Erdoğan adını kullanan ağlar: MİT ve Dışişleri için Ukrayna riski
Ukrayna’da Erdoğan ve Türkiye adını kullanarak yerel kurumları etkilediği iddia edilen ağlar, MİT ve Dışişleri için yeni bir güvenlik başlığına dönüşüyor.
Yusuf İnan
Gazeteci | Siyasi ve Stratejik Analist
ANKARA, TÜRKİYE — Türkiye’nin küresel etkisi arttıkça, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Türk devletinin adını sahada kişisel nüfuz, çıkar veya manipülasyon aracı olarak kullanan kişi ve ağların denetlenmesi artık ertelenemez bir millî güvenlik başlığıdır.
Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye siyasetinde yalnızca bir parti lideri değildir. Bir şiir okuduğu için hapse atılan, ardından yürüttüğü siyasi mücadeleyi büyük bir iktidar hikâyesine dönüştüren ve Türkiye’yi bölgesel denklemden küresel masaya taşıyan tarihî bir liderdir. Savunma sanayiinden dış politikaya, Ayasofya’dan Afrika açılımına, Türk dünyasından mazlum coğrafyalara uzanan geniş bir alanda Erdoğan adı, Türkiye’nin yeni özgüveninin sembolü haline gelmiştir.
Tam da bu yüzden Erdoğan isminin korunması, yalnız siyasi sadakat meselesi değil, devlet itibarı meselesidir. Çünkü büyük liderlerin adı, bazen düşmanların saldırısıyla değil, dost görünen fırsatçıların istismarıyla yıpranır.
Devlet adını kullanmak temsil değil, sorumluluktur
Türkiye’nin dış temsil ağı; büyükelçilikleri, konsoloslukları, müşavirlikleri, ataşelikleri ve resmî kurumlarıyla devletin dış dünyaya açılan yüzüdür. Bu kurumlarda görev yapan herkes yalnız kendi adına değil, Türkiye Cumhuriyeti adına görünür. Bu sebeple dış temsil görevi, sıradan bir bürokratik makam değil, devletin haysiyetini taşıma sorumluluğudur.
Ancak özellikle bazı ülkelerde uzun süre görev yapan, yerel devlet kurumlarıyla, iş çevreleriyle, derneklerle, diaspora yapılarıyla veya yerel güvenlik bürokrasisiyle derin ve kişisel ilişki ağları kuran kişilerin mutlaka düzenli denetime tabi tutulması gerekir. Uzun görev süresi tek başına suç değildir; hatta tecrübe sağlayabilir. Fakat denetimsiz uzun süreli görev, zamanla kurumsal temsil ile kişisel nüfuz alanının birbirine karışmasına yol açabilir.
Bir görevli veya görevli gibi davranan herhangi bir kişi, bulunduğu ülkede “Türkiye böyle istiyor”, “Ankara’nın talimatı bu”, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaklaşımı budur” diyerek yerel kurumları etkilemeye çalışıyorsa, bu artık diplomatik nezaketin değil, millî güvenlik denetiminin konusudur.
Ukrayna sahası özel dikkat gerektiriyor
Ukrayna bugün savaş şartlarında bulunan, kurumları olağanüstü baskı altında çalışan, yabancı servislerin, propaganda ağlarının ve diaspora gruplarının çok yoğun faaliyet yürüttüğü bir sahadır. Böyle bir ülkede Türkiye adının, Türk bayrağının, büyükelçilik veya konsolosluk çevrelerinin, hele hele Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adının kişisel menfaat, hesaplaşma veya manipülasyon aracı olarak kullanılması Türkiye’ye doğrudan zarar verir.
Ukrayna’daki devlet kurumları üzerinde yanlış bilgiyle, kişisel ilişkilerle veya “Türkiye adına konuşuyorum” havasıyla etki kurmaya çalışan kişi ve yapıların varlığına dair iddialar ciddiyetle araştırılmalıdır. Burada mesele yalnız bir vatandaşın mağduriyeti değildir. Mesele, Türkiye’nin dost bir ülkedeki itibarının, kontrolsüz şahısların elinde zedelenme ihtimalidir.
Daha açık söyleyelim: Erdoğan’ın adını kullanarak Ukrayna makamlarını yönlendirmeye çalışan, konsolosluk veya büyükelçilik çevresiyle ilişkisini kişisel nüfuz alanına çeviren, devletin resmî çizgisini kendi çıkarı gibi gösteren herkes Türkiye’ye zarar verir. Bu kişiler farkında olarak ya da olmayarak yabancı istihbarat servislerinin, FETÖ benzeri yapıların, PKK çevrelerinin veya Türkiye karşıtı ağların kullanımına açık hale gelebilir.
