Putin, Türkiye ve Ukrayna’da iktidar değişimi mi hedefliyor?
NATO’nun Ankara zirvesi, Trump’ın Türkiye hamlesi ve Erdoğan’a artan övgüler; Rusya’nın bölgesel planları üzerinden analiz ediliyor.
Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar | Siyasi ve Stratejik Analist
ANKARA, TÜRKİYE — NATO’nun Ankara zirvesi öncesinde Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelen dikkat çekici ilgi, Batı başkentlerinde Rusya kaynaklı daha büyük bir jeopolitik endişenin mi doğduğu sorusunu gündeme taşıdı.
Açık kaynaklarda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye veya Ukrayna’da doğrudan iktidar değişimi planı yürüttüğüne dair doğrulanmış bir belge bulunmuyor. Ancak Ankara, Washington ve Avrupa hattında son günlerde peş peşe yaşanan gelişmeler, “Batı ne gördü de bir anda Türkiye’yi ve Erdoğan’ı bu kadar merkeze aldı?” sorusunu güçlendiriyor.
NATO’nun 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak zirvesi öncesinde Erdoğan’ın ittifaka “birlik ve dayanıklılık” vurgusu yapması, Türkiye’ye yönelik savunma ticareti kısıtlamalarının kaldırılmasını istemesi ve Ankara’nın Avrupa güvenlik girişimlerine daha fazla dahil edilmesi çağrısı, zirvenin yalnızca rutin bir NATO toplantısı olmadığını gösteriyor.
Ankara zirvesi sıradan bir NATO toplantısı mı?
NATO zirveleri çoğu zaman ittifakın yönünü belirleyen siyasi fotoğraflardır. Ancak Ankara zirvesi, mevcut konjonktürde daha özel bir anlam taşıyor.
Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Avrupa, ABD’nin NATO’daki rolü konusunda belirsizlik yaşıyor. Orta Doğu’da İran, İsrail, Körfez ve enerji hatları üzerinden yeni krizler büyüyor. Karadeniz güvenliği, Kırım meselesi, Boğazlar ve Montrö dengesi yeniden stratejik başlık haline geliyor.
Bu ortamda NATO’nun liderler zirvesini Türkiye’de yapması, sadece ev sahipliği tercihi değildir. Ankara, ittifakın güneydoğu kanadı, Karadeniz kapısı, Rusya ile konuşabilen NATO üyesi ve Ukrayna savaşında denge rolü oynayan ülke olarak öne çıkıyor.
Batı’nın Türkiye’ye yönelik tonundaki değişim de bu nedenle dikkat çekiyor. Reuters’ın analizine göre NATO müttefikleri, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Türkiye’nin stratejik önemine daha fazla odaklandı ve Ankara ile askeri-güvenlik bağlarını güçlendirmeyi önceledi.
Batı Erdoğan’ı mı övüyor, Türkiye’yi mi kaybetmekten korkuyor?
Son haftalarda Erdoğan’a yönelik övgülerin artması, yalnızca diplomatik nezaketle açıklanamayacak kadar belirgin hale geldi.
Avrupa başkentleri, Trump döneminde NATO içindeki krizlerin kontrol altında tutulması için Türkiye’nin ve Erdoğan’ın dengeleyici rolüne ihtiyaç duyuyor olabilir. Çünkü Erdoğan, Trump ile doğrudan konuşabilen, Rusya ile temas kurabilen, Ukrayna ile ilişkisini sürdürebilen ve aynı anda NATO içinde kalabilen nadir liderlerden biri.
Bu tablo şu soruyu doğuruyor:
Batı Erdoğan’ı gerçekten yeniden mi keşfetti, yoksa Erdoğan’sız Türkiye ihtimalinde ortaya çıkabilecek stratejik boşluktan mı korktu?
Türkiye’nin NATO’dan kopması şart değil. Daha ince bir risk de var: Türkiye NATO’da kalır ama kararlarında Batı’dan uzaklaşır; Rusya, İran veya Çin ekseninin bazı başlıklarına daha fazla yaklaşır; Karadeniz ve Ukrayna denkleminde Batı’nın beklediği çizgiyi takip etmez.
Batı için asıl kabus senaryo bu olabilir.
Putin’in barış planında Erdoğan ve Zelenskiy engel mi?
Rusya açısından Ukrayna savaşında en kritik dosyalardan biri barışın hangi şartlarda yapılacağıdır.
