Sabah Gazetesi’nde FETÖ’nün ayak sesleri yeniden mi duyuluyor?
Bir gün önce yayımlanan FETÖ analizinin ardından Sabah’ta çıkan haber, medya yapılanmaları ve editoryal denetim tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar
ANKARA, TÜRKİYE — Dün bir yazı yayımladık. Tabirci.com’un, Şehitler Ölmez’in, Yerel Gündem’in, Liderler.net’in ve Subay.net’in yıllar boyunca FETÖ’nün medya, yargı ve algı operasyonlarıyla nasıl hedef alındığını anlattık.
Belgelerden, mahkeme kararlarından, yaşanmış olaylardan, resmi kayıtlardan söz ettik. FETÖ’nün sadece devlete sızan bir yapı olmadığını; medyayı, bürokrasiyi, yargı dilini, sahte ihbarları ve algı operasyonlarını aynı anda kullanan bir ihanet ağı olduğunu yazdık.
Ve ne gariptir ki, bu yazının sabahında Sabah Gazetesi üzerinden cevap niteliği taşıyan bir yayınla karşılaştık.
Şimdi sormak zorundayız:
Bu bir tesadüf mü?
Yoksa yıllardır anlattığımız o görünmez medya refleksi hâlâ bazı odalarda, bazı masalarda, bazı haber akışlarında yaşamaya devam mı ediyor?
Bir yazı yayımlanıyor, ertesi sabah refleks geliyor
FETÖ’nün medya yapılanmasını bilenler şunu çok iyi bilir: Bu yapı çoğu zaman doğrudan konuşmaz. Kimi zaman bir haberin içine saklanır. Kimi zaman bir başlık seçer. Kimi zaman geçmişten kalan dosyaları yeniden ısıtır. Kimi zaman da kendi eliyle konuşmak yerine, başkasının kaleminden cevap verir.
Dün yayımladığımız yazıda ne dedik?
FETÖ’nün, kontrol edemediği bağımsız ve milli yayınları önce karalamaya çalıştığını, başaramazsa onları kendi ağına yakın göstererek itibarsızlaştırmaya yöneldiğini anlattık.
Tabirci.com’un neden hedef alındığını yazdık.
Zaman Gazetesi’nin, Feza Gazetecilik’in, Ekrem Dumanlı çevresinin ve o dönemin medya yapılanmasının nasıl bir algı düzeni kurduğunu anlattık.
Ukrayna’da sahte ihbarlarla ailelerin, çocukların, insani yardım faaliyetlerinin ve Türk bayrağının bile hedef alınabildiğini söyledik.
Ve bütün bunlardan bir gün sonra Sabah üzerinden cevap gibi bir yayın geliyorsa, bu durumun üzerinde ciddiyetle durmak gerekir.
Sabah Gazetesi bu işin neresinde duruyor?
Sabah Gazetesi Türkiye’de sıradan bir gazete değildir. Etkisi olan, gücü olan, devlet aklına yakın duran, geniş kitlelere ulaşan bir medya grubudur.
Bu yüzden Sabah’ta çıkan her haber yalnızca bir haber değildir. Hele konu FETÖ ise, hele konu yıllardır bu yapıyla mücadele etmiş insanları ilgilendiriyorsa, orada kullanılan dil, seçilen başlık, servis edilen bilgi ve zamanlama çok önemlidir.
Ben burada kesin hüküm vermiyorum.
Ama şu soruyu sormak zorundayım:
Sabah Gazetesi’nin içinde hâlâ FETÖ refleksleriyle hareket eden, eski dosyaları kaşıyan, sahte ihbar dilini yeniden dolaşıma sokan, kimden geldiği belli olmayan bilgileri haberleştiren unsurlar mı var?
Eğer yoksa, bu zamanlama nasıl açıklanacak?
Eğer yoksa, FETÖ’nün yıllardır kullandığı algı kalıpları neden hâlâ bazı haberlerde karşımıza çıkıyor?
Eğer yoksa, FETÖ’nün ipliğini pazara çıkaran bir yazının hemen ardından neden aynı yapının işine yarayacak bir yayın dili devreye giriyor?
Serhat Albayrak bu ayak seslerini duymuyor mu?
Sabah Grubu’nun başında Serhat Albayrak var.
Serhat Albayrak’ın ailesi, özellikle de Albayrak ailesi, FETÖ’nün saldırılarından, kumpaslarından ve medya operasyonlarından geçmiş bir aile. Bu gerçek ortadayken, Sabah gibi bir medya grubunda FETÖ’nün işine yarayabilecek yayınların çıkması çok daha vahim bir tablo ortaya koyar.
Burada mesele kişisel bir kırgınlık değildir.
Mesele şudur:
Eğer FETÖ bir medya grubunun içinde hâlâ istediği başlığı attırabiliyor, istediği dosyayı servis ettirebiliyor, istediği algıyı dolaşıma sokabiliyorsa, Türkiye’de FETÖ ile mücadele yalnızca geçmişe dönük bir hesaplaşma olarak kalmış demektir.
Serhat Albayrak’a düşen görev, bu yazıyı bir saldırı olarak değil, bir uyarı olarak okumaktır.
Çünkü Sabah’ta böyle bir yayın çıkıyorsa iki ihtimal vardır:
Ya içeride ciddi bir editoryal körlük vardır.
Ya da FETÖ’nün eski medya damarları hâlâ bir şekilde nefes almaktadır.
İki ihtimal de Türkiye açısından tehlikelidir.
Berat Albayrak’a da açık bir uyarıdır
Sayın Berat Albayrak, bu satırlar size de bir uyarıdır.
