Bakan Mustafa Çiftçi’nin Kudüs Valiliği duası, Türkiye’nin tarihî mirası
Bakan Mustafa Çiftçi’nin Kudüs Valiliği duası, Türkiye’nin tarihî mirası, manevi sorumluluğu ve yeni küresel rolü açısından güçlü bir sembol olarak öne çıkıyor.
Yusuf İnan
Gazeteci | Siyasi ve Stratejik Analist
ANKARA, TÜRKİYE — Bazen bir cümle, sadece söylendiği anın değil, arkasındaki yüzyılların da kapısını aralar. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin “Kudüs Valiliği”ne dair duası da böyle bir cümleydi. Kimi bunu yalnızca manevi bir temenni olarak okudu, kimi siyasi bir çıkış olarak değerlendirdi. Oysa mesele bundan daha derin. Bu söz, Türkiye’nin hafızasında kapanmamış bir defterin, yarım kalmış bir sorumluluğun ve yeniden ayağa kalkan bir tarih bilincinin işaretidir.
Kudüs Valiliği mi, Türkiye’nin İçişleri Bakanlığı mı?
Bakan Çiftçi, belki kendi gönül dünyasından, kendi manevi penceresinden Kudüs’e bakarak bir dua etti. “Bir gün de olsa Kudüs Valiliği” temennisini dile getirdi. Fakat tarihin ironisi şurada: Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanlığı, herhangi bir valilikten çok daha büyük bir devlet makamıdır. Hele bu ülke, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihî devamlılığını, vicdanını, hafızasını ve emanet bilincini taşıyan Türkiye ise, bu makam yalnız idari bir görev değildir.
İçişleri Bakanlığı, bu kutsal ülkede devlet aklının, asayişin, millet iradesinin, şehirlerin ve insanların güvenliğinin kalbidir. Kudüs’e vali olma duası, bu açıdan sadece bir şehre yönetici olma arzusu değil; Kudüs’ün temsil ettiği adalet idealine hizmet etme arzusudur. Belki de kader, Bakan Çiftçi’ye Kudüs’e vali olmayı değil, Kudüs’e vali atayacak bir devletin yeniden güçlenmesine hizmet edecek bir makamı nasip etmiştir.
Artık Kudüs de dünya da eski Kudüs değil
Bugün artık Kudüs eski Kudüs değildir. Dünya da eski dünya değildir. Sınırlar kâğıt üzerinde dursa da iletişim, ekonomi, savaş, diplomasi, enerji, medya ve inanç coğrafyaları birbirine karışmıştır. Dünya adeta tek bir şehir hâline gelmiştir. Bir şehirde yaşanan zulüm, başka bir şehirde vicdanları ayağa kaldırmaktadır. Gazze’de yıkılan bir ev, İstanbul’da bir annenin yüreğini yakmaktadır. Kudüs’te atılan bir adım, Ankara’da, İstanbul’da, Konya’da, Diyarbakır’da, Bakü’de, Saraybosna’da yankı bulmaktadır.
Bu yüzden Kudüs meselesi yalnız Filistin meselesi değildir. Kudüs, insanlığın adalet imtihanıdır. Kudüs, güç ile merhametin, siyaset ile ahlakın, devlet aklı ile vicdanın kesiştiği yerdir. Türkiye’nin bu meseledeki yeri de sıradan bir dış politika pozisyonu değildir. Türkiye, tarihî hafızası, coğrafi derinliği ve medeniyet birikimiyle bu konuda konuştuğunda, sadece bugünün değil, dünün de sesiyle konuşur.
O topraklarda dedelerimizin kanı var
Kudüs’e “uzak coğrafya” diyenler, tarihimizin derinliğini göremeyenlerdir. O topraklarda bizim dedelerimiz yürüdü. O topraklarda bizim askerlerimiz nöbet tuttu. O topraklarda bizim şehitlerimizin kanı var. Belki bugün başlarında bir taş bile olmayan nice Osmanlı evladı, o kutsal coğrafyanın toprağı altında yatıyor.
*
Onlar hiçbir şey beklemeden gittiler. Maaş, makam, şöhret, ikbal için değil; vatan, sancak, emanet ve inanç için fedakârlık yaptılar. Bugün Türkiye’nin Kudüs’e bakışı, bu yüzden sadece diplomasi diliyle açıklanamaz. Bu bakışın içinde mezarsız şehitlerin sessizliği, yarım kalmış duaların sızısı ve nesilden nesile taşınan bir emanet duygusu vardır.
Bakan Çiftçi’nin sözlerinde önemli olan da budur. Kudüs’e vali olmak ifadesi, bir idari tasarruf iddiası değil; tarihin bıraktığı emanete sahip çıkma iradesidir.