Moskova, sahada istediği sonucu tam alamadan masaya oturmak istemez. Ancak savaş uzadıkça Rusya’nın maliyeti de büyüyor. Bu nedenle Putin’in hedefi yalnızca cephede ilerlemek değil, barış masasındaki siyasi aktörleri de kendi lehine şekillendirmek olabilir.
Bu noktada iki isim öne çıkıyor: Erdoğan ve Zelenskiy.
Zelenskiy, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden geri adım atmak istemeyen savaş lideri olarak görülüyor. Erdoğan ise Kırım konusunda Ukrayna’nın egemenliğini vurgulayan, Türkiye’nin Karadeniz dengesinde Rusya’ya sınırsız alan açmasına izin vermeyen bir lider profili çiziyor.
Eğer Moskova, Kırım’ın ve işgal altındaki bölgelerin fiilen Rusya lehine kabul edildiği bir barış düzeni istiyorsa, bu formüle hem Kiev’de hem Ankara’da direnç çıkacağını hesaplıyor olabilir.
İşte kulislerde konuşulan en sert soru burada başlıyor:
Putin, barışı kendi istediği şartlarda kurabilmek için Ukrayna’da Zelenskiy’siz, Türkiye’de ise Erdoğan’sız bir denklemi mi tercih eder?
Bu soru henüz ispatlanmış bir iddia değildir; ancak stratejik analiz açısından artık sorulmadan geçilemez.
Ukrayna’da Zelenskiy sonrası, Türkiye’de Erdoğan sonrası
Ukrayna’da eski Başkomutan Valerii Zalujnıy’ın olası adaylığına ilişkin haberler, Kiev’de savaş sonrası siyasi düzen tartışmalarını hızlandırdı. Eğer Ukrayna’da savaşın yüzü olan Zelenskiy yerine, ordunun itibarıyla öne çıkan başka bir isim gündeme gelirse, bu yalnızca seçim meselesi olmaz.
Bu, barış imzasının kimin eline verileceği meselesi olur.
Benzer şekilde Türkiye’de de “Erdoğan sonrası” tartışmaları yalnızca AK Parti içi halefiyet meselesi değildir. Türkiye’nin NATO içindeki yeri, Rusya ile ilişkisi, İran dosyası, Kırım politikası, Karadeniz dengesi, savunma sanayii ve Batı ile pazarlık gücü doğrudan bu tartışmaya bağlıdır.
Bu nedenle Türkiye ve Ukrayna’da liderlik tartışmalarının aynı döneme denk gelmesi, Batı başkentlerinde tedirginlik oluşturmuş olabilir.
Çünkü aynı anda iki kritik aktörde siyasi değişim ihtimali doğarsa, Rusya’nın barış masasında eli güçlenebilir.
Trump’ın KAAN motoru hamlesi ne anlatıyor?
Tam bu atmosferde ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Türkiye’ye yönelik savunma hamlesi de dikkat çekti.
Reuters’ın haberine göre Trump yönetimi, Türkiye’nin yerli savaş uçağı KAAN için kullanılacak General Electric motorlarının satışına ilişkin 700 milyon doları aşan paketi Kongre’ye bildirdi. Haberde bu satışın NATO zirvesi öncesi Türkiye ve Erdoğan’a yönelik stratejik bir açılım olarak görüldüğü aktarıldı.
Bu gelişme F-35 krizinden sonra özellikle anlamlıdır. Türkiye, S-400 meselesi nedeniyle F-35 programından çıkarılmıştı. Bugün ise KAAN motorları üzerinden Washington’un Ankara’ya yeni bir savunma kapısı açması, sadece teknik bir satış kararı değildir.
Bu, şu mesajı taşıyor olabilir:
“Türkiye’yi Rusya’ya kaptırmak istemiyoruz. Ankara’yı Batı savunma zincirinin içinde tutmak istiyoruz.”
Trump’ın Erdoğan’a müjde vereceği yönündeki beklentiler de bu çerçevede okunmalıdır. Büyük güçler kritik dönemlerde övgüyü, protokolü ve savunma anlaşmalarını aynı anda kullanır.
Avrupa neden Türkiye savunma sanayiine yöneliyor?
Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesi de Batı’nın yeni ilgisini açıklayan başlıklardan biri.
Financial Times’ın analizine göre Türkiye’nin hızla büyüyen savunma sanayii Avrupa güvenlik mimarisinde giderek daha önemli hale geliyor; Ankara, artan küresel istikrarsızlık, ABD’nin Avrupa’dan kısmi çekilme ihtimali ve Rusya tehdidi nedeniyle kritik bir stratejik ortak olarak görülüyor.
