Akın Gürlek’in FETÖ uyarısı: Gerçek yapı halktan nasıl ayrıştırılır?
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in FETÖ açıklamaları, örgütle mücadelenin toplumu hedef almadan gerçek yapıyı ayrıştıran yeni bir stratejiye ihtiyacını gösteriyor.
Yusuf İnan | Şehitler Ölmez
ANKARA, TÜRKİYE — Adalet Bakanı Akın Gürlek’in FETÖ’nün güncel, finans ve kripto yapılanmalarına ilişkin açıklamaları, mücadelenin geniş toplumsal kesimleri değil örgütün gerçek çekirdeğini hedefleyen yeni bir stratejiye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
Gürlek’in 15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılı dolayısıyla paylaştığı veriler, devletin örgüte karşı geniş bir adli ve güvenlik kapasitesi kullandığını ortaya koyuyor. Ancak yüz binlerce kişinin soruşturmalara dâhil edilmesi, çok sayıda beraat ve kovuşturmaya yer olmadığı kararının verilmesi, başka bir stratejik soruyu da gündeme getiriyor: Devlet gerçek örgüt yapısına ulaşırken, örgütün kendisini gizlemek için kullandığı geniş sosyal çevreleri yeterince ayrıştırabiliyor mu?
Her terör örgütü, hukuk devleti sınırları içinde yürütülecek etkili istihbarat, finans takibi ve delile dayalı yargılama yoluyla etkisiz hâle getirilebilir. Ancak bunun ilk şartı, örgütün gerçek yapısını doğru tanımlamak ve halkı örgütün elinden almaktır.
Gürlek’in çizdiği yeni tehdit haritası
Adalet Bakanı Akın Gürlek, FETÖ’nün yalnızca geçmişte devlet kurumlarına yerleşmiş ve 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştirmiş bir yapı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Gürlek, örgütün yurt dışı bağlantıları, paravan şirketleri, güncel finansman kanalları, dijital iletişim yöntemleri ve devlet kurumlarında gizlenmeyi sürdüren kripto unsurlar üzerinden yeniden yapılanmaya çalıştığını belirtti.
“FETÖ sadece liderine bağlı basit bir grup değil, küresel bir ahtapotun kollarıdır.”
Bu tanımlama, mücadelenin yalnızca örgüt mensubu olduğu belirlenen kişilerin yakalanmasından ibaret olamayacağını gösteriyor. Paranın hangi şirketlerden geçtiği, yurt dışındaki yapıların Türkiye içindeki kişilerle nasıl temas kurduğu, dijital platformların hangi amaçlarla kullanıldığı ve gerçek karar mekanizmasının nerede bulunduğu birlikte incelenmelidir.
Gürlek’in yapıyı “yeni nesil casusluk şebekesi” olarak nitelendirmesi de önemlidir. Casusluk şebekeleri yalnızca bilgi toplamaz; devlet kurumlarını yanlış bilgiyle yönlendirebilir, sahte hedefler oluşturabilir ve güvenlik mekanizmalarının enerjisini kendi seçtikleri kişi ve gruplara yöneltebilir.
Rakamlar mücadelenin büyüklüğünü ve riskini gösteriyor
Gürlek’in açıkladığı verilere göre 2026’nın ilk altı ayında örgütün güncel yapılanmasına yönelik 1.065 operasyon gerçekleştirildi ve 2.451 kişi gözaltına alındı.
FETÖ soruşturmaları kapsamında bugüne kadar 720 bin 338 kişi hakkında adli işlem yapıldığı, 636 bin 934 kişi hakkındaki yargı sürecinin sonuçlandığı bildirildi. Verilere göre 127 bin 102 kişi hakkında mahkûmiyet, 124 bin 743 kişi hakkında beraat, 373 bin 594 kişi hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi.
Bu rakamlar, devletin örgütle mücadelesinin büyüklüğünü gösterdiği kadar, hedef tespit sisteminin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine de işaret ediyor.
Mahkûmiyet sayısına yakın bir beraat sayısının bulunması ve yüz binlerce kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi, gerçek örgüt mensuplarıyla hakkında yeterli delil bulunmayan kişilerin başlangıç aşamasında aynı soruşturma havuzlarına girebildiğini gösteriyor.
Açıklanan mahkûmiyet, beraat ve kovuşturmaya yer olmadığı kararlarının toplamı 625 bin 439’a ulaşıyor. Sonuçlandığı belirtilen 636 bin 934 dosyayla arasında 11 bin 495 kişilik fark bulunuyor. Bu farkın hangi karar türlerinden kaynaklandığının da kamuoyuna açık ve ayrıntılı biçimde belirtilmesi, verilerin doğru değerlendirilmesini sağlar.
Gerçek FETÖ toplumsal kalabalığın içinde gizlenmemeli
FETÖ ile mücadelede yapılan en ciddi stratejik hatalardan biri, dini hassasiyeti bulunan, yardım faaliyetlerine katılmış veya örgütün geçmişteki eğitim kurumlarıyla herhangi bir dönemde temas kurmuş geniş kesimlerin aynı kavram altında değerlendirilmesidir.