Dün “Bismillah”tan irtica üretenler vardı
Bu ülke yakın tarih içinde garip zamanlar gördü. “Bismillah” kelimesinden irtica üretenleri gördü. Allah dediği için insanları zindanlara atan bürokratik zihniyetleri gördü. Milletin inancıyla devleti karşı karşıya getirmeye çalışan soğuk ve yabancı bir anlayış bu topraklarda yıllarca etkili oldu.
Bugün ise başka bir Türkiye var. Bugün devletin en kritik makamlarında, milletin inancıyla kavgalı değil, onunla barışık devlet adamları var. Kudüs’ü Arap coğrafyası diyerek uzaklaştıran bir zihniyetten, Kudüs’ü ata mirası ve ümmet emaneti olarak gören bir ufka gelinmişse, bu sıradan bir değişim değildir. Bu bir uyanıştır. Bu bir istikamet değişimidir. Bu, devlet ile millet ruhunun yeniden buluşmasıdır.
Büyük Türkiye oyun kuran Türkiye’dir
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık vurguladığı gibi Türkiye artık sadece oyun izleyen bir ülke değildir. Türkiye, küresel dengelerde oyun kuran, krizleri okuyan, mazlumların yanında konum alan, kimsesizlerin sesi olma iddiasını sürdüren bir aktördür.
Bu iddianın güçlü olabilmesi için Türkiye’nin önce kendi iç sorunlarını çözmesi, ekonomisini güçlendirmesi, kurumlarını tahkim etmesi, şehirlerini ayağa kaldırması, toplumsal enerjisini büyütmesi gerekir. İçeride güçlü olmayan bir ülke, dışarıda kalıcı adalet dili kuramaz. Fakat içeride sağlam duran, milletini bir hedef etrafında toparlayan ve devlet aklını tarih bilinciyle buluşturan bir Türkiye, yalnız kendi sınırları içinde değil, gönül coğrafyasında da etkili olur.
İçişleri Bakanlığı gibi makamların önemi burada ortaya çıkar. Güvenlik, asayiş, şehir yönetimi, kamu düzeni ve devlet ciddiyeti olmadan büyük ideal kurulamaz. Kudüs duası, ancak güçlü Ankara ile anlam kazanır.
Bediüzzaman’ın işaret ettiği uyanış
Bediüzzaman Said Nursî’ye atfedilen bazı ifadelerde, İslam dünyasının ve insanlığın geleceğine dair güçlü bir uyanış fikri vardır. Rus zabitine karşı gösterdiği izzet, esaret altında bile eğilmeyen bir ruhun ifadesidir. O ruh, bugün yeniden farklı biçimlerde zuhur ediyor. Dün bastırılan iman, bugün devlet aklıyla buluşuyor. Dün susturulan millet hafızası, bugün yeniden konuşuyor.
Türkistan’dan Balkanlar’a, Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan geniş coğrafyada Türkiye’ye dönük beklentinin sebebi de budur. Herkes Türkiye’den sadece para, yatırım veya diplomatik destek beklemiyor. Birçok mazlum coğrafya Türkiye’den adalet dili, koruyucu el ve ahlaki duruş bekliyor.
Ufukta büyük Türkiye’nin müjdesi var
Kudüs Valiliği duasını sadece romantik bir cümle olarak görenler yanılır. Bu söz, büyük bir idealin küçük bir işaretidir. Elbette bugün dünyanın dengeleri farklıdır. Elbette her söz diplomatik dikkatle ele alınmalıdır. Fakat milletlerin yükselişi önce hayalle başlar. Hayali olmayan devletlerin stratejisi de olmaz.
Bakan Çiftçi gibi inançlı, vatansever, manevi bağları güçlü devlet adamlarının varlığı, Türkiye’nin yürüyüşü açısından önemlidir. Çünkü bu ülkenin sadece teknokratlara değil, ufuk sahibi insanlara da ihtiyacı vardır. Haritaya bakınca yalnız sınırları değil, emaneti gören; tarihe bakınca yalnız geçmişi değil, vazifeyi anlayan; millete bakınca yalnız nüfusu değil, ruhu hisseden devlet adamlarına ihtiyaç vardır.
Kudüs’e vali olmak derken, belki de asıl mesele Kudüs’ün adaletine sahip çıkacak Türkiye’yi büyütmektir. Eğer Türkiye kendi gücünü artırır, kardeşliğini korur, kurumlarını güçlendirir ve tarihî misyonunu doğru okursa, yalnız kendisi için değil, bütün mazlum coğrafyalar için umut olmaya devam eder.
Müjdeli günler, sadece bekleyenlerin değil, çalışanların, inananların, hazırlananların ve bedel ödeyenlerin nasibidir. Ufukta büyük Türkiye’nin işaretleri vardır. O kutlu geleceği de ancak inancı, aklı, cesareti ve adalet duygusu olan insanlar kuracaktır.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













