Terörsüz Türkiye için özür ve yüzleşme neden kritik?

Terörsüz Türkiye sürecinin kalıcı başarıya ulaşması için PKK’nın şehit aileleri, siviller ve toplum karşısında açık yüzleşmesi gerektiği tartışılıyor.

Terörsüz Türkiye için özür ve yüzleşme neden kritik?

Yusuf İnan
Gazeteci | Siyasi ve Stratejik Analist

ANKARA, TÜRKİYE — Terörsüz Türkiye sürecinin kalıcı başarıya ulaşması, yalnızca silahların susmasına değil; öğretmenler, doktorlar, mühendisler, bebekler, siviller ve şehit aileleri karşısında açık bir yüzleşmeye bağlıdır.

Türkiye’de yeniden gündeme gelen “Terörsüz Türkiye” hedefi, güvenlik, siyaset ve toplumsal barış açısından tarihî bir eşik olarak tartışılıyor. Ancak bu sürecin yalnızca örgütsel fesih, silah bırakma veya siyasi beyanlarla sonuç üretmesi beklenemez. Çünkü terörün bıraktığı iz, yalnızca dağlarda, karakollarda veya güvenlik raporlarında değildir; okullarda, evlerde, mezarlıklarda, yarım kalmış hayatlarda ve geride kalan ailelerin hafızasındadır.

Bu nedenle PKK’nın ve örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın, geçmişte öldürülen öğretmenler, sağlık çalışanları, mühendisler, kamu görevlileri, bebekler ve siviller karşısında ne söylediği, sürecin ahlaki meşruiyeti açısından belirleyici olacaktır.

Barış yalnızca silah bırakmak değildir

Dünyadaki çatışma çözümü örnekleri, kalıcı barışın yalnızca silahların susmasıyla kurulmadığını gösterir. Bir silahlı yapı faaliyetlerini durdurabilir, kendini feshettiğini açıklayabilir veya siyasi sürece geçme niyeti beyan edebilir. Fakat mağdurların acısı tanınmadıkça, toplumun adalet duygusu onarılmadıkça ve suçların ahlaki adı konulmadıkça barış eksik kalır.

Terörsüz Türkiye hedefi de bu açıdan yalnızca güvenlik başlığı değildir. Bu süreç aynı zamanda bir hafıza, vicdan ve hesap verme meselesidir. Çünkü PKK saldırılarında hayatını kaybedenler arasında yalnızca silahlı güvenlik görevlileri değil; sınıfına gitmeye çalışan öğretmenler, hastalara hizmet eden sağlık çalışanları, görev başındaki kamu personeli, çocuklar, bebekler ve gündelik hayatını sürdüren siviller de vardır.

Bu gerçek görülmeden yapılacak her barış çağrısı, toplumun geniş kesimlerinde “mağdurun sesi duyulmadı” duygusu oluşturabilir.

Şehit öğretmenler neden ayrı bir semboldür?

PKK’nın hedef aldığı öğretmenler, Türkiye’nin en derin toplumsal yaralarından birini temsil eder. Çünkü öğretmen, çatışmanın tarafı değildir. Öğretmen silah taşımaz, cephe kurmaz, mevzi tutmaz. Öğretmen, çocuklara okuma yazma öğretmek, müzik sevdirmek, matematik anlatmak, bir köyde veya ilçede geleceğe umut olmak için gider.

Şenay Aybüke Yalçın, Necmettin Yılmaz, Neşe Alten ve daha birçok öğretmen, Türkiye’nin batısından veya farklı bölgelerinden, çoğu zaman refah ve güvenli hayatı geride bırakarak çocukların eğitim hakkı için görev yerlerine gitti. Bu öğretmenlerin hedef alınması, yalnızca bireysel cinayet değil; çocukların eğitimine, bölgenin geleceğine ve devletin hizmet götürme iradesine yönelmiş bir saldırıydı.

Bu nedenle PKK’nın geçmişiyle yüzleşmesi isteniyorsa, ilk sorulardan biri şudur: Örgüt, Kürt çocuklarına öğretmenlik yapmak için gelen öğretmenleri öldürdüğü için pişman mıdır?

Bebekler ve siviller için açık cevap gerekir

Terör saldırılarında hayatını kaybeden bebekler, çocuklar ve siviller, hiçbir ideolojik açıklamayla geçiştirilemeyecek bir hakikat alanıdır. Bir bebek, bir anne, bir baba, bir esnaf, bir yolcu, bir öğrenci veya bir doktor, hiçbir siyasal hedefin “yan kaybı” olarak görülemez.

Bu nedenle PKK’nın ve örgüt liderliğinin dünya kamuoyu önünde açıkça cevaplaması gereken temel soru vardır: Bebeklerin, çocukların ve sivillerin ölümünden dolayı pişmanlık duyuluyor mu?

Bu soru sembolik değildir. Stratejiktir. Çünkü bir yapı geçmişte işlediği sivil katliamları açıkça mahkûm etmiyorsa, gelecekte demokratik zeminde var olacağına dair güven üretmesi zordur. Sadece “yeni bir dönem başlıyor” demek yeterli değildir. Eski dönemin mağdurları karşısında hangi ahlaki sorumluluğun üstlenildiği de açıklanmalıdır.

