Şehit Mehmet Günenç ve Türkiye’nin NATO’ya uzanan yolu

Kore Savaşı’nda şehit olan Mehmet Günenç’in hikâyesi, Türkiye’nin NATO üyeliğine uzanan sürecin askerî ve siyasi arka planını yeniden gündeme taşıdı.

Şehit Mehmet Günenç ve Türkiye’nin NATO’ya uzanan yolu

Ahmet Taş | Şehitler Ölmez
ANKARA, TÜRKİYE — Kore Savaşı’nda şehit düşen Üsteğmen Mehmet Günenç’in fedakârlığı, Türkiye’nin NATO üyeliğine uzanan sürecin askerî, siyasi ve stratejik arka planını yeniden gündeme taşıdı.

İdris Kardaş’ın kaleme aldığı değerlendirmede, Mehmet Günenç’in Kore cephesindeki son görevi ile Türkiye’nin Batı ittifakına katılma süreci birlikte ele alındı. Yazıda, Kore Savaşı’nın yalnızca cephede verilen bir mücadele olmadığı; Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrası güvenlik arayışında önemli bir dönüm noktası olarak da görülmesi gerektiği vurgulandı.

Kore cephesinde unutulmayan fedakârlık

Kore Savaşı’nın en kanlı dönemlerinden birinde, 1951 yılının 22 Nisan’ı 23 Nisan’a bağlayan gecesinde Türk Tugayı’nın 9. Piyade Bölüğü’nün savunduğu tepe, binlerce düşman askeri tarafından kuşatıldı.

İdris Kardaş’ın aktardığına göre, Üsteğmen Mehmet Günenç de bu bölükte görev yapıyordu ve çatışmalar sırasında yaralanmıştı. Günenç, Türk Tugayı Topçu Taburu bünyesinde ileri gözetleme subayı olarak düşman hatlarına en yakın noktalarda görev alıyor, düşman hareketlerini izleyerek topçu bataryalarına koordinat bildiriyordu.

O gece verdiği koordinatlar, kendi bulunduğu mevkiyi gösteriyordu. Karargâhta koordinatlar kontrol edildiğinde durum anlaşılmış, ancak Günenç telsizden bulunduğu tepenin ateş altına alınmasını istemişti. Yazıda aktarılan konuşmaya göre Günenç, birliğin düşmana esir düşmemesi ve tugayın kurtulması için kendi bulundukları bölgeye ateş açılmasını talep etti.

“Vatan sağ olsun” sözüyle hafızalara kazındı

Kardaş’ın yazısında, Mehmet Günenç’in telsiz konuşmasında “Biz düşmana esir olmak istemiyoruz” diyerek bulunduğu tepenin topçu ateşiyle vurulmasını istediği belirtiliyor.

Karargâhtakiler, kendi birliklerinin bulunduğu koordinatlara ateş açma talebi karşısında büyük bir çaresizlik yaşadı. Ancak Günenç’in son sözleri, cephedeki fedakârlığın büyüklüğünü ortaya koydu.

Yazıda, Günenç’in “Zararı yok, biz yok olalım, Tugay kurtulsun. Allahaısmarladık. Vatan sağ olsun” sözleriyle veda ettiği aktarıldı. Ardından tepe bombalandı, düşman askerleri püskürtüldü ve aralarında Mehmet Günenç’in de bulunduğu Türk askerleri şehit düştü.

Bu olay, Kore Savaşı’nda Türk askerinin gösterdiği fedakârlığın en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalarda yer aldı.

Türkiye Kore’ye neden asker gönderdi?

Kore Savaşı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Kore’ye askerî yardım yapılması yönündeki kararının ardından uluslararası bir müdahale alanına dönüştü. Türkiye de bu çağrıya cevap veren ülkeler arasında yer aldı.

Yazıda aktarıldığına göre, 18 Temmuz 1950’de Yalova’da Adnan Menderes’in yazlık evinde gizli bir toplantı yapıldı. Toplantıya Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nın da yer aldığı dar bir kadro katıldı.

Toplantıdan kısa süre sonra Türkiye’nin Kore’ye asker göndereceği Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’ne gayriresmî olarak bildirildi. 25 Temmuz’da ise hükümet, Bakanlar Kurulu kararıyla Kore’ye 4.500 kişilik bir tugay gönderileceğini resmen ilan etti. Bu sayı daha sonra 6 binin üzerine çıktı.

Türk Tugayı’nın Kore’deki rolü

Kore cephesine gönderilen Türk Tugayı, özellikle Kunuri ve benzeri muharebelerde müttefik kuvvetlerin ağır kayıplar vermesini önleyen kritik bir rol üstlendi.

