Tarık Çelenk: Toplumun doğruları söyleyen din adamlarına ihtiyacı var

TAŞGETİREN: İSLAMCI KESİM BU GÖRÜNTÜYE NASIL BAKTI?

Tarık Çelenk: Toplumun doğruları söyleyen din adamlarına ihtiyacı var

Tarık Çelenk: Toplumun doğruları söyleyen din adamlarına ihtiyacı var

 

KARAR TV ekranlarında yayınlanan Yüzleşme programına katılan Tarık Çelenk, Kızıl Goncalar dizisi üzerinden başlayan tartışmalar hakkında 'Toplumun siyasallaşmamış ve doğruları söyleyen din adamlarına ihtiyacı var, tarikatların en büyük sorunu özeleştiri yapamıyor olmalarıdır' ifadelerini kullandı.

MUSTAFA SİVİŞ

Ahmet Taşgetiren ve Yusuf Ziya Cömert'in yorumuyla ekranlara gelen Yüzleşme, KARAR TV'deki yayın hayatına devam ediyor. 4 Ocak Perşembe günü izleyiciyle buluşan programın konuğu, Tarık Çelenk oldu.

Son dönemlerde toplumun büyük bir bölümünün ilgisini çeken Kızıl Goncalar dizisi ve sosyal yansımaları konusunda değerlendirmelerde bulunan Çelenk, 'Toplumun siyasallaşmamış ve doğruları söyleyen din adamlarına ihtiyacı var, tarikatların en büyük sorunu özeleştiri yapamıyor olmalarıdır' şeklinde konuştu.

İşte, programda öne çıkan diğer önemli satır araları...

ÇELENK: Şimdi öncelikle zannediyorum ki dosya İdari Mahkemesi’nde ve belki de itiraz kabul edilecek, dizi devam edecek. Bildiğim kadarıyla Pazartesi günü her halükarda 3.bölüm yayınlanacak. İşin özüne gelirsek ben yılardan bu yana dizilere bakarım, tarihi dizileri bir kenara bıraktığımız zaman, ‘Türkiye’deki başörtülü insanlar, aileler, okuyanlar, doktorlar, psikologlar hayatımızın her yerinde var da bu dizilerde niye yok?’ diye hep sorardım. Bırakın onu muhafazakar iktidar diye söylüyoruz yani 20 yıldan bu yana televizyon kanallarında haber sunan, programı organize eden bir iki özel torpil, özel bir iki kanal dışında hiç başörtülü spiker yok. Başörtülü okuyan insanlar ya da mezun olanlar hiç bu işlere müracaat etmezler mi? Aynı şekilde çok büyük holdinglerde temizlikçi ve işçi sınıfı dışında niye başörtülü yöneticiler yok? Şimdi bakın bunlar gerçek, bu dizi bunu aştı. Dizi, başörtülü insanların, tarikatların toplumda yaşadığını, seküler insanlar ile bir arada olduğunu, bunların da aralarında iyi insanlar , iddialı insanlar , bunların da içerisinde çürümüşlükler olduğunu bir arada gösteriyor. Bunların bir arada iletişim modelini ortaya koyuyor, dizi bu bakımdan önemli. Ayrıca bu toplumda, bir kutuplaşma hikayesi var. Bu kutuplaşma hikayesinde sanırım dizinin gidişatı itibariyle birbirini anlayan insanlar da çıkacak muhtemelen. Onun dışında toplumun diğer konuları da var, yurtdışına giden doktorlar falan. İnsanların her biri bu dizide kendisini gördü.

Kendisini gördü ve acılarına dokunulduğunu hissetti. Genellikle başkalarının acılarını görmeyen insanlar kendi acılarını da görmek istemezler. Çünkü kendi acılarının farkına varmak istemiyorlar. Şimdi doğrusu ve yanlışıyla bakarsanız senaryoda hatalar, abartmalar var ama doğru bir noktayı yakalamışlar. Nahşibendilik, Kadirilik gibi cemaatlere girmemek için bir kurgu cemaat üretilmiş. İlgi çekmek için bu cemaatte sesli ve sessiz zikirler çıkartılmış. Ama bu dizilerde önemli olan şey şu, hiçbir zaman bir tarikatın zikrini, şeriat fıkıhının öngördüğü kadın-erkek mahremiyetini, tesettürü bunlara girmiyor, bunlara saygı gösteriyorlar. Bakın bu önemli. Seküler hayattakileri de olduğu gibi kabul ediyor.

