MİT'in Bilge Başkanı İbrahim Kalın’dan dijital çağda anı yaşama dersi
İbrahim Kalın, MyMecra’daki Kendi Gökkubbemiz programında dijital çağda anı yaşamak, mahremiyet ve insanın varlık anlamını değerlendirdi.
Yusuf İnan | Şehitler Ölmez
ANKARA, TÜRKİYE — MİT'in Bilge Başkanı İbrahim Kalın, MyMecra YouTube kanalında yayımlanan “Kendi Gökkubbemiz” programında dijital çağın dikkat dağıtan dünyasına karşı insanın anı yaşama, mahremiyetini koruma ve varlığının anlamını yeniden düşünme ihtiyacını anlattı.
Kendine has üslubu, tarih, felsefe, irfan ve modern dünya okumalarını birleştiren yaklaşımıyla dikkat çeken İbrahim Kalın, “Kendi Gökkubbemiz” programında kaldığı yerden düşündürmeye ve yeni ufuklar açmaya devam etti. Bu bölümde Kalın, modern hayatın sunduğu sürekli uyarıcılar, sosyal medya baskısı, başkaları için yaşama alışkanlığı, odaklanma kaybı, ibadet bilinci, boş vakit yanılgısı ve insanın evrendeki yeri üzerine derin değerlendirmelerde bulundu.
“Kendi Gökkubbemiz” kaldığı yerden devam ediyor
MyMecra YouTube kanalında yayımlanan “Kendi Gökkubbemiz”, yalnız gündelik konuları ele alan bir söyleşi programı değil; insanın varlık serüvenini, medeniyet birikimini, modern zamanın krizlerini ve geleneğin sunduğu imkânları birlikte düşünmeye çağıran özel bir mecra olarak öne çıkıyor.
İbrahim Kalın’ın programdaki dili, akademik kavramlarla gündelik hayat deneyimini birleştiren bir çizgide ilerliyor. Bir yandan sosyal medya, telefon bildirimleri, dijital bağımlılık ve dikkat dağınıklığı gibi çağın somut sorunlarını ele alırken; diğer yandan insanın ruhu, aklı, kalbi, ölüm, ibadet, mahremiyet ve tarih tasavvuru gibi daha derin başlıklara kapı açıyor.
Bu bölümde de çıkış noktası basit ama derin bir soru oldu: İnsan yaşadığı anın gerçekten içinde mi, yoksa o anı kaydetme, paylaşma ve başkalarına gösterme telaşıyla mı yaşıyor?
Dijital çağda anı yaşamak neden zorlaştı?
Kalın’a göre modern çağda insanın en büyük sorunlarından biri, zihnini bir noktada tutamaması. Telefonlar, bildirimler, mesajlar, son dakika haberleri, sosyal medya akışları ve sürekli güncellenen dijital içerikler insanın dikkatini sürekli parçalıyor.
İnsanın bir kitaba, bir manzaraya, bir sohbete, bir derse veya yaptığı işe birkaç dakika bile zihni dağılmadan odaklanması artık ciddi bir disiplin gerektiriyor. Kalın, bu çağda insan zihninin adeta “yersiz yurtsuz” hale geldiğini, sürekli bir yerden başka bir yere sürüklendiğini ifade ediyor.
Bu tespit, bugünün insanının temel açmazını gösteriyor. Her şeye erişebilen insan, çoğu zaman hiçbir şeye gerçekten varamıyor. Her yere gidebilen insan, aslında hiçbir yere derinlemesine gidemiyor. Çünkü gitmek kadar, nereye gidildiğine dair bir istikamet fikrine sahip olmak da gerekiyor.
Sosyal medya insanı başkaları için yaşamaya itiyor
Programdaki en dikkat çekici başlıklardan biri sosyal medya eleştirisiydi. Kalın, sosyal medyanın insanları çoğu zaman kendi hayatlarını değil, başkalarının beğenisine sunulacak bir hayatı yaşamaya yönelttiğini belirtti.
Güzel bir manzara karşısında durup onu temaşa etmek yerine hemen fotoğraf çekmek, dostlarla yapılan bir sohbetin içinde gerçekten bulunmak yerine o anı paylaşılacak bir içeriğe dönüştürmek, yaşanan tecrübeyi yüzeyselleştiriyor.
Kalın’ın yaklaşımına göre insan, yaşadığı her şeyi paylaşmak zorunda değil. Çünkü mahremiyet yalnız evin veya bedenin sınırı değil; insanın ruh dünyasının, iç hallerinin, sevinçlerinin, kederlerinin ve tefekkür anlarının da korunmasıdır.
