Trump CAATSA’yı kaldırıp Türkiye’ye gerçekten F-35 verebilir mi?

Trump’ın CAATSA yaptırımlarını kaldırma yetkisi geniş olsa da Türkiye’ye F-35 teslimi, S-400 şartı ve Kongre engeli nedeniyle daha zor görünüyor.

Trump CAATSA’yı kaldırıp Türkiye’ye gerçekten F-35 verebilir mi?

Ahmet Taş | Şehitler Ölmez

ANKARA, TÜRKİYE — ABD Başkanı Donald Trump’ın CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü hukuken uygulanabilir görünürken, Türkiye’ye F-35 teslim edilmesi S-400 şartı ve Kongre denetimi nedeniyle çok daha karmaşık bir süreç gerektiriyor.

Trump, Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında Türkiye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açık biçimde söylerken F-35 konusunda henüz kesin karar vermediğini belirtti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da iki ülke arasında siyasi iradenin bulunduğunu ve ilgili kurumların çözüm üzerinde çalıştığını açıkladı. Ancak mevcut Amerikan mevzuatı incelendiğinde, CAATSA ile F-35 dosyalarının birbirine bağlı fakat hukuken farklı iki mesele olduğu görülüyor.

CAATSA yaptırımlarını kaldırmak Trump için daha kolay

Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları, Ankara’nın Rus devlet şirketi Rosoboronexport’tan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle Aralık 2020’de uygulanmıştı. Yaptırımlar, Savunma Sanayii Başkanlığına yönelik ABD ihracat lisansı kısıtlamalarını, kredi yasaklarını ve bazı kurum yöneticilerine getirilen mali ve vize tedbirlerini içeriyor.

Amerikan yasaları, başkana uygulanmış CAATSA yaptırımlarını ulusal güvenlik gerekçesiyle geçici olarak kaldırma veya uygulamadan muaf tutma yetkisi veriyor. CAATSA’nın 236’ncı maddesine göre başkan, bunun ABD’nin ulusal güvenlik çıkarına hizmet ettiğini belirlerse yaptırımlardan feragat edebiliyor.

Yaptırımların tamamen sona erdirilmesi için ise Kongre’ye gerekçe sunulması; yaptırıma yol açan faaliyetin durdurulduğunun veya bunu durdurmaya yönelik doğrulanabilir adımlar atıldığının bildirilmesi ve benzer faaliyetlerin tekrarlanmayacağına ilişkin güvence alınması gerekiyor. Süreç ayrıca CAATSA’nın Kongre incelemesini düzenleyen hükümlerine tabi bulunuyor.

Bu düzenleme, Trump’ın CAATSA konusunda önemli bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor. Başkan yaptırımları tek bir siyasi açıklamayla hukuken tamamen ortadan kaldıramasa da ulusal güvenlik istisnasına dayanarak uygulamayı askıya alabilir ve sonlandırma sürecini başlatabilir.

Dolayısıyla Trump’ın “Yaptırımları kaldıracağız” sözü, gerekli bildirimler ve idarî işlemler tamamlandığında hayata geçirilebilecek bir taahhüt niteliğinde.

F-35 dosyasındaki yasal engel daha sert

F-35 savaş uçakları konusunda ise başkanın hareket alanı daha dar. ABD’nin 2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nın 1245’inci maddesi, Türkiye’ye F-35 uçağı, parça, destek ekipmanı, teknik veri ve bakım desteği verilmesini açıkça yasaklıyor.

Yasak ancak ABD savunma ve dışişleri bakanlarının ortak bir belgeyle Türkiye’nin artık S-400 sistemine, sistemle bağlantılı ekipmanlara ve personele sahip olmadığını Kongre’ye bildirmesi halinde kaldırılabiliyor.