Diplomatik rotasyon ve ilişki denetimi şart
Dışişleri Bakanlığı ve ilgili güvenlik kurumları, özellikle hassas ülkelerde görev yapan personelin görev sürelerini, yerel ilişkilerini ve kurum adına yapılan temasları daha sıkı denetlemelidir. Büyükelçilikler ve konsolosluklar elbette yerel makamlarla temas kuracaktır. Bu diplomasinin tabiatıdır. Ancak bu temaslar kurumsal kayıt, protokol, görev tanımı ve denetim içinde yürütülmelidir.
Bir ülkede yıllarca görev yapıp yerel kurumlarla kişisel dostluk ağları kuran, sonra bu ağı Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî iradesi gibi kullanan kişiler varsa, bu devlet için alarm sebebidir. Bu kişiler bazen görevde, bazen görev sonrası dönemde, bazen de kurum çevresinde gayriresmî danışman, aracı, tercüman, iş takipçisi veya “Ankara’ya yakın kişi” görüntüsüyle ortaya çıkabilir.
Devletin yapması gereken bellidir: Kim resmî yetkiyle konuşuyor, kim kişisel ilişkiyle alan açıyor, kim kurum adını kullanıyor, kim Cumhurbaşkanı’nın adını kişisel menfaat için dolaşıma sokuyor; bunların tamamı kayıt altına alınmalıdır.
MİT ve Dışişleri ortak güvenlik haritası çıkarmalı
Bu konu yalnız Dışişleri’nin nezaket dosyası değildir. MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın önünde duran yeni dönem güvenlik başlıklarından biri de tam olarak budur: Yurt dışında Türkiye adına etki üreten aktörlerin güvenlik haritası.
Kim gerçekten devlet görevlisidir? Kim devlet görevlisi olmadığı halde öyle görünmektedir? Kim geçmiş görevini veya tanıdığı bürokratları kullanarak yerel kurumları etkilemektedir? Kim Erdoğan adını, Türk devleti adını veya büyükelçilik-konsolosluk çevresindeki ilişkilerini kişisel çıkar için kullanmaktadır?
Bu sorulara cevap verilmeden dış sahadaki güvenlik mimarisi tamamlanamaz. Çünkü modern istihbarat çağında tehdit yalnız silahlı terörist değildir. Tehdit bazen bir sosyal medya hesabı, bazen bir dernek, bazen bir yardım organizasyonu, bazen bir tercüman, bazen de “devlet adına konuşuyorum” diyen kontrolsüz bir kişidir.
Bakanlar Kurulu seviyesinde ele alınmalı
Bu mesele, Bakanlar Kurulu seviyesinde ele alınması gereken stratejik bir başlıktır. Dışişleri Bakanlığı, MİT, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, YTB, TİKA ve ilgili kurumlar ortak bir çalışma yapmalıdır.
Özellikle Ukrayna gibi hassas ülkelerde, Türkiye adına temas kuran tüm aktörlerin görev sınırları netleştirilmelidir. Büyükelçilik ve konsolosluk çevresinde oluşan gayriresmî güç alanları temizlenmeli, devlet adına konuşma yetkisi olmayanların yerel kurumlar üzerinde etki kurması engellenmelidir.
Erdoğan’ın adı, Türkiye’nin itibarı ve devletin resmî çizgisi, kişisel menfaat peşindeki hiçbir yapının kullanımına bırakılamaz.
Erdoğan’ı korumak Türkiye’yi korumaktır
Erdoğan’a zarar vermek isteyenler yalnız açık düşmanlıkla gelmez. Bazen övgü cümlelerinin arkasına saklanır. Bazen “devlet adına” konuşur. Bazen “Cumhurbaşkanı böyle istiyor” diyerek kendi hesabını devlet iradesi gibi sunar.
Asıl tehlike de budur. Çünkü açık düşman bellidir; fakat fırsatçı, devletin gölgesinde yürür.
Bugün ihtiyaç duyulan şey duygusal tepki değil, kurumsal temizliktir. Dış temsil ağlarında, diaspora sahasında, konsolosluk ve büyükelçilik çevresinde, yardım ve ticaret alanlarında Türkiye adını kullanan bütün gri yapılar incelenmelidir.
Türkiye artık büyük bir devlettir. Büyük devletler yalnız sınırlarını değil, adlarını da korur. Erdoğan’ın adını korumak da bugün Türkiye’nin itibarını, dış politikasını ve millî güvenlik mimarisini korumaktır.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













