NATO Zirvesi Türkiye’ye AB kapısını açar mı sorusu tartışılıyor

Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesi Türkiye’nin askeri gücü, AB ile yakınlaşma ve vize serbestisi beklentileri yeniden tartışılıyor.

NATO Zirvesi Türkiye’ye AB kapısını açar mı sorusu tartışılıyor

Ahmet Taş | Şehitler Ölmez
ANKARA, TÜRKİYE — Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesi Türkiye’nin askeri ve jeopolitik ağırlığının Avrupa Birliği ile yakınlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği tartışılıyor.

Gazeteci Murat Yetkin’in değerlendirmesine göre, Türkiye’nin NATO’daki askeri kapasitesi, coğrafi konumu ve savunma sanayisindeki ilerlemesi Ankara’ya önemli bir stratejik avantaj sağlıyor. Ancak hukuk, demokrasi, yargı kararları, vize serbestisi kriterleri ve yatırım ortamına ilişkin sorunlar nedeniyle NATO Zirvesi’nin tek başına Türkiye’ye Avrupa Birliği kapısını açması gerçekçi görülmüyor.

Ankara NATO Zirvesi’ne hazırlanıyor

  1. NATO Liderler Zirvesi’nin 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da yapılması bekleniyor. Türkiye, 2004’te İstanbul’da düzenlenen NATO Zirvesi’nden sonra ikinci kez bu ölçekte bir zirveye ev sahipliği yapacak. Başkent düzeyinde ise bu zirve Ankara için bir ilk niteliği taşıyor.

Zirve öncesinde Ankara’da teknik ve diplomatik hazırlıklar hızlandı. Yetkin’in aktardığına göre, yıllardır kapasitesinin altında kullanılan Etimesgut Askeri Havaalanı, “Ankara Havalimanı” adıyla uluslararası havalimanı sınıfına yükseltildi. Bu düzenlemenin, başta ABD Başkanı Donald Trump’ın uçağı Air Force One olmak üzere büyük devlet uçaklarının başkente daha kolay iniş yapabilmesi için hazırlandığı belirtiliyor.

Bu adımın bir başka sonucu da yabancı devlet başkanlarının gelişlerinde Esenboğa Havalimanı’ndaki sivil hava trafiğinin ve şehir içi yolların daha az etkilenmesi olacak. Ankara’dan Batı başkentlerine daha fazla doğrudan uçuş beklentisi de bu bağlamda yeniden gündeme geldi.

Türkiye NATO içinde daha etkili rol arıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin NATO Zirvesi’nden beklentisinin yalnızca ev sahipliğiyle sınırlı olmadığı değerlendiriliyor. Türkiye, belirsizliklerin arttığı küresel düzende bölgesel orta güç konumunu daha görünür hale getirmek istiyor.

Yetkin’in analizinde, Türkiye’nin Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kafkaslar’da askeri ve diplomatik bakımdan daha etkili rol üstlenebileceği vurgulanıyor. Türkiye’nin coğrafi konumu, geniş ve tecrübeli ordusu, savaş deneyimi ve son yıllarda hız kazanan savunma sanayisi bu iddianın temel dayanakları arasında gösteriliyor.

NATO açısından da Türkiye’nin stratejik konumu önemli. Karadeniz’e açılan boğazlar, Orta Doğu’ya yakınlık, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji güzergâhları ve göç hareketleri, Ankara’yı ittifak içinde vazgeçilmesi zor aktörlerden biri haline getiriyor.

Ancak bu stratejik konumun Avrupa Birliği ile siyasi ve ekonomik yakınlaşmaya otomatik olarak dönüşüp dönüşmeyeceği asıl tartışma başlığını oluşturuyor.

Vize serbestisi beklentisi gerçekçi mi?

Türkiye kamuoyunda NATO Zirvesi’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerde yeni bir kapı açıp açmayacağı merak ediliyor. Bu beklentinin en somut başlıklarından biri ise vize serbestisi.

Yetkin’in değerlendirmesine göre, Türkiye’nin askeri işlevi ve NATO içindeki önemi, Avrupa Birliği’nin vize serbestisi için beklediği kriterleri görmezden gelmesi anlamına gelmeyebilir. Türkiye, 2016’da vize serbestisi süreci kapsamında bazı taahhütlerde bulunmuştu. Ancak terörle mücadele yasası, kişisel verilerin korunması, veri paylaşımı ve yargı alanındaki kriterlerde ilerleme sağlanmadığı, hatta bazı alanlarda geriye gidiş olduğu eleştirileri sürüyor.

Bu nedenle NATO’daki askeri rolün, Türk vatandaşlarının Avrupa’ya daha kolay seyahat etmesini sağlayacak bir siyasi karara doğrudan dönüşmesi beklenmiyor. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’deki yargı süreçleri, belediye başkanlarına yönelik operasyonlar, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararları gibi başlıkları yakından izlediği hatırlatılıyor.