Sosyal medya çağında insan, kendinde olmayanı kendinde varmış gibi gösterme, yaşamadığı hayatı yaşamış gibi sunma ve başkalarının beğeni nesnesi haline gelme baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Bu ise insanı kendi hakikatinden uzaklaştırıyor.
Gerçek tecrübe yerine görüntülerin ikamesi
Kalın’ın değerlendirmesinde “hakikatin yerine temsilin geçmesi” önemli bir yer tutuyor. Modern insan, gerçekliği bizzat yaşamak yerine onun fotoğrafını, videosunu, imajını ve paylaşılabilir temsilini öne çıkarıyor.
Bir manzaranın fotoğrafını çekmek, bazen o manzarayı gerçekten görmeyi engelliyor. Bir anı paylaşmak, bazen o anı yaşamayı ortadan kaldırıyor. Çünkü insanın dikkat merkezi artık yaşadığı tecrübede değil, o tecrübenin başkaları tarafından nasıl görüleceğinde oluyor.
Bu durum, modern çağın en sessiz ama en derin krizlerinden biridir. İnsan yaşadığını zannederken aslında gösteriye hazırlanıyor. Hatıra biriktirdiğini zannederken, çoğu zaman gerçek hatıranın doğacağı içselleştirme sürecini kaçırıyor.
Kalın’ın vurguladığı gibi, tabiatın insana konuştuğu bir anı “klik” sesiyle heba etmek mümkündür. Oysa önce o anı yaşamak, içine çekmek, tefekkür etmek ve sonra gerekiyorsa paylaşmak daha sahici bir yol olabilir.
Anı yaşamak egoizm değildir
Programda “kendimiz için yaşamak” ile “egoizm” arasındaki fark da ele alındı. Kalın, başkaları için kurgulanmış hayatların insanı kendisi yapmadığını söylerken, insanın kendisi için yaşamasının bencillik anlamına gelmediğini de vurguluyor.
Buradaki ölçü, insanın kendisini aşan bir metafizik ilkeye bağlı kalıp kalmadığıdır. İnsan, sadece hazları ve arzuları için değil; hakikat, iyilik, güzellik, adalet, sorumluluk ve emanet bilinciyle yaşadığında kendisi için yaşaması egoizm olmaktan çıkar.
Kalın’a göre insan ancak yüksek değerlere teslim olduğunda gerçek anlamda özgür olabilir. Özgürlük, akla gelen her şeyi yapabilmek değildir. Özgürlük, insanın kendisine verilen imkânları, sınırları ve emaneti doğru yerde kullanabilmesidir.
Bu bakış, modern dünyanın sınırsızlık fikrine karşı daha derin bir özgürlük anlayışı sunuyor. İnsan her şeyi yapamaz; fakat kendisine verilen akıl, ruh, kalp, duygu ve yetenekleri doğru kullandığında anlamlı bir hayat sürebilir.
İbadet, insanı anda tutan bir disiplin
İbrahim Kalın, odaklanma meselesini yalnız modern psikoloji veya kişisel gelişim teknikleriyle açıklamıyor. Geleneğin insana sunduğu daha derin yöntemlerden biri olarak ibadeti öne çıkarıyor.
Namaz, dua ve ibadet, insanı bulunduğu ana çağıran, zihni toparlayan, kalbi merkeze alan hallerdir. İnsan namaza durduğunda bedenen orada ama zihnen başka yerdeyse, ibadetin tadını tam alamaz. Farz yerine gelmiş olabilir; fakat o ibadetin insanı dönüştüren yönü eksik kalır.
Kalın, bunun insanî bir zorluk olduğunu da özellikle belirtiyor. İnsan zihni dağılır, kalp halden hale girer. Ancak mesele bu dağılmayı fark edip yeniden merkeze dönme gayretidir.
Bu yönüyle ibadet, sadece dini bir görev değil; insanın iç dünyasını gürültüden koruyan, dikkatini toparlayan ve onu hakikate yönelten bir disiplin alanı olarak da okunabilir.
Boş vakit yoktur, vakte kıymet katan işler vardır
Programda “hobi” ve “boş vakit” kavramları da sorgulandı. Kalın, insanın ciddiye aldığı, ruhuna ve hayatına değer katan uğraşlara “hobi” demenin bazen küçültücü bir anlam taşıyabileceğini ifade ediyor.