Yazıda, bölgedeki Amerikan kuvvetleri komutanlarının Türk askerini “kahramanların kahramanı” olarak nitelendirdiği hatırlatıldı. Türk Tugayı’nın cephede gösterdiği direniş, Türkiye’nin askerî kabiliyetinin Batılı müttefikler nezdinde daha görünür hale gelmesini sağladı.

Ancak yazıda, Kore’ye asker gönderilmesinin Türkiye’nin NATO üyeliği için tek başına belirleyici bir “anahtar” olmadığı görüşü öne çıkarıldı. Bu kararın, dönemin iktidarı tarafından Batı ittifakına bağlılığın ve güvenlik tercihlerinin bir göstergesi olarak değerlendirildiği ifade edildi.

Sovyet tehdidi ve Batı ittifakı arayışı

Türkiye’nin NATO’ya yönelişinde II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan güvenlik ortamı belirleyici oldu. Savaşın sonlarına doğru Sovyetler Birliği’nin Türkiye üzerinde diplomatik ve askerî baskı kurması, Ankara’nın Batı ittifakı arayışını güçlendirdi.

Yazıda, Sovyetler Birliği’nin 19 Mart 1945’te Türkiye’ye verdiği notayla 1925 Dostluk Antlaşması’nın artık geçerliliğini yitirdiğini bildirdiği, ardından Kars ve Ardahan ile Boğazlarda üs taleplerini gündeme getirdiği aktarıldı.

Türkiye, bu baskılar karşısında ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında yer almak istedi. Truman Doktrini ve Marshall yardımları, bu süreçte Türkiye’nin Batı dünyasıyla ilişkilerinde önemli dönemeçler arasında yer aldı.

NATO başvuruları ve üyelik süreci

Türkiye, NATO’nun 1949’da kurulmasının ardından ittifaka katılmak için girişimlerde bulundu. İlk resmî başvuru, CHP iktidarının son döneminde Mayıs 1950’de yapıldı; ancak bu başvuru destek bulmadı ve reddedildi.

Demokrat Parti iktidara geldikten sonra NATO konusu yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Kore’ye asker gönderilmesi kararından sonra Ağustos 1950’de Türkiye ikinci kez NATO üyeliği için başvurdu. Ancak bu başvuru da, Kore’deki katkıya rağmen kabul edilmedi.

Yazıda, NATO’nun o dönemde Sovyetler sınırındaki Türkiye’yi ittifaka dahil etmenin doğuracağı riskleri hesapladığı ve 5. maddenin Türkiye için işletilmesi ihtimalinin Batılı ülkeler açısından ağır bir sorumluluk olarak görüldüğü belirtildi.

Türkiye’nin NATO’ya daveti ve TBMM onayı

1951 yılına gelindiğinde uluslararası dengeler değişmeye başladı. Sovyetler Birliği’nin atom bombası üretmesi, Çin ile kurduğu ittifak ve Avrupa güvenliğinin güney hattı üzerinden güçlendirilmesi ihtiyacı, Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya alınması fikrini güçlendirdi.

Kore Savaşı’nda Türk Tugayı’nın gösterdiği askerî başarılar da Türkiye’nin müttefiklik kapasitesini ortaya koyan önemli bir unsur olarak görüldü. Sonuçta 16 Eylül 1951’deki NATO toplantısında Türkiye’nin üyeliğe davet edilmesi kararı çıktı.

TBMM, 18 Şubat 1952’de NATO üyeliğini onayladı. Yapılan görüşmelerde üyelik büyük destek gördü; oylamada 409 kabul ve 1 çekimser oy kullanıldı. Böylece Türkiye resmen NATO üyesi oldu.

Mehmet Günenç’in hatırası ve Türkiye’nin güvenlik hafızası

Şehit Mehmet Günenç’in Kore cephesindeki fedakârlığı, Türkiye’nin güvenlik tarihindeki en güçlü hatıralardan biri olarak anılmaya devam ediyor.

Türkiye’nin NATO’ya uzanan yolculuğu yalnızca diplomatik kararlarla değil, cephede can veren askerlerin fedakârlığıyla da şekillendi. Kore Savaşı’nda görev yapan Türk askerleri, Türkiye’nin askerî kabiliyetini ve ittifak dayanışmasına katkısını dünya kamuoyuna gösterdi.

Bugün Türkiye-NATO ilişkileri farklı dönemlerin şartları içinde tartışılmaya devam etse de, bu sürecin temelinde Sovyet tehdidi, Batı ittifakı arayışı, Kore’de verilen mücadele ve Mehmet Günenç gibi şehitlerin hatırası önemli bir yer tutuyor.

Şehit Mehmet Günenç’in “Vatan sağ olsun” sözüyle sembolleşen fedakârlığı, yalnızca Kore cephesinin değil, Türkiye’nin yakın tarihindeki güvenlik hafızasının da unutulmaz sayfalarından biri olarak yaşamayı sürdürüyor.

www.sehitlerolmez.com