Rızasız görüntü paylaşımı kadınları çıplaklık olmasa da hedef alıyor
Chayn raporu, çıplaklık içermeyen fotoğraf ve videoların da rızasız paylaşıldığında kadınlar için ağır sonuçlar doğurabildiğini ortaya koydu.
Ahmet Taş | Şehitler Ölmez
LONDRA, İNGİLTERE — Chayn adlı küresel sivil toplum kuruluşunun yeni raporu, rızasız paylaşılan fotoğraf ve videoların çıplaklık içermese bile kadınlar için ağır sonuçlar doğurabildiğini ortaya koydu.
BBC Dünya Servisi’nin aktardığı rapor, görüntü temelli istismarın uzun süredir dar bir çerçevede ele alındığını vurguluyor. Teknoloji şirketleri, kolluk birimleri ve düzenleyici kurumlar çoğu zaman zararı “çıplaklık” veya “cinsel içerik” üzerinden tanımlıyor. Ancak rapora göre asıl belirleyici ölçüt görüntünün ne kadar açık olduğu değil, kişinin rızası olmadan paylaşılması, paylaşımın arkasındaki niyet ve ortaya çıkan zarardır.
Görüntü temelli istismar nedir?
Görüntü temelli istismar, bir kişiye ait fotoğraf veya videonun onun izni olmadan paylaşılması, yayılması, bağlamından koparılması ya da tehdit aracı olarak kullanılması anlamına geliyor. Bu tür istismar çoğu zaman “intikam pornosu” ya da yapay zekâ ile üretilmiş çıplak görüntülerle birlikte anılsa da Chayn’in raporu meselenin bundan çok daha geniş olduğunu gösteriyor.
Raporda, özellikle muhafazakâr toplumlarda tamamen giyinik bir fotoğrafın bile kişinin aile ilişkilerini, iş hayatını, sosyal çevresini ve güvenliğini etkileyebileceği belirtiliyor. Başörtüsüz çekilmiş bir fotoğraf, Batı tarzı kıyafetler, akraba olmayan bir erkekle aynı karede görünmek, düğünde dans edilen kısa bir video veya sahte yazışma ekran görüntüsü, bazı topluluklarda ağır ithamlara dönüştürülebiliyor.
Raporun yazarı ve Chayn’in kurucusu Hera Hussain, bu nedenle tartışmanın çıplaklıktan rıza eksenine taşınması gerektiğini savunuyor. Hussain’e göre bir görüntünün zarar verici olması için mutlaka çıplaklık içermesi gerekmiyor; bazen sıradan görünen bir kare, hedef alınan kişi için yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor.
Mahnoor’un hikâyesi: Çıplaklık yoktu ama hayatı değişti
Raporda adı mahremiyet gerekçesiyle Mahnoor olarak değiştirilen Pakistanlı bir kadının yaşadıkları, meselenin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Mahnoor, zorlu bir boşanma sürecinin ardından ailesinin yanına döndüğünde destek bekliyordu. Ancak eski eşinin WhatsApp hesabına ve özel fotoğraflarına erişerek bu görüntüleri erkek akrabalarına, iş arkadaşlarına ve tanıdıklarına gönderdiğini söylüyor. Fotoğraflar cinsel içerikli değildi. Bazıları gündelik hayattan kareler, bazıları arkadaşlarla çekilmiş görüntüler, bazıları ise Batı tarzı kıyafetlerin görüldüğü sıradan fotoğraflardı.
Buna rağmen Mahnoor’a göre görüntüler, onu toplum önünde “ahlaksız” göstermek için kullanıldı. Bazı fotoğraflar kırpılarak farklı bir bağlam yaratıldı ve hakkında ilişki iması taşıyan bir algı oluşturuldu. Sonuçta ailesiyle ilişkileri bozuldu, iş çevresinde dışlandı ve toplumsal konumunu kaybettiğini hissetti.
Mahnoor’un anlattıkları, görüntü temelli istismarın yalnızca dijital bir sorun olmadığını, kişinin gerçek hayatındaki ilişkileri ve itibarı üzerinde doğrudan etkili olduğunu gösteriyor.
Ayesha Omar da benzer bedeller ödediğini anlattı
Pakistanlı oyuncu Ayesha Omar da benzer bir deneyim yaşadığını belirtiyor. Omar, yaklaşık on yıl önce Tayland’da bir kadın arkadaşıyla yaptığı tatilde çekilen mayo ve şortlu fotoğraflarının, bilgisi dışında bilgisayarından alınarak internette yayımlandığını anlatıyor.
Oyuncuya göre görüntüler kariyerine zarar verdi, reklam kampanyalarını ve bazı işlerini kaybetmesine yol açtı. Omar, kendi kültürel çevresinde belirli bir imaja uymanın beklendiğini, bu nedenle görüntülerin psikolojik ve duygusal açıdan da ağır etkiler bıraktığını söylüyor.
Bu örnek, kamuoyunda tanınan kadınların da aynı istismar biçimine açık olduğunu gösteriyor. Bir fotoğrafın hukuken “müstehcen” sayılmaması, mağdur açısından zarar doğurmadığı anlamına gelmiyor.
