teknik verilerin bulunmasının her durumda mahkûmiyet için yeterli olmayacağını belirtti. Kararda, uygulamanın örgütsel faaliyet çerçevesinde ve örgüt içi haberleşme amacıyla kullanılıp kullanılmadığının somut biçimde araştırılması gerektiği vurgulandı.
AYM, dosyayı yeniden yargılama yapılması için Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Bu yönüyle karar, yalnızca başvurucu açısından değil, benzer delil yapısına sahip FETÖ yargılamaları bakımından da dikkatle takip edilecek bir içtihat niteliği taşıyor.
“Sadece ByLock yetmez” vurgusu öne çıktı
Kararın en çok tartışılan yönü, “sadece ByLock kullanımının yeterli olmayacağı” yönündeki değerlendirme oldu. AYM’ye göre ByLock, FETÖ/PDY’nin gizli haberleşme ağı olarak kabul edilse bile, bir kişinin bu uygulamayı hangi amaçla kullandığı somut delillerle ortaya konulmalı.
Bu değerlendirme, ByLock’un delil niteliğinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Ancak Yüksek Mahkeme, ByLock’un tek veya belirleyici delil olduğu dosyalarda daha sıkı bir gerekçelendirme standardı arıyor.
Başka bir ifadeyle, mahkemelerin yalnızca “ByLock kullanıldı” tespitine dayanmak yerine, bu kullanımın örgütsel haberleşme kapsamında olup olmadığını, iletişim kurulan kişilerin kimler olduğunu, yazışma içeriklerinin niteliğini ve diğer destekleyici delilleri birlikte değerlendirmesi gerekiyor.
Bu yaklaşım, ceza yargılamasında “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin dijital deliller bakımından da dikkatle uygulanması gerektiğini gösteriyor.
Ramazan Çakır dosyasında hangi deliller vardı?
Habere göre Ramazan Çakır hakkında verilen mahkûmiyet kararında yalnızca ByLock kayıtları bulunmuyordu. Dosyada CGNAT ve HTS verileri, Bank Asya hesap hareketleri, Aktif Eğitim-Sen üyeliği, tanık anlatımları ve etkin pişmanlık beyanları gibi deliller de yer aldı.
Başvurucu, Bank Asya hesabını faizsiz bankacılık tercihi nedeniyle kullandığını, sendika üyeliğinin ise memur haklarını koruma amacıyla yapıldığını savundu. ByLock tespit edilen GSM hattını kullandığını kabul etmekle birlikte, uygulamadan haberdar olmadığını ve ByLock’u kullanmadığını ileri sürdü.
Yargılama sürecinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan bazı kişilerin beyanları da dosyaya girdi. Bu kişilerden birinin başvurucuyu örgüt içinde “Ergani ilçe abisi” olarak bildiğini söylediği, bir diğerinin ise kendi ByLock kayıtlarında başvurucunun numarasının bulunduğunu ifade ettiği aktarıldı.
Başvurucu ise bu kişileri tanımadığını ve beyanları kabul etmediğini söyledi. Savunma tarafı, tanıklardan en az birinin mahkemede dinlenmesini talep etti; ancak bu talep dosyanın geldiği aşama gerekçe gösterilerek reddedildi.
Mahkeme delilleri yeterince tartıştı mı?
AYM’nin ihlal kararının merkezinde, yerel mahkemenin delilleri değerlendirip değerlendirmediği değil, başvurucunun sonucunu etkileyebilecek nitelikteki itirazlarına yeterli ve denetlenebilir gerekçe verilip verilmediği yer aldı.
Yüksek Mahkeme, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan veri içeriklerinin örgütsel nitelikte olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtti. Ayrıca başvurucunun ByLock kayıtlarında görünen diğer kişilerle ilişkisinin mahiyeti ve bu kişilerin dosyaları bakımından Yargıtay’ın öngördüğü araştırmaların yapılıp yapılmadığı da önem taşıyor.
Bu nedenle AYM, mahkûmiyete esas alınan ByLock verilerinin kullanım amacı bakımından yeterince somutlaştırılmadığı sonucuna ulaştı. İhlal kararı da bu noktada, yani gerekçeli karar hakkı üzerinden verildi.
Kararda, istinaf ve temyiz aşamalarında da bu eksikliklerin giderilmediği belirtildi. Böylece AYM, yargılamanın bütününe bakarak savunmanın esaslı itirazlarının karşılanmadığı kanaatine vardı.