Bu tablo, Türkiye’yi yalnızca NATO’nun asker sayısı bakımından büyük ülkelerinden biri olmaktan çıkarıyor. Türkiye artık İHA, SİHA, elektronik harp, hava savunma, kara sistemleri ve mühimmat üretimiyle Avrupa’nın savunma planlamasında hesaba katılması gereken bir aktör haline geliyor.
Dolayısıyla Batı için Türkiye’yi kaybetmek, sadece bir diplomatik ortak kaybı değildir.
Bu aynı zamanda üretim kapasitesi, Karadeniz güvenliği, Orta Doğu erişimi, enerji yolları ve savunma sanayii ortaklığı kaybı anlamına gelir.
NATO ve Avrupa’yı tedirgin eden hamle ne olabilir?
NATO ve Avrupa’da oluşan tedirginliğin merkezinde üç ihtimal olabilir.
Birincisi, Rusya’nın Ukrayna’da kendi istediği şartlarda barış kurmak için Kiev’de Zelenskiy sonrası bir denklem araması.
İkincisi, Türkiye’de Erdoğan sonrası tartışmalarının Ankara’nın stratejik yönünü belirsizleştirmesi.
Üçüncüsü, Rusya’nın İran ve Çin gibi aktörlerle birlikte Batı ittifakının zayıf noktalarını kullanarak yeni bir bölgesel düzen kurmak istemesi.
Bu üç başlık bir araya geldiğinde, Batı’nın neden Erdoğan’a ve Türkiye’ye bir anda daha fazla önem verdiği daha anlaşılır hale geliyor.
NATO’nun Ankara zirvesi, Trump’ın KAAN motoru hamlesi, Avrupa’nın Türkiye savunma sanayiine ilgisi ve Erdoğan’a yönelen övgüler aynı anda okunmalıdır.
Bütün bunlar, Batı’nın Türkiye’yi kaybetmekten korktuğunu gösteriyor olabilir.
Asıl düğüm belki de şu soruda saklıdır:
Putin, Türkiye’de hangi kapının aralandığını gördü de böyle bir bölgesel hesap yapmaya cesaret etti? Moskova’ya kim, hangi dille, hangi ima ile “Erdoğan sonrası Ankara başka bir çizgiye çekilebilir” mesajı verdi?
Eğer Kremlin, Kırım ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü konusunda Erdoğan’ın vetosunu aşabileceğine inanıyorsa, bu inancı yalnız kendi hayalinden mi aldı, yoksa Ankara içinden gelen bir fısıltıyı mı okudu? Bu soru bugün sadece Türkiye için değil, Zelenskiy yönetimi, NATO liderleri ve Washington için de stratejik alarm değerindedir.
Sonuç: Putin’in hamlesi mi, Batı’nın ön alma refleksi mi?
Bugün elimizde “Putin Türkiye ve Ukrayna’da iktidar değiştirmek için harekete geçti” cümlesini kesin biçimde kanıtlayacak açık bir belge yok.
Ancak elimizde şu gerçek var:
Rusya, Ukrayna’da istediği barışı ancak Kiev’in siyasi denklemi değişirse daha kolay kurabilir. Türkiye’de Erdoğan’ın çizgisi devam ettiği sürece Kırım, Karadeniz ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü başlıklarında Moskova’nın manevra alanı sınırlı kalabilir. Batı ise Türkiye’nin NATO içindeki yerini, savunma sanayii gücünü ve Erdoğan’ın dengeleyici rolünü kaybetmek istemiyor.
Bu nedenle asıl soru şudur:
NATO ve Trump, Putin’in büyük hamlesini mi gördü?
Yoksa Türkiye ve Ukrayna’daki liderlik tartışmalarının Rusya lehine sonuç üretmesini önlemek için mi erken davrandı?
Cevap henüz net değil.
Ama Ankara zirvesi öncesinde verilen fotoğraf şunu gösteriyor:
Türkiye artık sadece NATO’nun ev sahibi değil, yeni jeopolitik satrancın merkez taşıdır. Erdoğan da bu satrançta yalnızca bir lider değil, Türkiye’nin yönünü belirleyen ana siyasi mühür olarak görülmektedir.
Eğer Batı bugün Erdoğan’a daha yüksek sesle değer veriyorsa, bunun sebebi yalnızca Erdoğan’ı sevmesi değildir.
Belki de Erdoğan’sız Türkiye ihtimalinde gördüğü gölgeden korkmasıdır.
Yusuf İnan
SehitlerOlmez.com
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