Eğer çevrenizde, size dost gibi görünen, fakat FETÖ’nün eski reflekslerini taşıyan, FETÖ’nün işine yarayan dosyaları servis eden, sizin adınızı ve ailenizin medya gücünü farkında olmadan bu yapının hesaplarına alet eden insanlar varsa, bu Türkiye siyaseti açısından da sizin siyasi geleceğiniz açısından da büyük bir risktir.
FETÖ’nün en büyük mahareti budur.
Kendisini gizler.
Kendisini başka kimliklerin arkasına saklar.
Bazen dindar görünür.
Bazen milliyetçi görünür.
Bazen devletçi görünür.
Bazen iktidar yanlısı görünür.
Ama zamanı gelince kendi dosyasını açar, kendi haberini yazdırır, kendi algısını kurar.
Eğer Sabah gibi bir gazete üzerinden hâlâ böyle bir refleks çalışabiliyorsa, burada yalnızca bir gazetecilik hatasından söz edilemez. Burada ciddiyetle incelenmesi gereken bir medya güvenliği sorunu vardır.
FETÖ’nün medya gücü hafife alınamaz
FETÖ’nün medya gücünü yaşamayan anlayamaz.
Bu yapı bir dönem gazete manşetleriyle hayat kararttı. Televizyon ekranlarıyla insanları hedef gösterdi. İnternet siteleriyle algı üretti. Sahte belgelerle, yönlendirilmiş ifadelerle, dosya süsü verilmiş iftiralarla insanları devletin karşısına koydu.
En tehlikeli tarafı da şuydu:
FETÖ çoğu zaman kendi adını kullanmazdı.
Başkasının eliyle vururdu.
Başkasının kalemiyle yazardı.
Başkasının ekranından konuşurdu.
Başkasının bürokrasisiyle işlem yaptırırdı.
Bugün hâlâ benzer bir mekanizma çalışıyorsa, bu yalnızca bizim meselemiz değildir. Bu Türkiye’nin medya güvenliği meselesidir.
Sadık Albayrak’ın mirasına yakışan nedir?
Sadık Albayrak, Türkiye’nin siyasi ve fikri tarihinde iz bırakmış bir isimdir. Onun adını taşıyan bir ailenin yönettiği medya grubunda FETÖ’nün ayak seslerinin duyulması ihtimali bile insanı derinden yaralar.
Çünkü bu ülke 15 Temmuz’u yaşadı.
Bu ülke çocuklarını kaybetti.
Bu ülke ordusuna, emniyetine, yargısına, medyasına sızmış bir ihanet şebekesinin ne yapabileceğini gördü.
Böyle bir ülkede, FETÖ ile mücadele etmiş insanlara karşı FETÖ’nün eski yöntemlerini hatırlatan yayınlar yapılması normal görülemez.
Sabah yönetimi şunu açıkça sormalıdır:
Bu haber kimden geldi?
Kim hazırladı?
Kim servis etti?
Hangi belgeye dayandı?
Hangi editoryal süzgeçten geçti?
Yayın zamanlaması neden böyle oldu?
Bu soruların cevabı verilmeden, “Bu sadece bir haberdi” demek kimseyi ikna etmez.
FETÖ ile mücadele geçmişte kalmış bir dosya değildir
FETÖ ile mücadele sadece mahkemelerde, emniyet dosyalarında, arşivlerde yürütülecek bir mücadele değildir.
Asıl mücadele zihinlerde, kurumlarda, medya reflekslerinde ve bürokratik alışkanlıklarda yürütülmelidir.
FETÖ’nün en büyük hilesi, kendini yok olmuş gibi göstermesidir.
Oysa bu yapı bitti denildiği yerde başka bir kılıkla karşımıza çıkar.
Bir gün sahte ihbar olur.
Bir gün eski bir gazete kupürü olur.
Bir gün çarpıtılmış bir dosya olur.
Bir gün dost görünen bir muhabirin haberi olur.
Bir gün de sizin FETÖ’yü deşifre ettiğiniz yazının ertesi sabahında, başka bir gazetenin sayfasından size cevap verir.
İşte bizim bugün sorduğumuz soru tam da budur:
Sabah Gazetesi’nde hâlâ FETÖ’nün medya reflekslerine kapı açan kişiler mi var?
Yoksa bu sadece vahim bir editoryal dikkatsizlik mi?
Her iki durumda da Sabah yönetimi susmamalıdır.
Bu yazı bir itham değil, açık bir çağrıdır
Bu yazı bir mahkeme kararı değildir.
Bu yazı bir hüküm cümlesi değildir.
Bu yazı, yıllardır FETÖ’nün medya ve algı operasyonlarına maruz kalmış bir gazetecinin açık uyarısıdır.
Biz FETÖ’nün ne yaptığını gördük.
Nasıl hedef gösterdiğini gördük.
Nasıl sahte ihbar ürettiğini gördük.
Nasıl dosya hazırladığını, nasıl insanları birbirine düşürdüğünü, nasıl masumları suçlu gibi gösterdiğini gördük.
Bu yüzden bugün Sabah Gazetesi’ne, Serhat Albayrak’a ve bu ülkenin medya sorumluluğunu taşıyan herkese çağrımız şudur:
FETÖ’nün ayak seslerini hafife almayın.
Bir haberin arkasına saklanan aklı görün.
Eski dosyaları kimlerin servis ettiğini araştırın.
Sahte ihbar diline teslim olmayın.
Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesi, ancak bu yapının medya damarları da tamamen kurutulursa başarıya ulaşır.
Aksi halde bugün bir gazeteci hedef olur, yarın bir bürokrat, öbür gün bir aile, sonra da yine bu ülkenin geleceği.
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