Yargıtay kararları da referans gösterildi
AYM kararında, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin son dönemdeki bazı bozma kararlarına da atıf yapıldı. Bu kararlarda, ByLock kayıtlarında görünen ekleyen, eklenen ve irtibatlı kişilerin araştırılması gerektiği vurgulanıyor.
Yargıtay’ın yaklaşımına göre, sanığın ByLock kullanıcısı olup olmadığının yanında, uygulamayı örgütsel amaçla kullanıp kullanmadığı da dosya özelinde somutlaştırılmalı. Yazışma içerikleri varsa bunların örgütsel nitelikte olup olmadığı incelenmeli; irtibatlı görünen kişiler hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılmalı.
Bu çizgi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yalçınkaya/Türkiye kararı sonrasında ByLock deliline ilişkin hukuki tartışmalarla da bağlantılı görülüyor. AİHM, söz konusu kararda ByLock kullanımının geniş ve öngörülemez yorumlanmasını eleştirmişti.
AYM’nin yeni kararı, ByLock’un otomatik mahkûmiyet sonucuna götüren bir “tek başına kimlik kartı” gibi değerlendirilmemesi gerektiği yönündeki yaklaşımı güçlendirdi.
Karşı oyda “açık keyfilik yok” görüşü
Karar oyçokluğuyla alındı. AYM Üyesi Ömer Çınar ise karşı oy yazısında çoğunluk görüşüne katılmadı.
Çınar, dosyada ByLock tespitlerinin, CGNAT kayıtlarının ve diğer delillerin birlikte değerlendirildiğini belirtti. Karşı oyda, 477 ile başlayan ByLock kullanıcı ID’sinin başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullanıldığı, ilk log tarihinin 9 Aralık 2015 olduğu, bu ID üzerinden yazışma, arama ve e-posta işlemleri yapıldığı ifade edildi.
Ayrıca etkin pişmanlıktan yararlanan iki kişinin başvurucuyu teşhis ettiği ve örgüt içinde “Ergani ilçe abisi” olarak bildiklerini beyan ettikleri vurgulandı.
Karşı oyda, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının derece mahkemelerinin görevi olduğu belirtildi. Bu nedenle yerel mahkemenin kararında açık bir keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmadığı savunuldu.
Bu görüşe göre başvurucunun iddiaları, bireysel başvuruda incelenmesi gereken bir hak ihlali meselesinden çok kanun yolu şikâyeti niteliği taşıyordu.
Karar FETÖ davalarını nasıl etkileyebilir?
AYM’nin kararı, FETÖ davalarında ByLock deliline ilişkin yeni başvuruların ve yeniden yargılama taleplerinin gündeme gelmesine yol açabilir. Ancak karar, bütün ByLock dosyalarında otomatik beraat ya da tahliye sonucu doğuracak nitelikte değil.
Her dosyanın delil yapısı ayrı değerlendirilecek. ByLock dışında örgütsel faaliyet, tanık beyanı, hiyerarşik konum, mali hareket, talimat, iletişim ağı veya başka somut deliller varsa mahkemeler bunları birlikte ele alabilecek.
Buna karşılık ByLock’un tek veya belirleyici delil olduğu dosyalarda mahkemelerin daha ayrıntılı gerekçe kurması gerekecek. Kullanıcı tespiti, CGNAT kayıtları, ByLock ID bilgileri, yazışma içerikleri, irtibatlı kişiler ve tanık beyanları daha dikkatli incelenecek.
Kararın asıl etkisi, dijital delillerin ceza yargılamasında nasıl kullanılacağı konusunda daha yüksek bir gerekçelendirme standardı getirmesi olabilir. Mahkûmiyet kararlarının yalnızca teknik bağlantı kayıtlarına değil, bu kayıtların suçun unsurlarıyla nasıl ilişkilendirildiğini açıklayan somut değerlendirmelere dayanması gerekecek.
Bu yönüyle AYM kararı, FETÖ davalarında ByLock delilini tamamen geçersiz saymıyor; ancak bu delilin örgütsel kullanım amacı ortaya konulmadan tek başına belirleyici hale getirilmesini adil yargılanma hakkı bakımından sorunlu görüyor.
Hukuki tartışmanın önümüzdeki dönemde hem yeniden yargılama süreçlerinde hem de Yargıtay ve derece mahkemelerinin yeni kararlarında devam etmesi bekleniyor.













