Terörle mücadelede yeni strateji: Halkı örgütten, örgütü halktan ayırmak
Türkiye’nin terörle mücadelesinde yeni strateji; şehit ailelerinin hassasiyetini korurken masumları örgütlerin propaganda alanından çekmeyi hedeflemeli.
Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar | Siyasi ve Stratejik Analist
ANKARA, TÜRKİYE — Türkiye’nin terörle mücadelesinde yeni strateji, örgüt yöneticilerini yalnızlaştırırken masumları örgütlerin propaganda alanından çekmeyi esas almalıdır.
Şehit aileleri yalnızca belli bir sayıdan ibaret değildir. Bu topraklar için can veren vatan evlatlarının ailesi 86 milyondur. Şehitlerin acısını zamana havale etmek, “eski eskide kaldı” demek, milletin ortak hafızasını yok saymaktır. Terör örgütü elebaşları için meydanlarda slogan atanların, pişmanlık göstermeden devlete ve millete meydan okuyanların şehit ailelerinin yüreğinde açtığı yara görmezden gelinemez.
Şehitlerin hatırası stratejinin merkezinde olmalı
Terörle mücadelede ilk ilke değişmez: Şiddete bulaşan, silah taşıyan, örgüt hiyerarşisi içinde emir alan, finans sağlayan, lojistik destek veren ve millete karşı suç işleyen yapılarla tavizsiz mücadele edilmelidir.
Ancak ikinci ilke de en az birincisi kadar önemlidir: Terör örgütleriyle ilgisi olmayan, şiddete inanmayan, örgütlerin hedefinde bulunan veya yalnızca zayıf, yoruma açık, eski ve bağlamından koparılmış delillerle suçlanan insanlar örgüt safına itilmemelidir.
Çünkü terör örgütlerinin büyümesini sağlayan yalnızca dağ kadroları değildir. Örgütler, mağduriyet duygusuna, devlete ulaşamayan insanların kırgınlığına ve adalet arayışının boşa çıktığı hissine de yaslanır.
Asıl hedef örgütün sırtına bindiği kitleyi çekmektir
PKK ve FETÖ başta olmak üzere terör örgütleri, kendi yöneticilerini geniş kitlelerin arasına saklamayı sever.
Bu yüzden devletin asıl stratejisi, örgüt liderlerini ve gerçek kadroları halktan ayırmak olmalıdır. Terör örgütü yöneticileri, şiddetle ilgisi olmayan insanların arasında saklanamamalıdır.
Bugün birçok insan kendi kendine şu soruyu soruyor: “Ben bu örgütün üyesi değilim, hatta düşmanıyım. Örgüt beni zaten düşman görüyor. Devlet de beni örgüt üyesi gibi suçluyor, ben nereye gideceğim?”
Bu soru, terörle mücadelede stratejik alarmdır.
Devlet, bu soruyu duyan ilk merci olmalıdır. Vatandaş derdini devlete anlatamazsa, örgüt propagandası devreye girer. O nedenle hukuk sistemi, terör örgütlerinin propaganda alanını kapatacak şekilde işlemelidir.
Avrupa kriterleri Türkiye için baskı değil fırsattır
AİHM ve Avrupa hukukunda temel ayrım nettir: Şiddet, doğrudan şiddete teşvik, yakın ve somut tehlike, örgüt hiyerarşisi, finansman, lojistik destek ve fiili suç bağlantısı terörle mücadelenin meşru alanıdır. Buna karşılık tek başına düşünce açıklaması, makale, konuşma veya barışçıl toplantı, şiddet çağrısı içermediği sürece terör suçuyla aynı kefeye konulmamalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ifade özgürlüğünü korur; bu özgürlük mutlak değildir, ancak sınırlama için kanunilik, meşru amaç, demokratik toplumda gereklilik ve orantılılık aranır. Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi de “terör suçuna alenen teşvik” kavramını, kamuya verilen mesajın terör suçuna teşvik amacı taşıması ve böyle bir suçun işlenmesi tehlikesi doğurması şartıyla ele alır; uygulamanın ifade özgürlüğüyle uyumlu olması gerektiğini de belirtir.
AİHM’in Türkiye dosyalarında verdiği birçok karar da aynı çizgiyi gösterir: Şiddete çağrı, nefret söylemi veya silahlı isyana teşvik yoksa, sert ve rahatsız edici ifadeler tek başına ağır ceza konusu yapılamaz.
Yalçınkaya kararı stratejik ders içeriyor
FETÖ yargılamalarında da aynı stratejik berraklığa ihtiyaç vardır.
