Zelenskyy’ye, SBU’ya, bakanlara ve Ukrayna makamlarına açık çağrı
Nikolaev’de yaşadığım göçmenlik, SBU ve polis süreçleri, Türkiye-Ukrayna dostluğu ve hukuk devleti sorumluluğu açısından açıklığa kavuşturulmalı.
Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar
NİKOLAEV, UKRAYNA — Nikolaev’de bizzat yaşadığım göçmenlik, SBU ve polis süreçleri, yalnızca şahsımı değil, Türkiye-Ukrayna dostluğunu ve Ukrayna’nın hukuk devleti sorumluluğunu ilgilendiren ağır bir sınava dönüştü.
Bu yazıyı bir düşmanlık duygusuyla değil, derin bir kırgınlıkla kaleme alıyorum. Çünkü ben Ukrayna’yı dışarıdan seyreden biri değilim. Bu ülkede yaşadım, Nikolaev’de insanlarla aynı havayı soludum, savaşın gölgesini gördüm, siren seslerini duydum, insanların korkusuna, sabrına, direncine şahit oldum. Yardıma ihtiyacı olanlara elimden geldiğince yardım ettim. Gazeteci olarak da insan olarak da bu ülkenin acısına kayıtsız kalmadım.
Fakat bugün geldiğim noktada şunu sormak zorunda kalıyorum: Bir ülke, kendisine dost olan bir milletin vatandaşlarına, hele üç küçük kız çocuğunun babasına, böyle mi davranmalı?
Ukrayna’da neye üzüleceğimi şaşırdım
Ukrayna’da insan bazen neye üzüleceğini gerçekten şaşırıyor. Bir yanda Rus işgalinin paramparça ettiği hayatlar var. Sokakta koltuk değnekleriyle yürümeye çalışan gazilerle karşılaşıyorsunuz. Mezarlıklarda annelerin, eşlerin, çocukların sessiz çığlıkları var. Sirenler gökyüzünü yırtarken herkesin yüzünde aynı soru: Bu acı ne zaman bitecek?
Fakat diğer yanda, bütün bu acının ortasında, bazı devlet görevlilerinin bana yaşattığı muamele var. Göçmenlik Ofisi’nde, Nikolaev’deki bazı SBU görevlilerinin işlemlerinde ve polis merkezinde karşılaştığım tabloyu düşündükçe, bu ülkenin gerçek kahramanlarına daha çok üzülüyorum.
Çünkü cephede bir asker ülkesini savunurken, arkada bir memurun hukuku hiçe sayması yalnızca bir vatandaşa zarar vermez. O askerin uğruna savaştığı devlet fikrine de zarar verir.
Üç küçük kız çocuğunun babası olarak hedef alınmak
Ben üç küçük kız çocuğunun babasıyım. Bu çocukların babasından koparılması, soğuk bir dosya işlemi gibi görülemez. Bir babayı çocuklarından uzaklaştırmaya dönük her işlem, önce vicdanla, sonra hukukla tartılmalıdır.
Göçmenlik sürecinde yaşadıklarım bana şunu hissettirdi: Sanki bütün sistem, bir ailenin korunması için değil, bir babanın çocuklarından ayrılması için çalışıyor. Oysa devletin görevi aileyi parçalamak değil, hukuka uygun şekilde insan onurunu ve çocukların yararını korumaktır.
Bir çocuk için baba yalnızca pasaporttaki bir isim değildir. Baba, güven duygusudur. Baba, gece korktuğunda aradığı sestir. Baba, hastalandığında yanında görmek istediği insandır. Üç küçük kız çocuğunun hayatında böyle bir bağın koparılması, yalnızca bürokratik bir sonuç değil, ömür boyu taşınacak bir yaradır.
Benim sorduğum soru basittir: Ukrayna devleti, üç küçük kız çocuğunu babasız bırakmak isteyen bir bürokrasiyi mi temsil edecek, yoksa savaş şartlarında bile adaleti, merhameti ve hukuku ayakta tutan bir devleti mi?
SBU görevlilerinin yaşattığı süreç devlet aklıyla bağdaşmıyor
Nikolaev’de bazı SBU görevlileriyle yaşadığım süreç, beni en fazla yaralayan olaylardan biri oldu. Telefonum alındı, kişisel bilgilerime erişildi, kendi el yazılarıyla hazırlanmış metinlere bana imza attırılmak istendi. Ukraynaca bilmeyen, hukuki metni okuyup tam kontrol edemeyen bir kişiye böyle davranılması, devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.
SBU’nun görevi nedir?
Ülkeyi savunmak değil midir?