1-22.jpg

TAŞGETİREN: TARİKATTAKİ BU GÖRÜNTÜYÜ SEKÜLER KESİM YADIRGAR MI?

ÇELENK: Yani bir tehdit algısı olur, ‘Bizi de mi bu hale getirecekler?’ diye. Ama sorun bu değil. Problem, sınırların belirli olmaması. İnsanlar hep anlam veremediği bir tehdit algılıyor. Türkiye’deki belli kesimler kutuplaştırmadan hem siyasi hem de sosyal bir fayda umuyorlar. Kendilerini ancak böyle daha rahat yönetebileceklerini düşünüyorlar. Şimdi bu dizide gidişat böyle olursa, hem Kemalist hem de İslamcı kutuplaştırmaya karşı bir anti tez ortaya koymaya çalışıyor doğrusuyla ve yanlışıyla. Bu tabi ki tarafları rahatsız etti.

TAŞGETİREN: BUNDAN DİNDAR KESİM Mİ SEKÜLER KESİM Mİ RAHATSIZ OLMALI?

ÇELENK: Şimdi burada ilk başta ‘Kahrolsun tarikatlar’ modunda bir algı oluştu. Onun için şu anda sivil Kemalist kesim büyük bir şekilde diziyi sahipleniyor. Ama dizinin zamanı ilerledikçe ortada, arabasına binen siyah gözlüklü, kibirli ve kimseyle konuşmayan bir türbanlı hanımdan ziyade, daha alt sınıftan gelen, daha insani daha takva kıyafeti ve mücadelesiyle var olan bir kadını ön plana çıkartıyor. Şimdi bunun jetonu İslamcı kesimlerde daha düşmedi. Seküler kesim de baktı ki burada, tarikatlar ezilebilir diye düşündü.

TAŞGETİREN: İSLAMCI KESİM BU GÖRÜNTÜYE NASIL BAKTI?

ÇELENK: İslamcı kesim ‘Bunlar bizi aşağılıyor’ diye baktı. ‘Bunu bizden olmayanlar yaptığına göre, muhakkak bunlar bizi aşağılıyor’ diye bir şey oluştu. Ayrıca İslamcı kesimde grup kimliğinin içerisine kapanma meselesi, dinin kimlik haline gelmesi, yanlışıyla doğrusuyla biz her şeyi kendimiz koruruz, kol kırılır yen içinde kalır diye bir şey var. Kırılan kolun görünmesini istemiyorlar. Halbuki inanç dünyamızın çoluğumuz, torunumuz için ecdadımızın yaşadığı gibi taşınmasını istiyorsak, kendi içimizdeki çürükleri temizlememiz lazım.

TAŞGETİREN: DİZİDE TARİKAT YAPISINDA PROBLEMLİ GÖRÜLEN ŞEYLER NELER?

ÇELENK: Tarikat yapısı içerisinde kız çocuklarının eğitim meselesi var. Bu konu maalesef bizim 800 senelik fıkıh anlayışımızın bir parçası. Bu anlayışın bir yansımasıdır. Yani tarikatların kendi iç dünyalarında olgunlaşması için bir el atılması gerekiyor. Tarikatlarda iki yol var, birincisi fıkıh ve medrese yönü var. Onlar kendi iskeletlerini korumaya çalışıyorlar. Bir de tarikatların Batini yönü var. Geleneğe bağlı bir yön ve orada olağanüstü haller yaşanabiliyor. İşte bu haller ile sarhoş olan insanlar şeyhlerinin her dediğinin doğru olabileceğini düşünüyorlar. Çünkü ortada sağlam bir altyapı tam anlamıyla olmuyor. Aslında bu dizi yüzeysel de olsa bu konulara dokunuyor. Şimdi bu meselelerde yansıtılan bazı şeyler aşırıya kaçmakla birlikte toplumun dikkatini çekiyor. Ve tarikatların varlığını hedef almıyor, onları var kabul ediyor.