Aynı belgede Ankara’nın gelecekte yeniden S-400 teslim almayacağına ilişkin güvenilir güvence verdiğinin ve 31 Temmuz 2019’dan sonra F-35 teknolojisini tehlikeye atabilecek başka bir Rus savunma sistemi satın almadığının da belirtilmesi gerekiyor.

Bu şartların yerine getirildiğine ilişkin belgenin Kongre’ye gönderilmesinden sonra ayrıca 90 günlük zorunlu bekleme süresi bulunuyor.

Bu nedenle S-400’lerin yalnızca hangara kaldırılması veya kullanılmayacağının taahhüt edilmesi, yasanın kelime anlamıyla aradığı “artık sahip olmama” şartını karşılamayabilir. Trump yönetimi bu hükmü esnek yorumlamaya çalışsa bile karar Kongrede ve muhtemel bir hukuki süreçte tartışmaya açılabilir.

Trump, Kongreyi ikna ederek yasayı değiştirebilir veya S-400’lerin durumunu mevcut hükmü karşılayacak şekilde çözecek bir anlaşmayı destekleyebilir. Fakat yürürlükteki yasayı tek başına yok sayarak F-35 teslimatı yapması hukuken kolay görünmüyor.

S-400’lerin üçüncü ülkeye devri en güçlü formül

DW Türkçe’ye konuşan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi Direktörü Sinan Ülgen, sorunun çözümü için üç temel seçenek bulunduğunu belirtiyor: Türkiye’nin S-400 mülkiyetinden tamamen çıkması, sistemin kullanılmayacağı ve denetleneceği yeni bir Amerikan-Türk mutabakatı oluşturulması veya sistemlerin üçüncü bir ülkeye devredilmesi.

Bu seçenekler arasında mevcut F-35 yasasının açık şartlarına en yakın çözüm, Türkiye’nin S-400’lerin mülkiyetine gerçekten son vermesi olarak öne çıkıyor.

Sistemin Katar, Somali veya başka bir ülkedeki Türk üssüne götürülmesi, Türkiye topraklarında F-35 ile karşılaşma riskini azaltabilir. Ancak mülkiyet Türkiye’de kaldığı sürece ABD yasasının “Türkiye artık S-400’e sahip değildir” şartını karşılayıp karşılamadığı tartışmalı olur.

Üçüncü ülkeye tamamlanmış bir satış ise mülkiyet sorununu daha açık biçimde çözebilir. Buna karşılık Rusya’nın son kullanıcı ve yeniden ihracat hükümleri nedeniyle Moskova’nın tutumu önem taşıyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, sistemlerin geleceğini “son derece hassas” bir mesele olarak nitelendirerek Türkiye ile temasların sürdüğünü açıkladı. Ancak Moskova veya Ankara tamamlanmış bir satış anlaşmasını resmen doğrulamadı.

Bu açıklama, tarafların S-400 dosyası üzerinde gerçekten çalıştığını gösteriyor. Ancak alıcı ülke, mülkiyetin hangi tarihte devredileceği, satış bedeli, Rusya’nın onayı ve sistemlerle bağlantılı personelin durumu açıklanmadan F-35 engelinin kalktığını söylemek mümkün değil.

Kongre ve İsrail’den direnç gelebilir

Trump’ın F-35 satışına olumlu yaklaşması, Kongrenin de aynı yönde hareket edeceği anlamına gelmiyor. Türkiye’nin S-400 sistemlerine sahip olduğu sürece F-35 almasına karşı çıkan Demokrat ve Cumhuriyetçi üyeler bulunuyor.

Bazı Kongre üyeleri, Rus yapımı sistemlerin F-35’in radar izi ve diğer hassas özelliklerine ilişkin bilgi elde edebileceğini savunuyor. Reuters’a göre Trump’ın açıklamalarına rağmen mevcut yasal engeller ve Kongredeki itirazlar devam ediyor.