Rusya’nın içeride ve dışarıda yürüttüğü operasyonlara karşı Ukrayna’yı korumak değil midir?
Peki o zaman bir Türk gazeteciye, bir babaya, bir aile insanına karşı böyle bir süreç işletmek kimin işine yarar?
Ben burada çok ağır bir soruyu sormak zorunda kalıyorum: Bu davranışların sonucu Ukrayna’ya mı hizmet eder, yoksa Rusya’nın propaganda makinesine mi malzeme verir?
Bu soruyu sormak bile insanı incitiyor. Çünkü ben Ukrayna halkını Rus işgalinin mağduru olarak görüyorum. Ama tam da bu yüzden, Ukrayna devletinin bazı görevlilerinin kendi ülkesinin dostlarını incitecek, müttefiklerini kıracak, Türkiye kamuoyunda soru işareti doğuracak davranışlardan uzak durması gerekir.
Savaş yalnızca cephede kazanılmaz. Savaş, hukukta, insan muamelesinde, dostlara verilen güven duygusunda da kazanılır.
Polis merkezinde mağdur gibi değil, suçlu gibi muamele gördüm
Aracım çalındı veya hukuksuz biçimde alıkonuldu. Bu konuda resmî başvuru yaptım. Avukatımızla hazırlanan dilekçeyle aracımın bulunmasını, konunun araştırılmasını, hukuki işlemlerin yapılmasını istedim. Yani ben polis merkezine bir mağdur olarak gittim.
Fakat Nikolaev’deki polis merkezinde karşılaştığım tablo, bir hukuk devletine yakışacak türden değildi. Tercüman yoktu. Ukraynaca bilmediğim hâlde el yazısıyla bazı ifadeler yazıldı ve bana imzalatılmak istendi. Yazılanların benim gerçek beyanımı tam ve doğru şekilde yansıtmadığını gördüm. Benim söylediğimle kâğıda geçirilen arasında fark olduğunda, bunu düzelttirmek bile başlı başına bir mücadeleye dönüştü.
Bununla da kalmadı. Sanki bir suç işlemişim gibi fotoğraflarım çekilmek istendi. Pasaportumun görüntüleri alınmak istendi. Oysa ben zaten resmî kanallardan gerekli tüm belge ve bilgileri sunmuştum.
Bir mağdurun hakkını aramak için gittiği polis merkezinde kendisini suçlu gibi hissetmesi, devlet adına büyük bir kayıptır. Hele bu olay savaş hâlindeki bir ülkede yaşanıyorsa, her memurun şunu bilmesi gerekir: Yabancı bir vatandaşa yapılan kötü muamele, o ülkenin dünyadaki imajını doğrudan etkiler.
Türkiye-Ukrayna dostluğu yerel keyfiliğe kurban edilemez
Türkiye, Ukrayna’nın en zor zamanlarında yanında duran ülkelerden biridir. Türkiye kamuoyu, Ukrayna halkının acısını gördü. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, savaşın başından bu yana barış masası kurulması ve diplomatik kanalların açık tutulması için özel bir çaba gösterdi.
Böyle bir dönemde Nikolaev’de Türk vatandaşlarına yönelik kötü muamele, yalnızca yerel bir sorun olarak görülemez. Bu, Türkiye-Ukrayna ilişkilerini zehirleyebilecek bir güven meselesidir.
Benim yaşadıklarım Ankara’da duyulduğunda Türk halkı ne düşünecek?
“Ukrayna, kendisine destek veren Türkiye’nin vatandaşlarına böyle mi davranıyor?” sorusu sorulmayacak mı?
Bu sorudan kim fayda görür?
Türkiye fayda görmez. Ukrayna fayda görmez. Ukrayna halkı fayda görmez. Bu görüntüden yalnızca Rusya’nın propaganda düzeni fayda görür.
Putin’in anlatısı zaten Ukrayna’yı yalnızlaştırmak üzerine kurulu. Rusya, Ukrayna’nın Batı’yla, Türkiye’yle, İslam dünyasıyla, Avrupa’yla bağlarını zayıflatmak istiyor. Böyle bir ortamda Türk vatandaşlarına karşı yapılan her hukuksuz ve kırıcı muamele, Moskova’nın eline verilmiş bir malzemedir.
Bu nedenle Nikolaev’de yaşadıklarım yalnızca benim şahsi meselem değildir. Bu, stratejik bir meseledir. Bu, diplomatik bir meseledir. Bu, Ukrayna’nın dostlarını koruma kapasitesiyle ilgili bir meseledir.