Maalesef mahalle olarak, toplum olarak iyi ve kötüyü ayrıştırmak istemiyoruz. Son 20-25 yıldan bu yana Türkiye’nin sermayesi kendilerine geçmiş durumda, bu sermaye ile kültürel iktidardan hiç bahsetmiyorlar, kendi çocuklarını da yurtdışındaki okullara gönderiyorlar, bir iki tane proje İmamhatip haricinde. Şimdi bu mahalle dediğimiz yapı, bu türbanlı ve muhafazakar ailelerin toplumsal bir model olmasına ilişkin, doğru bir algı yaratması amacıyla hiçbir yatırım yapmadı. Ve şimdi bu dizileri eleştiriyorlar.

TAŞGETİREN: Benim bu dizide dikkatimi çeken şey, dindar bir ailenin başörtülü kız çocuğunda bir gen mühendisi olma potansiyeli görmek mi baskındır yoksa Kur’an eğitimi alıp hafız olması mı baskındır? Yani şimdi dizinin o bölümü bir anlamda seküler bir şahsiyetten farklı bir şey bekliyor, bir uyanışı sergiliyor. Yani şimdi bizim açımızdan baktığımızda bizde kız çocuğunda bir gen mühendisini görebiliyor muyuz? Çocuklarınıza baktığımızda içindeki cevheri arayarak ona göre eğitim verelim gibi bir yaklaşım sergileyebiliyor muyuz?

ÇELENK: Aslında orada baktığımızda ne sekülerlerde ne de dindarlarda bir sorun yok. Problemin iki yönü var, birincisi feodal bağlarla alakalı. Muhafazakar ailelerde kız çocuklarına dair, eğitim gördüğü için evlenemeyeceği ve çocuk sahibi olarak yuva kuramayacağı yönünde bir kaygı taşıyor. İkincisi ise, 1200 yıllık fıkıha bağlı olan insanlar ‘Bu şimdi erkekler ile birlikte çalışacak, zaten kadının ailedeki yeri anneliktir’ diyen modele göre düşünür. Fakat şimdi bu model tutmuyor.

CÖMERT: Biz bunun her kısmını yaşadık. Yani bir kere bizden bir önceki kuşakta kızların okula gitmesi diye bir şey yoktu. Ondan öncesinde erkeler de okula gidemiyordu. Sonra nasıl olduysa başörtülülerin okula gidebilmesi için mücadele verdik. Şimdi bu süreçleri yaşaya yaşaya bu konudaki direniş gevşedi. Benim anladığım kadarıyla bizim fıkıh kadın penceresini açmamış, onu kapatmış. Yani ‘Şimdi açtığın zaman bir sürü meşgale çıkacak’ denilmiş. O konulara girmemişler ama artık ‘Sen istediğin kadar açma, kadınlar istesen de var istemesen de var geliyorlar’ noktasına geldi olaylar biraz.

TAŞGETİREN: Aslında sorun şu, toplumun yarısı kadınlardan oluşuyor ve ‘Erkeklerin tamamında cevher var da kadınlardaki cevher olsa da olur olmasa da olur. Hiç ona dokunmamak lazım’ tarzında bir sonuç ortaya çıkıyor. Diyelim ki bir Müslüman toplumda, nüfusun yarısından yeterli verimi alamadığınız bir durum ortaya çıkıyor.

ÇELENK: Aslında dizide verilenlere rağmen bizim mahalle nasıl tepki gösteriyor. O zaman demek ki burada kimlikler içerisine hapsolmuş bir siyasallaşma süreci var. Çünkü normalde sosyal ve toplumsal bakabilen bir insan nasıl karşısına alabilir bu diziyi? Benim kanaatim birkaç bölüm sonra işler tersine dönecek. Yani fıkıh ve kelam bu konuda bir ahlak felsefesi üretemiyor.