Araştırma farklı ülkelerdeki deneyimlere dayanıyor
Chayn’in çalışması Temmuz 2025 ile Şubat 2026 arasında yapılan görüşmelere dayanıyor. Raporda Pakistan’ın farklı bölgelerinden kadınların yanı sıra İngiltere, Kanada, Almanya, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’te yaşayan Pakistan diasporasından katılımcıların deneyimlerine de yer veriliyor. Bu nedenle araştırma yalnızca tek bir ülkeye ait bir sorun olarak değil, dijital platformların küresel ölçekte benzer mağduriyetleri nasıl ele aldığına dair daha geniş bir tartışma olarak değerlendiriliyor.
Raporda dikkat çekilen bir başka nokta da zararın çoğu zaman yalnızca görüntüdeki kişiyle sınırlı kalmaması. Bazı toplumlarda aile onuru kolektif bir değer olarak görüldüğü için, izinsiz paylaşılan bir fotoğraf bütün aile üzerinde baskı oluşturabiliyor. İşe gitmeye utanan aile bireyleri, bozulan evlilikler, dışlanan kardeşler ve mahalle baskısı bu zincirin parçası haline gelebiliyor. Böyle durumlarda görüntü, mağduru susturmak ve kontrol etmek için kullanılan bir araca dönüşüyor.
Teknoloji şirketlerine eleştiri
Raporun en dikkat çekici başlıklarından biri teknoloji şirketlerine yöneltilen eleştiriler. Chayn’e göre platformlar ve düzenleyici kurumlar, görüntü temelli istismarı hâlâ büyük ölçüde çıplaklık ve cinsel içerik üzerinden değerlendiriyor.
Bildirim sistemlerinde kullanılan otomatik araçların çoğu, öncelikle çıplaklık tespiti için eğitiliyor. Ancak zarar her zaman görünür çıplaklıkla ortaya çıkmıyor. Bir fotoğrafın kime gönderildiği, hangi niyetle paylaşıldığı ve hangi toplumsal bağlamda kullanıldığı çoğu zaman çıplaklık tespitinden daha önemli hale geliyor.
Raporda mağdurların, görüntülerin kaldırılması için büyük bir yük altında bırakıldığı da vurgulanıyor. Bir kişi, görüntülerini tek tek bulmak, her birini yeniden görmek ve her platforma ayrı ayrı bildirmek zorunda kalabiliyor. Bu süreç mağdurlar için ikinci bir travmaya dönüşebiliyor.
Yetkililer ve platformlar ne yapmalı?
Chayn, görüntü temelli istismar şikâyetlerinde daha hızlı ve mağdur odaklı bir sistem kurulması gerektiğini savunuyor. Raporda, tartışmalı içeriklerin önce geçici olarak kaldırılması, ardından incelenmesi öneriliyor. Böylece görüntünün yayılma hızı kesilebilir ve mağdurun uğrayacağı zarar azaltılabilir.
Uzmanlara göre asıl ölçüt üç başlıkta toplanmalı: rızanın olup olmadığı, paylaşımın niyeti ve kişiye verilen zarar. Bu yaklaşım, sadece çıplaklık içeren görüntüleri değil, bağlamından koparılarak tehdit veya itibarsızlaştırma aracı yapılan tüm görüntüleri kapsayabilir.
Bazı ülkelerde kişinin kendi görüntüsü üzerindeki hakkı daha geniş yorumlanıyor. Fransa’da görüntü hakkı mahremiyet kapsamında ele alınırken, Birleşik Arap Emirlikleri’nde kamuya açık alanlarda bile izinsiz fotoğraf çekimi daha sert kurallara tabi tutulabiliyor. Bu örnekler, konunun yalnızca teknoloji politikası değil, aynı zamanda hukuk ve insan hakları meselesi olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar bu nedenle ihbar mekanizmalarının kültürel bağlamı anlayacak biçimde güçlendirilmesini, otomatik sistemlerin insan denetimiyle desteklenmesini ve mağdurların her kopyayı tek tek bildirmek zorunda bırakılmamasını istiyor. Aksi halde birkaç dakika içinde yayılan bir görüntünün etkileri yıllarca sürebiliyor.
Rıza merkezli yeni yaklaşım çağrısı
Raporun ana mesajı, görüntü temelli istismarın yalnızca çıplaklık meselesi olarak görülemeyeceği yönünde. Özellikle kadınlar için bir görüntünün izinsiz paylaşılması, aile baskısı, iş kaybı, sosyal dışlanma ve güvenlik riski gibi ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Chayn, teknoloji şirketlerinin, polis birimlerinin ve mahkemelerin mağdurların yaşadığı zararı daha geniş bir çerçevede değerlendirmesi gerektiğini belirtiyor. Rapora göre görüntü temelli istismarla mücadelede en önemli ilke açık: Bir fotoğraf veya video, çıplaklık içermese bile kişinin rızası olmadan kullanıldığında ağır bir istismar aracına dönüşebilir.













