Gaziler sokakta değil, devletin güvencesi altında haklarını almalı
Er gazileri ile rütbeli gaziler arasındaki sosyal hak farkı giderilmeli; şehit aileleri ve gaziler hak aramak için sokağa çıkmak zorunda kalmamalı.
Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar | Siyasi ve Stratejik Analist
ANKARA, TÜRKİYE — Bir devletin büyüklüğü yalnızca ordusunun gücüyle, ekonomisinin hacmiyle veya savunma sanayisinde ürettiği silahlarla ölçülmez. Gerçek büyüklük, vatan uğruna bedel ödeyen insanlarına nasıl davrandığıyla anlaşılır.
Bugün şehit ailelerinin ve gazilerin parklarda, meydanlarda ya da Meclis kapılarında hak aramak zorunda kalması hepimizi düşündürmelidir.
Burada yanlış olan gazilerin seslerini yükseltmeleri değildir. Yanlış olan, onları seslerini duyurabilmek için sokağa çıkmak zorunda bırakan şartlardır.
Yanlış olan itiraz etmeleri değil, mecbur bırakılmalarıdır
Gazilerimiz ekonomik sıkıntı yaşadıklarını, er gazileri ile rütbeli gaziler arasında maaş, sağlık hizmetleri ve sosyal haklar bakımından ciddi farklılıklar bulunduğunu söylüyor.
Bu talepler görmezden gelinemez.
Vatan görevini yerine getirirken kolunu, bacağını veya görme yetisini kaybeden bir gazinin yıllar sonra bir parkta oturarak hakkını anlatmak zorunda kalması, yalnızca o gazinin kişisel meselesi değildir.
Bu görüntü, devletin bütün kurumlarını ilgilendiren bir vicdan ve sorumluluk meselesidir.
Türk milleti, gazisinin sokakta hak aramasına dayanamaz. Çünkü bu millet için şehitlik ve gazilik sıradan bir sosyal statü değildir. Şehitlik ve gazilik, vatan uğruna ödenen bedelin adıdır.
Bu nedenle “Gaziler sokağa çıkmasın” derken onları susturmaktan söz etmiyoruz. Devletin, gaziler sokağa çıkmadan önce onları dinlemesinden ve sorunlarını çözmesinden söz ediyoruz.
Rütbe farkı fedakârlığın değerini değiştiremez
Er Şehit ve Gaziler Platformu üyelerinin TBMM Millî Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar’a yönelttiği soruların temelinde de bu eşitsizlik bulunuyor.
Platform üyeleri, rütbeli gazilerle er gazileri arasındaki sosyal ve ekonomik hak farklılıklarının giderilmesini istiyor.
Bu talep son derece açıktır:
Vatan uğruna ödenen bedelin rütbesi olmaz.
Bir asker terörle mücadele sırasında yaralanmışsa, uzvunu kaybetmişse veya ömür boyu taşıyacağı bir sağlık sorunuyla karşı karşıya kalmışsa, onun fedakârlığının değeri üniformasındaki rütbeye göre belirlenemez.
Elbette farklı görevlerin, kadroların ve hizmet sürelerinin mevzuatta karşılıkları olabilir. Ancak ortaya çıkan sonuç, bir gaziyi insan onuruna yaraşır hayat şartlarından mahrum bırakıyorsa o mevzuat yeniden değerlendirilmelidir.
Kanunlar insan için vardır. İnsanların yaşadığı mağduriyet açık biçimde görülüyorsa “Mevzuat böyle” demek çözüm değildir.
Devletin görevi, adaletsizliğe dönüşen mevzuatı düzeltmektir.
Yetkili kurumlar ortak bir çalışma yürütmeli
Millî Savunma Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, TBMM Başkanlığı, ilgili Meclis komisyonları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile milletvekilleri bu meseleye daha büyük bir hassasiyetle yaklaşmalıdır.
Kurumlar arasında sorumluluk aktarımı yapılmamalıdır.
Şehit aileleri ve gaziler bir kurumdan başka bir kuruma gönderilmemeli, aynı talepleri yıllarca tekrar etmek zorunda bırakılmamalıdır.
Bütün hakların tek bir çatı altında değerlendirildiği kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır. Maaşlar, sağlık hizmetleri, bakım desteği, ulaşım, istihdam, eğitim, psikososyal destek ve barınma hakları birlikte ele alınmalıdır.
Her gazi ve şehit ailesi için erişilebilir bir başvuru sistemi kurulmalı; başvuruların hangi aşamada olduğu açık biçimde görülebilmelidir.
Daha da önemlisi, yapılacak düzenlemenin takvimi kamuoyuna açıklanmalıdır.
Çalışma yürütüldüğünün söylenmesi değerlidir ancak yeterli değildir. Şehit aileleri ve gaziler, hangi sorunun ne zaman çözüleceğini bilmek istemektedir.
Kalıcı bir konut modeli kurulabilir
Daha önce de dile getirdiğim bir öneriyi yeniden hatırlatmak istiyorum.