Özür, zayıflık değil siyasi sorumluluktur

Bazı çatışma süreçlerinde özür dilemek, taraflarca zayıflık gibi algılanabilir. Oysa siyasal ve ahlaki açıdan özür, zayıflık değil sorumluluk göstergesidir. Bir örgüt geçmişte sivillerin ölümüne yol açmışsa, öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, bebekleri ve kamu görevlilerini hedef almışsa, bu eylemleri açıkça mahkûm etmeden toplumsal meşruiyet üretemez.

Özür, yalnızca “üzgünüz” demek değildir. Özür, fiilin adını doğru koymak, mağdurun acısını tanımak, failin sorumluluğunu kabul etmek ve benzer eylemlerin hiçbir şart altında tekrarlanmayacağını ilan etmektir.

Bu nedenle Terörsüz Türkiye sürecinde PKK ve Öcalan’ın yapacağı herhangi bir açıklama, sadece devlete veya siyasi aktörlere değil; doğrudan şehit ailelerine, gazilere, yetimlere, öksüzlere ve saldırılarda hayatı parçalanan sivillere hitap etmelidir.

Dünya kamuoyu önünde yüzleşme şartı

PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Türkiye ve çok sayıda ülke tarafından terör örgütü olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla örgütün geçmişi yalnızca Türkiye’nin iç meselesi değildir; uluslararası hukuk, insan hakları ve terörle mücadele açısından da dünya kamuoyunu ilgilendiren bir dosyadır.

Bu nedenle olası bir yüzleşme yalnızca Türkiye’de kapalı kapılar ardında yapılmamalıdır. Örgüt liderliği ve örgüt adına konuşan yapılar, dünya kamuoyu önünde öğretmenlerin, sivillerin, bebeklerin ve kamu görevlilerinin öldürülmesini açıkça yanlış ilan etmelidir.

Bu tür bir açıklama, sürecin güvenilirliği açısından kritik önemdedir. Çünkü terör örgütü geçmişini romantize eden, eylemlerini “mücadele” diliyle örten veya sivil ölümleri belirsiz ifadelerle geçiştiren bir tutum, mağdurların acısını ikinci kez yaralar.

Stratejik açıdan neden gereklidir?

Devletler açısından terörle mücadele yalnızca askeri başarıyla tamamlanmaz. Kalıcı başarı, terörün toplumsal meşruiyet üretme kanallarının kapanmasıyla mümkündür. Bu da hafıza, eğitim, hukuk, psikoloji ve kamu vicdanı alanlarında güçlü bir yüzleşmeyi gerektirir.

PKK’nın geçmiş saldırıları karşısında açık pişmanlık beyanı olmadan yürütülecek bir süreç, toplumun bir kısmında güvensizlik doğurur. Şehit aileleri “bizim acımız yok sayılıyor” duygusuna kapılırsa, sürecin toplumsal zemini zayıflar.

Bu nedenle özür ve pişmanlık, yalnızca ahlaki değil, stratejik bir ihtiyaçtır. Devletin güvenlik politikasıyla toplumun adalet duygusu arasında bağ kurulmadığı sürece, barış dili geniş kitlelere ulaşamaz.

Mağdur merkezli bir Terörsüz Türkiye mümkün mü?

Terörsüz Türkiye hedefinin gerçek anlamda başarıya ulaşması için mağdur merkezli bir çerçeveye ihtiyaç vardır. Bu çerçevede şehit ailelerinin, gazilerin, saldırılarda yakınlarını kaybeden sivillerin ve terör mağdurlarının sesi sürecin merkezinde olmalıdır.

Sadece örgütün geleceği, silahların akıbeti veya siyasi temsil meselesi konuşulursa süreç eksik kalır. Asıl konuşulması gerekenlerden biri de öğretmenlerin neden hedef alındığı, bebeklerin ölümüne nasıl bakıldığı, sivillerin hangi gerekçeyle öldürüldüğü ve bu eylemlerden dolayı açık bir pişmanlık duyulup duyulmadığıdır.

Bu soruların cevabı verilmeden kurulacak barış dili, vicdanlarda karşılık bulmakta zorlanır.

Sonuç: Özür olmadan kalıcı güven oluşmaz

Terörsüz Türkiye, güçlü ve gerekli bir hedef olabilir. Ancak bu hedefin kalıcı başarıya ulaşması için güvenlik adımlarının yanında ahlaki ve toplumsal yüzleşme de şarttır.

PKK ve Öcalan, öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, bebekleri, sivilleri ve kamu görevlilerini hedef alan saldırılar konusunda dünya kamuoyu önünde açık bir pişmanlık beyan etmelidir. Bu yalnızca devletin değil, mağdur ailelerin ve toplumun da beklediği temel bir sorumluluktur.

Silah bırakmak önemlidir. Fakat silahın kimi hedef aldığıyla yüzleşmek daha da önemlidir. Gerçek barış, failin sessizce sahneden çekilmesiyle değil; mağdurun acısının tanınması, suçun adının konulması ve bir daha asla tekrarlanmayacağına dair açık, samimi ve evrensel bir taahhütle mümkündür.

Yusuf İnan

www.sehitlerolmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.