Dindarlık, muhafazakârlık, ibadet etmek veya bir yardım faaliyetine katılmak tek başına örgüt üyeliğinin delili değildir.
Örgüt üyeliği; hiyerarşik bağlılık, gizli emir-komuta ilişkisi, örgütsel görev, finans aktarımı, talimatla hareket etme, gizli haberleşme ve suç teşkil eden faaliyetlere katılım gibi somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Geniş bir inançlı insan kitlesinin “FETÖ” kavramı içine atılması iki ayrı zarar doğurur.
Birincisi, suçsuz insanların devlete ve adalete olan güvenini zedeler. İkincisi, gerçek örgütsel çekirdeğin bu kalabalığın gölgesinde saklanmasını kolaylaştırır.
Gerçek FETÖ yapılanması, dini hassasiyeti bulunan insanların arkasında görünmez hâle gelebilir. Devlet geniş toplumsal kesimlerle uğraşırken, karar alan, insanları fişleyen, sahte bilgi üreten, dosyaları yönlendiren ve finans ağlarını kontrol eden asıl kadrolar korunabilir.
Bu nedenle mücadelenin temel ilkesi şudur: İnançlı insanları örgütten ayırmak, örgütün dini ve toplumsal kalkanını elinden almak.
İhbar ve fişleme mekanizması nasıl silaha dönüştürülebilir?
FETÖ’nün devlet içindeki eski yapılanmasının en önemli özelliklerinden biri, istihbarat ve yargı mekanizmalarını kendi hedefleri doğrultusunda kullanabilmesiydi.
Bu noktada yalnızca örgütün kendi mensuplarını koruyup korumadığı değil, kimleri hedef olarak devletin önüne koyduğu da incelenmelidir.
Tuncay Özkan’ın bir kitabında aktardığı, bir otobüste bulunduğu belirtilen taşınabilir bellek ve içindeki fişleme listeleri anlatısı bu açıdan önem taşıyor. Böyle bir bellek gerçekten bulunmuş olsa bile, içindeki isimlerin otomatik olarak suçlu kabul edilmesi mümkün değildir.
Belleği kimin hazırladığı, ne zaman oluşturduğu, dosyalara kimlerin müdahale ettiği, isimlerin hangi ölçütlerle seçildiği ve dijital materyalin adli muhafaza zincirinin korunup korunmadığı araştırılmalıdır.
Anonim bir ihbar, kaynağı belirsiz bir liste veya faili bilinmeyen dijital dosya, devletin güvenlik ve yargı kurumlarını yanlış kişilere yönlendirmek için kullanılabilir.
Aynı hassasiyet ByLock gibi dijital deliller bakımından da geçerlidir. Bir programın telefonda bulunması tek başına yeterli görülmemeli; uygulamanın nasıl yüklendiği, kullanıcı tarafından açılıp açılmadığı, hangi kimlikle kullanıldığı, sunucu bağlantıları, IP kayıtları ve adli bilişim verileri birlikte değerlendirilmelidir.
Siyasi isimlerin veya aile fertlerinin telefonlarına uygulama yükletildiği ve daha sonra bilgilerin sızdırıldığı yönündeki iddialar da ancak teknik incelemeyle doğrulanabilir. Doğrulanmaları hâlinde ise bu durum, örgütün devleti kendi belirlediği siyasi ve toplumsal hedeflere yöneltme kapasitesini gösterebilir.
Okan Bato tartışması farklı bir açıdan ele alınmalı
Eski savcı Okan Bato’nun adı kamuoyunda “FETÖ borsası” iddialarıyla gündeme geldi. Ancak bu dosyanın yalnızca para karşılığı kişilerin soruşturma dışı bırakıldığı iddiaları açısından değerlendirilmesi yeterli olmayabilir.
Asıl araştırılması gereken konulardan biri, FETÖ soruşturmalarının hedeflerinin nasıl belirlendiğidir.
Soruşturmalar gerçekten örgütün karar verici ve gizli kadrolarına mı yöneltildi, yoksa örgütün muhalifleri, geçmişte mahkemelik olduğu kişiler, kamuoyunda tartışma oluşturacak isimler veya AK Parti’ye yakın çevreler özellikle dosyalara mı dâhil edildi?
Okan Bato veya başka bir yargı mensubu hakkında bu yönde kesin hüküm kurulabilmesi için somut delil ve yargı kararı gerekir. Ancak soruşturma hedeflerinin kimler tarafından ve hangi bilgi kaynaklarına dayanılarak seçildiğinin incelenmesi meşru ve gerekli bir güvenlik meselesidir.
Bir örgüt, kendi kadrolarını gizlemek amacıyla devlete yüzlerce sahte hedef sunabilir. Devletin enerjisi yanlış kişilere yöneltilirken, asıl örgüt yapılanması finans, bürokrasi ve uluslararası bağlantılar üzerinden faaliyetini sürdürebilir.