Şehit aileleri ve gaziler için kapsamlı bir konut seferberliği başlatılmalıdır.
Uygun bölgelerde bahçeli ve iki katlı evlerden oluşan yaşam alanları inşa edilebilir. Büyükşehirlerde ise gazilerin fiziksel ihtiyaçlarına uygun, engelsiz, güvenli ve depreme dayanıklı konutlar sağlanabilir.
Buradaki temel hedef, hiçbir şehit ailesinin ve gazinin barınma kaygısı yaşamamasıdır.
Bu sistem yalnızca genel bütçeyle değil, devletin denetiminde kurulacak güçlü bir vakıf veya fon modeliyle de desteklenebilir. Kamu kurumları, belediyeler, hayırseverler ve özel sektör şeffaf kurallar altında bu sisteme katkı sunabilir.
Ancak kurulacak yapı mutlaka devlet denetiminde olmalı, gelir ve harcamaları kamuoyuna açık biçimde yayımlanmalıdır.
Şehit aileleri ve gaziler yardım kampanyalarına muhtaç bırakılmamalıdır. Sağlanan konut ve destekler bir lütuf gibi değil, ödenmiş bir bedelin karşılığı olan haklar şeklinde verilmelidir.
Bu konu sosyal yardım değil, millî güvenlik meselesidir
Şehit aileleri ve gazilerin sorunlarına yalnızca sosyal yardım başlığı altında bakmak eksik olur.
Bu konu aynı zamanda bir millî güvenlik meselesidir.
Çünkü askere giden her genç, gerektiğinde vatanı için canını ortaya koyarken arkasında bıraktığı ailesinin devlet tarafından korunacağına inanır.
Bir asker, “Başıma bir şey gelirse devlet ailemi yalnız bırakmaz” diyebilmelidir.
Bu güven zedelenirse yalnızca bir ailenin devlete olan inancı değil, toplumun vatan hizmetine ilişkin ortak duygusu da zarar görür.
Millî güvenlik yalnızca sınırları korumak, silah üretmek veya askerî operasyon yürütmek değildir. Millî güvenlik, o sınırlar için mücadele eden insanların ve ailelerinin devlete duyduğu güvendir.
Bu nedenle şehit aileleri ve gazilerin sorunlarını çözmek, savunma sisteminin manevi temelini güçlendirmektir.
Geçmişte adımlar atıldı ancak sorunlar bitmedi
Son 25-30 yıl içinde şehit aileleri ve gazilerin hakları konusunda önemli düzenlemeler yapıldı. Bunu yok saymak doğru olmaz.
İstihdam hakkı, maaşlar, sağlık hizmetleri ve çeşitli sosyal destekler bakımından ciddi ilerlemeler sağlandı.
Ancak bütün sorunların çözüldüğünü söylemek de mümkün değildir.
Farklı kanunlara, kurumlara ve statülere dağıtılmış sistem bazı kesimler arasında ciddi hak farklılıkları oluşturmuştur. Özellikle er gazileri, kendileriyle aynı şartlarda yaralanan diğer personelle aralarında büyük bir sosyal ve ekonomik uçurum bulunduğunu ifade etmektedir.
Devletin görevi, sorun büyüyüp sokağa taşındıktan sonra müdahale etmek değil, daha ortaya çıkmadan çözmektir.
Gaziler eylem yaptıktan sonra toplantı düzenlemek yerine, düzenli aralıklarla gazilerle görüşen ve sorunları doğrudan karar makamlarına ileten sürekli bir mekanizma kurulmalıdır.
Gazinin yeri milletin başının üstüdür
Türk milleti gerektiğinde aç yatar, şehit ailesini ve gazisini yalnız bırakmaz.
Bu yalnızca söylenen güzel bir söz değildir. Anadolu’nun asırlardır taşıdığı vefa anlayışıdır.
Ancak milletin vicdanındaki bu güçlü duygu, devletin kanunlarına, bütçesine ve kurumlarının uygulamalarına da aynı ölçüde yansımalıdır.
Kolunu, bacağını veya gözlerini kaybetmiş bir gazinin parkta hakkını araması hepimizin içini acıtmalıdır.
Bir şehit annesi veya babası, en temel ihtiyacını anlatabilmek için kapı kapı dolaşmamalıdır.
Bir gazi, “Bizi neden görmüyorsunuz?” diye sormak zorunda kalmamalıdır.
Devletin kurumları harekete geçmeli, sosyal haklardaki uçurumu gidermeli ve şehit aileleriyle gazilerin sorunlarını kapsamlı bir yasayla çözüme kavuşturmalıdır.
Gazilerin sokakta hak aramasına gerek yoktur.
Çünkü gazinin yeri parkta, meydanda veya kurum kapısında değil; devletin güvencesinde ve milletin başının üstündedir.
Yusuf İnan
SehitlerOlmez.com
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