Zelenskyy’ye, SBU’ya ve Ukrayna makamlarına açık çağrı
Buradan Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Volodymyr Zelenskyy’ye, SBU Başkan Vekili Yevhenii Khmara’ya, İçişleri Bakanı Ihor Klymenko’ya, Ulusal Polis Başkanı Ivan Vyhivskyi’ye, Kırım Tatar halkının vicdanı Mustafa Cemil Kırımoğlu’na ve Ukrayna’daki bütün sorumluluk sahibi makamlara açık çağrıda bulunuyorum:
Nikolaev’de yaşadıklarım incelenmelidir.
Göçmenlik Ofisi’nde aile bütünlüğümü hedef alan işlemler, SBU görevlilerinin telefonuma ve kişisel verilerime yönelik uygulamaları, bana el yazısıyla metin imzalatılmaya çalışılması, polis merkezinde tercümansız ve gerçeği tam yansıtmayan tutanak süreci, mağdur olduğum hâlde suçlu gibi fotoğraflanmaya çalışılmam araştırılmalıdır.
Bu çağrı Ukrayna’ya karşı değildir. Bu çağrı Ukrayna için yapılmaktadır.
Çünkü Ukrayna’nın en büyük gücü yalnızca cephedeki kahraman askerleri değildir. Ukrayna’nın en büyük gücü, “Biz hukuk devletiyiz, biz özgür dünyanın parçasıyız, biz insan onuruna saygı duyarız” diyebilmesidir.
Eğer bu söz yerel bürokrasinin keyfiliğiyle zedelenirse, cephede kazanılan ahlaki üstünlük masada yara alır.
Bir gaziye baktım, bir de bana yaşatılanlara
Bu olayları düşünerek yürürken, bir ayağı kesilmiş Ukraynalı bir askerle karşılaştım. Koltuk değnekleriyle dolmuşa binmeye çalışıyordu. Yüzünde yorgunluk vardı ama aynı zamanda anlatılması zor bir onur da vardı.
O an ona baktım.
Sonra bana yaşatılanları düşündüm.
SBU’da yaşadığım süreci, Göçmenlik Ofisi’nde aileme yönelen baskıyı, polis merkezinde tercümansız imza attırılmaya çalışılmasını, çalınan aracım için mağdur olarak gittiğim yerde suçlu gibi hissettirilmemi düşündüm.
Ve gerçekten neye üzüleceğimi şaşırdım.
Rus işgaline mi?
Toprağın altında yatan şehitlere mi?
Koltuk değnekleriyle yaşayan gazilere mi?
Çocuklarının mezarı başında ağlayan annelere mi?
Yoksa bütün bu acıların ortasında, Ukrayna devletinin bazı görevlilerinin kendi ülkelerinin itibarına zarar verecek davranışlarına mı?
Bu bir kırgınlık yazısı değil, dost uyarısıdır
Ben Ukrayna halkına düşman değilim. Tam tersine, Ukrayna halkının acısını bilen, bu ülkenin yanında durmuş, Nikolaev’de insanlara yardım etmeye çalışmış biriyim. Bu yüzden susmak istemiyorum.
*
Foto: Nikolaev Fond İnan - 2016
Dostluk yalnızca alkışlamak değildir. Dostluk, yanlış gördüğünde uyarmaktır.
Türkiye ile Ukrayna arasındaki bağ, bazı yerel görevlilerin hukuksuz, ölçüsüz ve vicdansız davranışlarına kurban edilemeyecek kadar değerlidir. Üç küçük kız çocuğunun gözyaşı, bir polis merkezindeki yanlış tutanak, bir telefonun kontrolsüz biçimde alınması, bir babanın çocuklarından koparılması sıradan evrak işlemleri değildir.
Savaş zamanında hukuk daha az gerekmez; daha çok gerekir.
Savaş zamanında merhamet lüks değildir; devlet aklının parçasıdır.
Savaş zamanında dost ülke vatandaşlarına gösterilecek saygı, diplomatik nezaket değil, stratejik zorunluluktur.
Ukrayna bugün yalnızca topraklarını değil, adalet duygusunu, insan onurunu ve dostlarının güvenini de savunmak zorundadır.
Benim çağrım açıktır: Nikolaev’de yaşadıklarım örtülmesin. Araştırılsın. Düzeltilsin. Sorumlular uyarılsın. Türkiye-Ukrayna dostluğu, üç küçük kız çocuğunun gözyaşı ve bir babanın yaşadığı haksızlık üzerinden sınanmasın.
Çünkü Ukrayna’nın düşmana karşı en güçlü cevabı yalnızca silahı değil, adaletidir.
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.