Kitap okumak, müzikle ilgilenmek, çiçek yetiştirmek, güzel yazı yazmak, el sanatlarıyla uğraşmak veya iyi bir dinleyici olmak yalnız boş vakit faaliyetleri değildir. Bunlar, vakte kıymet katan işlerdir.
Kalın’ın bu yaklaşımı modern hayatın zaman anlayışına itiraz niteliği taşıyor. Çünkü insanın aslında boş vakti yoktur. İnsan her an bir şey yapar. Mesele, o anı neyle doldurduğu ve o eylemin insanı inceltip inceltmediğidir.
Bu nedenle “boş vakitte kitap okumak” ifadesi bile problemli bulunuyor. Kitap okumak, müzikle uğraşmak veya bir sanatla ilgilenmek, hayatın kenarına iliştirilen basit meşguliyetler değil; insanın hayatını renklendiren, derinleştiren ve ona nakış atan faaliyetlerdir.
Göbeklitepe ve modern ilerleme fikrine itiraz
Söyleşide dikkat çeken bir başka başlık da tarih ve medeniyet anlayışı oldu. Kalın, insanlığın ilkelden moderne, basitten karmaşığa doğru tek çizgili bir gelişme yaşadığına dair modern anlatıyı sorguluyor.
Bu bağlamda Göbeklitepe örneği özel bir yer tutuyor. Çünkü Göbeklitepe, insanın dini ve manevi arayışının, modern ilerlemeci tarih anlayışının sandığından çok daha eski ve merkezi olduğunu gösteren güçlü bir bulgu olarak yorumlanıyor.
Kalın’a göre insan bu dünyaya yalnız temel ihtiyaçlarını karşılayan biyolojik bir varlık olarak gelmedi. İnsan, anlam arayan, ibadet eden, sembol kuran, hakikati sorgulayan ve yüksek değerlere yönelen bir varlık olarak var oldu.
Bu bakış, modern insanın kendisini tarihin zirvesi, geçmiş toplumları ise ilkel görme alışkanlığına karşı önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Modern insan gerçekten medeni mi?
Programın en güçlü bölümlerinden biri modernlik ve barbarlık tartışmasıydı. Kalın, teknolojik gelişmişliğin insanı otomatik olarak medeni yapmadığını belirtiyor.
Nazi Almanyası örneği üzerinden modern teknolojinin insanlık dışı amaçlarla kullanılabileceği hatırlatılıyor. Yine Amazon ormanlarında yaşayan kabilelerin drone’larla görüntülenmesi ve aynı toplulukların altın avcıları tarafından katledilmesi örneği, “medeniyet” iddiasının ahlaki bakımdan sorgulanması gerektiğini gösteriyor.
Teknoloji kullanmayan bir topluluk doğaya zarar vermeden, ihtiyacı kadar yaşayabilirken; modern insan teknolojiyle donanmış halde yağma, yıkım ve katliam üretebiliyor. Bu durumda asıl ilkel olan kimdir?
Kalın’ın yaklaşımında medeniyet, teknik imkânlarla değil; merhamet, adalet, ölçü, hikmet ve insanın haddini bilmesiyle ilgilidir.
İnsan evrende küçük ama sorumluluğu büyük
Söyleşinin finalinde insanın evrendeki yeri üzerine yapılan değerlendirmeler dikkat çekti. Evrenin yaşı, galaksilerin büyüklüğü, yeryüzündeki canlı türlerinin sayısı ve insan ömrünün kısalığı düşünüldüğünde insanın varlık içindeki yeri son derece küçüktür.
Fakat bu küçüklük, insanın değersiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine insan, kendisine emanet edilen akıl, ruh, kalp ve irade ile büyük bir sorumluluk taşır.
Kalın’ın “tarih arkamızda değil, ayaklarımızın altındadır” sözü, insanın yalnız yatay bir ilerleme içinde değil, dikey bir yükseliş arayışı içinde olması gerektiğini anlatıyor. İnsan aklen, ahlaken ve manen yükselebiliyorsa, tarih onun için bir basamağa dönüşür.
Söyleşinin sonunda verilen mesaj açık: İnsan, dijital çağın gürültüsü içinde kendini kaybetmemeli; anı yaşamayı, mahremiyetini korumayı, varlığın anlamını düşünmeyi ve haddini bilmeyi yeniden öğrenmelidir.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