Bu nedenle “FETÖ borsası” tartışmaları yalnızca para ilişkilerine değil, dosya yönlendirme, hedef seçme ve gerçek örgütü gizleme ihtimaline de odaklanmalıdır.
PKK ve FETÖ’ye karşı ortak stratejik ilke
PKK ve FETÖ ideolojik, örgütsel ve toplumsal yapıları birbirinden farklı olan iki terör örgütüdür. Ancak her ikisinin de kullandığı temel yöntemlerden biri, geniş bir toplumsal kesimi kendisine kalkan yapmaktır.
PKK, Kürt vatandaşlarını kendi örgütsel tabanı gibi göstermeye çalışır. Kürt toplumunu PKK ile özdeşleştiren her yaklaşım, örgütün propagandasına hizmet eder.
FETÖ ise dini hassasiyeti bulunan insanları, öğrencileri, yardımseverleri ve geçmişte kendi kurumlarıyla temas etmiş geniş çevreleri örgütsel kalkan olarak kullanabilir. Bütün bu insanların örgüt mensubu sayılması da gerçek örgüt çekirdeğinin işine yarar.
Devlet halkla örgütü birbirinden ayırdığı anda örgütlerin hareket alanı daralır.
Kürt vatandaşların haklarını, güvenliğini ve devlete aidiyetini güçlendirmek PKK’nın toplumsal zeminini zayıflatır. Dindar ve muhafazakâr insanları suçlamadan, yalnızca somut örgütsel delile odaklanmak ise FETÖ’nün kendisini sakladığı toplumsal gölgeyi ortadan kaldırır.
Hangi örgüt olursa olsun, devletin hukuk, istihbarat, diplomasi ve finans kapasitesi örgütü etkisiz hâle getirmeye yeterlidir. Ancak mücadelenin başarısı, halkın değil örgütsel çekirdeğin hedef alınmasına bağlıdır.
Akın Gürlek için yeni mücadele alanı
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in güncel yapılanma, paravan şirketler, finans ağları ve kripto unsurlara yönelik açıklamaları doğru bir tehdit haritası ortaya koyuyor.
Bu haritanın tamamlanması için geçmiş soruşturmaların bilgi kaynakları da yeniden denetlenmelidir.
Kim tarafından hazırlandığı bilinmeyen listeler, anonim ihbarlar, kaynağı belirsiz dijital belgeler ve tek taraflı tanık anlatımları üzerinden açılan dosyalar gözden geçirilmelidir.
Beraat ve kovuşturmaya yer olmadığı kararlarının nedenleri analiz edilmeli; yanlış hedeflerin hangi ortak ihbar kaynakları tarafından üretildiği araştırılmalıdır.
Aynı isim veya çevrelerin sürekli olarak örgütün muhaliflerini, siyasi açıdan dikkat çekecek kişileri veya AK Parti’ye yakın isimleri ihbar edip etmediği incelenmelidir.
Sahte ihbar yoluyla yargıyı ve istihbaratı manipüle eden kişiler, bunu örgütsel yapıyı korumak amacıyla yaptıysa, eylemleri yalnızca iftira olarak değil devlet güvenliğine yönelik organize müdahale kapsamında değerlendirilmelidir.
Gerçek FETÖ’nün ortaya çıkarılması için örgütün devlete bildirdiği isimlerden önce, bu isimleri devlete kimlerin bildirdiğine bakılmalıdır.
Çünkü bir casusluk veya terör yapılanmasının en gelişmiş savunma yöntemi, kendi düşmanlarını devletin düşmanı gibi göstermektir.
Gürlek’in “yeni nesil casusluk şebekesi” tanımlamasının gereği de budur: Devlet yalnızca görünen mensupları değil, bilgi üreten, fişleme yapan, sahte hedefler oluşturan ve yargı mekanizmasını yönlendiren merkezleri tespit etmelidir.
FOTO: FETÖ'nün Ukrayna imamının sahte ihbarı ile indirilen Türk ve Ukrayna bayrakları
Ukrayna’da FETÖ’nün ülke imamı ve yöneticisi olarak anılan kişinin, Türkiye’de gerçek dışı olduğu belirlenen ihbarlarla Fond İnan merkezinde dalgalanan Türk bayrakları ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın portrelerinin indirilmesine, planlanan Türk Dünyası Festivali’nin engellenmesine ve örgütün milyonlarca dolarlık adak-kurban pazarındaki rakibinin tasfiye edilmesine zemin hazırladığı yönündeki iddialar, bu sürecin unutulmaması gereken en önemli boyutlarından biridir.
FOTO: FETÖ'nün Ukrayna imamının sahte ihbarı ile indirilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın porterleri...
FETÖ ve PKK ile mücadelede kalıcı başarı, daha fazla insanı aynı suçlama havuzuna almakla değil; halkı örgütten ayırmak, gerçek suçluyu somut delille belirlemek ve örgütün manipülasyon mekanizmasını çökertmekle mümkündür.
SehitlerOlmez.com