TAŞGETİREN: Ben burada kadına karşı farklı bir bakış açısı geliştirilmesi mesajını önemsiyorum. Dizide ‘Kızını hem Müslüman kimliği ile yetiştir hem de içerisindeki cevheri öldürme, onu destekle’ diyor.

ÇELENK: Türkiye’deki Kemalist modernleşme ciddi bir görgü modernleşmesi ama yanlışlık şu ki görgü kısmını sahiplenenler bilgi modernleşmesini yaptıklarını zannediyorlar. Oradaki boşlukları göremiyorlar. Bizim mahalle ise kendi boşluklarının her zaman mahcubiyetindedir ve öfkesi de ondan kaynaklanır.

Şimdi bir de şu var öteki dünyadan yer almak için camiler ve medreseler yaptırılıyor. Ama bir düşünce kuruluşu kurmanın veya kültür yatırımı yapmanın öteki dünyadan bir yer elde edebileceği konusunda birtakım şüpheleri var sanırım.

TAŞGETİREN: BU DİZİ İLE BİRLİKTE TARİKATLARIN SİYASETTEN BAĞIMSIZ BİR YOL İZLEMESİ GEREKTİĞİ ANLAYIŞI TOPLUMA NE KADAR ULAŞIYOR?

ÇELENK: Benim gördüğüm kadarıyla özellikle Türkiye’deki tarikatların çoğu Nakşi kökenlidir. Kitle tarikatlarıdır yani onlar da Kürt kökenlidirler. Tabi Osmanlı’nın son dönemi de dahil 150 yıldır devletten çok dayak yedikleri ve devlet ile çok sıkıntı yaşadıkları için devlet ile her pozisyonda iyi geçinmeye çalışırlar. İsmet İnönü dönemi de dahil buna. Türkiye’deki tarikatlar Ak Parti dönemine kadar her zaman merkez sağı hatta CHP’yi desteklemiştir. Hatta rahmetli Erbakan’ı desteklemezlerdi, onun devlet ile sorunları olduğunu düşünürlerdi. Tayyip Bey ile de ilk başlarda araları mesafeliydi. Şimdi devlet ile Siyasal İslamcılığın iç içe geçerek yeni bir kimlik oluşturduğunu gördükleri zaman ister istemez siyaset ve devlet ile iç içe girmiş oluyorlar. Bence sorun, tarikatların devlet ile otorite ile ilişkilerinin, her zaman hassasiyetlerinin sürebilmesi meselesi gibi gözüküyor.

İmam-ı Rabbani zamanın sultanına doğruları söylediği için 2.5 sene hapiste kalmış, hapisten çıkartılıyor ve yine cevap veriyor. Yıldırım Beyazıt Ulu Cami’yi yaparken Emir Sultan’ı çağırıyor ve ‘Bunun dört köşesine de küçük mescitler yapayım’ diyor. Sonra da Emir Sultan da Beyazıt’a ‘Size mescit değil meyhane açmak daha çok yakışır’ diyor. Yıldırım ‘Neden bana böyle dedin?’ diye sorduğunda, ‘Siz Allah’ın en büyük mescidi, Kâbesi olan kalbinizi meyhaneye çevirmişsiniz’ diyor. Şimdi şeyh olarak böyle adamlara ihtiyaç var, toplumun siyasallaşmamış ve doğruları söyleyecek din adamlarına ihtiyacı var. Tarikat yapılarındaki en büyük sorun, isterse içlerinden felsefe profesörü çıksa bile özeleştiri yapamıyor olmaktır. Ayırt edemiyorlar, doğru ve yanlışı hep bir görüyorlar. Pratikte de şeyh efendiler masum imam gibi görülüyor ve ne yaptıysa bir hikmetten ötürü olduğuna inanıyorlar, burada da ayırt edememe sorunu var.