AİHM’in Yüksel Yalçınkaya kararında ByLock kullanımı ve benzeri delillerin otomatik suçluluk varsayımına dönüştürülmesi eleştirilmiş; mahkûmiyet için kanunilik, öngörülebilirlik ve adil yargılanma güvencelerinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
Bu karar, Türkiye’ye karşı bir fırsat olarak okunmalıdır. Çünkü doğru uygulanırsa, FETÖ’nün gerçek yöneticilerini geniş kitlelerin arasına saklama imkânı azalır. Suçsuzlar ayrışır, gerçek örgüt yöneticileri çıplak kalır.
FETÖ’nün istediği şey, 86 milyonun kendi mağduriyetinin parçası gibi görünmesidir. Devletin yapması gereken ise tam tersidir: Gerçek mahrem yapıyı, finans ağını, yargı içindeki koruma düzeneklerini, medya manipülasyonlarını ve 15 Temmuz’a giden yolu açan kadroları dosya dosya ortaya koymak; masumları bu gölgeden çıkarmaktır.
Cezaevleri örgütlerin eğitim kampı olmamalı
Cezaevleri, terör örgütlerinin kadro devşirme alanına dönüşmemelidir.
PKK’nın cezaevinden çıkan kişileri örgüt içinde “tecrübe kazanmış kadro” gibi değerlendirdiği bilinen bir gerçektir. Aynı risk FETÖ dosyalarında da farklı biçimde ortaya çıkar: Haksızlığa uğradığını düşünen kişi, örgütün propaganda diline açık hale gelebilir.
Bu nedenle cezaevi politikası da güvenlik stratejisinin parçasıdır. Şiddetle ilgisi olmayan, delili zayıf, yalnızca ifade veya geçmiş temas üzerinden yargılanan dosyalar hızla ayıklanmalıdır. Böylece hem cezaevleri rahatlar hem de gerçek örgüt mensupları sıradan mağdurların arasına saklanamaz.
Diaspora, ekonomi ve güvenlik aynı denklemde
Türkiye’nin Avrupa ve Amerika’daki vatandaşları ülkesine korkmadan dönebilmelidir.
Yurt dışındaki Türk vatandaşları Türkiye’ye yatırım yapabilmeli, birikimlerini ülkesine getirebilmeli, çocuklarını güvenle vatanıyla buluşturabilmelidir. Eğer insanlar “bir eski konuşma, bir banka kaydı, bir sosyal çevre, bir makale yüzünden terör suçlamasıyla karşılaşırım” endişesi taşıyorsa, bundan Türkiye ekonomisi de zarar görür, milli bağ da zayıflar.
Büyük Türkiye, vatandaşını örgütlerin kucağına iten değil, örgütlerin elinden alan devlettir.
Dostu düşmandan ayırma kabiliyeti
Bu ilke dış sahada da geçerlidir.
Ukrayna’da Türk bayrağını dalgalandıran, Türkiye ile dostluk köprüsü kurmaya çalışan bir insanın terörist gibi gösterilmesi; buna karşılık Türk bayrağını indiren, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın portrelerini kaldıran çevrelerin makbul sayılması, dost-düşman ayrımının bulanıklaşmasına örnektir.
*
Devlet aklı, sembolleri doğru okumalıdır. Türk bayrağını taşıyanla Türk bayrağını indiren aynı terazide tartılamaz.
Yeni kriter: Tavizsiz güvenlik, adil hukuk
Türkiye’nin ihtiyacı terörle mücadeleyi gevşetmek değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, terörle mücadeleyi daha akıllı hale getirmektir.
Yeni kriter şudur:
Şiddete bulaşana taviz yok.
Terör yöneticisine merhamet yok.
Şehit ailelerinin acısını incitene sessizlik yok.
Ama masuma da terörist muamelesi yok.
Hukuk sistemi doğru çalışırsa, PKK ve FETÖ yöneticileri yalnız kalır. Halk örgütlerin altından çekilir. Cezaevleri propaganda alanı olmaktan çıkar. Diaspora ülkesine döner. Sermaye Türkiye’ye gelir. Turizm güçlenir. Devletin itibarı büyür.
Şehitlerimizin mirası, ölçüsüzlük değil; güçlü, adil, keskin ve merhameti yerli yerinde kullanan devlet aklıdır.
Son söz;
Büyük Türkiye, vatandaşını örgütlerin kucağına iten değil, örgütlerin elinden alan devlettir.
Yusuf İnan
SehitlerOlmez.com
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