Gümrük Birliği ve yatırım ortamı da masada

NATO Zirvesi’nin Türkiye’ye AB kapısını açması tartışılırken, yalnızca vize serbestisi değil, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve yatırım ortamı da gündeme geliyor. Türk iş dünyası uzun süredir Gümrük Birliği’nin güncellenmesini ve Avrupa pazarına erişimde yeni kolaylıklar sağlanmasını talep ediyor.

Ancak bu başlıkta da siyasi engeller bulunuyor. Yetkin’in yazısında, Kıbrıs meselesinin Avrupa Birliği içinde Türkiye’nin önünde önemli bir veto alanı olarak durduğu hatırlatılıyor. AB üyesi Kıbrıs Rum yönetiminin tutumu değişmeden Gümrük Birliği’nin kolay ilerlemesi beklenmiyor.

Yatırım ortamı konusunda da soru işaretleri var. Türkiye’ye ilgi duyan yabancı yatırımcıların, hukuk güvenliği ve şirketlere kayyım atanması gibi gelişmeleri dikkate aldığı belirtiliyor. Bu nedenle savunma sanayisindeki ilerleme ve NATO’daki rol, ekonomik güven ortamı oluşmadan tek başına yatırım akışını garanti etmeyebilir.

Yeni Avrupa güvenlik mimarisi beklentisi

Türkiye’nin NATO Zirvesi’nden çıkarabileceği somut kazanımlardan biri, Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisi içinde daha görünür bir konum elde etmek olabilir. Yetkin, NATO ve ABD etkisiyle şekillenen yeni Avrupa güvenlik yapılanmasına Türkiye’nin sınırlı da olsa katılımının başarı sayılması gerektiğini belirtiyor.

Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında savunma harcamalarını artırırken, savunma sanayisi iş birliklerini de yeniden tasarlıyor. Türkiye’nin insansız hava araçları, kara sistemleri, deniz platformları ve askeri üretim kapasitesi bu yeni güvenlik denkleminde dikkate alınan unsurlar arasında.

Ancak Avrupa ile güvenlik alanındaki iş birliği, siyasi üyelik süreciyle aynı anlama gelmiyor. AB’nin Türkiye’ye yaklaşımında demokrasi, hukuk devleti, temel haklar, yargı bağımsızlığı ve dış politika uyumu gibi başlıklar hâlâ belirleyici olmaya devam ediyor.

Ankara’da yeni stratejik özgüven tartışması

Yetkin’in yazısında dikkat çeken başlıklardan biri de Ankara’da yükseldiği belirtilen yeni stratejik özgüven. Analizde, Erdoğan’ın çevresinde siyasi kadroların azalması ve teknokrat kökenli danışmanların artmasıyla farklı bir dış politika yaklaşımının güç kazandığı değerlendirmesi yapılıyor.

Bu yaklaşım, Türkiye’nin askeri gücü, coğrafi konumu ve savunma sanayisi sayesinde Batı ile pazarlık kapasitesinin arttığı düşüncesine dayanıyor. Ancak Yetkin’e göre, bu özgüvenin tarihsel örneklerde görülen aşırı iyimserliklere dönüşmemesi gerekiyor.

MHP’nin bu konuda daha temkinli bir çizgide olduğu, benzer jeopolitik yaklaşımların muhalefet içinde de farklı çevrelerde görülebildiği ifade ediliyor. Bu nedenle NATO Zirvesi, yalnızca dış politika değil, Türkiye iç siyasetindeki stratejik yönelim tartışmaları açısından da önem taşıyor.

Trump faktörü ve Avrupa’nın olası tepkisi

Analizde ABD Başkanı Donald Trump’ın Kasım 2026 ara seçimleri sonrası siyasi konumunun da küresel dengeleri etkileyebileceği belirtiliyor. Eğer Trump, Senato ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybederek “topal ördek” konumuna düşerse, ABD-Avrupa ilişkilerinde yeni bir dönemin başlayabileceği değerlendiriliyor.

Bu senaryoda Avrupa liderlerinin, Trump döneminde yaşadıkları baskıların ardından Washington’a doğrudan tepki vermek yerine Türkiye gibi yakın ama kırılgan ortaklara daha sert davranabileceği görüşü dile getiriliyor.

Bu nedenle Ankara’nın NATO Zirvesi’ni yalnızca kısa vadeli diplomatik başarı olarak değil, değişebilecek küresel dengelere hazırlık fırsatı olarak görmesi gerektiği ifade ediliyor. Türkiye’nin NATO’daki askeri rolünü güçlendirirken, AB ile yakınlaşmak istiyorsa hukuk, yargı, yatırım güvenliği ve siyasi normalleşme başlıklarını da ihmal etmemesi gerektiği vurgulanıyor.

NATO Zirvesi Ankara’ya stratejik görünürlük kazandırabilir. Ancak Yetkin’in analizine göre, Avrupa Birliği kapısının açılması yalnızca askeri kapasiteyle değil, hukuk ve demokrasi alanında atılacak somut adımlarla mümkün olabilir.

www.sehitlerolmez.com