İsrail yönetimi de Türkiye’ye F-35 verilmesine karşı çıkıyor. İsrail’in temel kaygısı, Türkiye’nin gelişmiş savaş uçaklarına sahip olmasının bölgesel askerî dengeyi ve İsrail’in ABD tarafından korunan niteliksel askerî üstünlüğünü etkileyebileceği düşüncesine dayanıyor.

Trump’ın güçlü başkanlık yetkileri ve Cumhuriyetçiler üzerindeki siyasi etkisi Kongre direncini azaltabilir. Ancak F-35 dosyasındaki mevcut yasa, yalnızca siyasî bir itirazdan ibaret değil; Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarının karşılaması gereken somut şartlar içeriyor.

Bu nedenle Trump’ın süreci ilerletmesi için önce S-400 konusunda Kongre üyelerinin de kabul edebileceği, doğrulanabilir ve kalıcı bir çözüm ortaya koyması gerekiyor.

Kasım seçimleri öncesindeki süre neden önemli?

ABD’de ara seçimler 3 Kasım 2026’da yapılacak. Temsilciler Meclisinin tamamı ve Senatodaki 35 sandalye için sandığa gidilmesi, Kongrenin siyasî yapısını değiştirebilir.

Sinan Ülgen’e göre çözüm sağlanacaksa seçimlerden önceki dönem önemli bir fırsat penceresi oluşturuyor. Seçim sonrasında Kongre çoğunluğunun veya ilgili komitelerin dengesi değişirse Türkiye’ye F-35 satışı konusunda daha sert bir tablo ortaya çıkabilir.

Bir başka risk de siyasî onay ile fiilî teslimat arasındaki zaman farkı. Trump yönetimi satış sürecini başlatsa bile Kongre dengelerinin değişmesi, ihracat bildirimleri, finansman, pilot eğitimi, teknik hazırlıklar ve teslimat takvimi gibi sonraki aşamaları etkileyebilir.

Dolayısıyla Ankara açısından hedef yalnızca Trump’tan siyasî açıklama almak değil; seçimlerden önce yaptırımların kaldırılmasına ilişkin resmî işlemleri başlatmak ve F-35 dosyasını geri dönüşü daha zor bir hukukî aşamaya taşımak olacak.

Trump sözünü ne ölçüde yerine getirebilir?

Mevcut tablo, iki ayrı cevap veriyor.

Trump, CAATSA yaptırımlarını ulusal güvenlik gerekçesiyle askıya alma veya kaldırma konusunda geniş bir yürütme yetkisine sahip. Kongre’ye bildirim ve inceleme süreci bulunmasına rağmen bu dosyanın çözümü esas olarak yönetimin siyasi iradesine bağlı.

F-35 konusunda ise Trump’ın sözü tek başına yeterli değil. Türkiye’nin S-400 mülkiyetinden çıktığının Savunma ve Dışişleri bakanlarınca resmen belgelenmesi veya Kongrenin mevcut yasayı değiştirmesi gerekiyor. Bu şartların ardından dahi 90 günlük bekleme süreci ve olası Kongre itirazları bulunuyor.

Türkiye açısından en gerçekçi yol, S-400’lerin geleceğini ABD yasasındaki “artık sahip olmama” şartıyla uyumlu hale getirecek doğrulanabilir bir formül geliştirmek. Bu formül bulunursa Trump siyasi gücünü kullanarak Kongre direncini aşmayı deneyebilir.

Formül bulunamazsa CAATSA yaptırımlarının hafifletilmesi mümkün olsa bile F-35 uçaklarının teslimi ve Türkiye’nin programa dönüşü hukuken tıkanmaya devam edebilir.

Sonuç olarak Trump, CAATSA sözünü yerine getirebilecek araçlara sahip. F-35 sözünü yerine getirip getiremeyeceği ise yalnızca Beyaz Saray’a değil, S-400’lerin mülkiyetine ilişkin çözümün niteliğine ve ABD Kongresinin bu çözümü kabul edip etmeyeceğine bağlı.

SehitlerOlmez.com