Şefika Ortaylı’nın Kırım'dan Stalingrand'a, Avusturya'dan Ankara'ya Sürgün Hayatı!
Nuriye Ortaylı’nın Annem Şefika kitabı, İlber Ortaylı’nın annesi Şefika Ortaylı’nın Kırım’dan Ankara’ya uzanan çalkantılı hayatını anlatıyor.
Ahmet Taş | Şehitler Ölmez
ANKARA, TÜRKİYE — Nuriye Ortaylı’nın Annem Şefika kitabı, tarihçi İlber Ortaylı’nın annesi Şefika Ortaylı’nın Kırım’dan Sovyetler Birliği’ne, savaş yıllarından Ankara Üniversitesi’ne uzanan hayatını yeniden gündeme taşıdı.
Odatv’de Saliha Deren’in kaleme aldığı yazıya göre, kamuoyunun daha çok İlber Ortaylı’nın annesi olarak tanıdığı Şefika Ortaylı, aslında başlı başına bir dönemin hafızasını taşıyan isimlerden biri. Kitap, yalnızca bir aile hikâyesini değil; 20. yüzyılın büyük kırılmalarını, sürgünleri, savaşları, ideolojik hayal kırıklıklarını ve ayakta kalma iradesini de anlatıyor.
Annem Şefika kitabı ne anlatıyor?
Nuriye Ortaylı’nın Annem Şefika adlı kitabı, Şefika Ortaylı’nın Kırım’da başlayan hayatını Sovyetler Birliği’nin çalkantılı yılları, Stalin dönemi, savaş şartları, Nazi kampları ve Türkiye’deki akademik yaşam üzerinden ele alıyor.
Kitapta anlatılan Şefika Ortaylı, yalnızca tanınmış bir tarihçinin annesi değil; aynı zamanda kendi başına güçlü bir hayat hikâyesine sahip bir kadın olarak öne çıkıyor. Yaşadıkları, bir insanın şahsi kaderiyle bir asrın siyasi ve toplumsal fırtınalarının nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
Saliha Deren’in yazısında vurguladığı gibi, Şefika Ortaylı’nın yaşamı Sovyetler Birliği’nin tarihiyle paralel ilerliyor. Devrim yıllarının hemen öncesinde doğan, gençliğini Stalin döneminde geçiren, savaşın yıkımını ve sürgünlerin acısını yaşayan bir kadının hikâyesi, aynı zamanda geçen yüzyılın büyük ideolojileriyle de hesaplaşıyor.
Kırım’dan Stalin yıllarına uzanan hayat
Şefika Ortaylı’nın hayatında Kırım, Sovyetler Birliği, savaş yılları ve yerinden edilme tecrübeleri belirleyici oldu. Kardeşlerini kaybetti, açlığı gördü, vatanından koptu, ağır siyasi atmosferlerin içinde hayatta kalmaya çalıştı.
Ancak kitapta dikkat çeken esas nokta, yaşadığı acıların onu yalnızca öfke üreten bir insana dönüştürmemesi. Şefika Ortaylı, geçmişini unutmayan fakat geçmişe teslim olmayan bir karakter olarak anlatılıyor.
Bu yönüyle kitap, bir mağduriyet anlatısı olmaktan ziyade, acıların içinden geçerek merhametini ve muhakeme gücünü koruyan bir insanın portresini çiziyor. Şefika Ortaylı’nın hayatı, büyük siyasi sistemlerin bireyler üzerindeki etkisini kişisel bir hikâye üzerinden görünür kılıyor.
“Hayatımızı mahvettiler” sözü ne anlatıyor?
Kitapta en dikkat çekici cümlelerden biri, Şefika Ortaylı’nın Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra gençliğinin geçtiği yerlere yaptığı ziyaretlerde kızına söylediği söz olarak aktarılıyor:
“Hayatımızı mahvettiler. Ne için, ne işe yaradı? Bari söyledikleri gibi komünizmi kurabilmiş olsalardı.”
Bu cümlede yalnızca siyasi bir itiraz değil, derin bir hayal kırıklığı da hissediliyor. Şefika Ortaylı’nın sitemi, sadece yaşadığı sürgünlere, kayıplara ve acılara değil; bütün bu bedellerin sonunda vaat edilen dünyanın kurulamamış olmasına yöneliyor.
Bu söz, bir ideolojik polemikten çok, hayatının büyük kısmı büyük tarihsel kırılmaların içinde geçmiş bir insanın geç kalmış muhasebesi gibi okunuyor. Acının, kaybın ve hayal kırıklığının içinden gelen sakin ama derin bir hüküm taşıyor.
İnsanları değil, düzenleri sorgulayan bir bakış
Şefika Ortaylı’nın anlatısında dikkat çeken bir başka yön, kişilere karşı keskin ve toptancı bir öfke üretmemesi. Yazıda, Sovyet yöneticilerinden Mihail İvanoviç Kalinin’den söz ederken bile ölçülü bir muhakeme ortaya koyduğu belirtiliyor.
Ailesi dağılmış, hayatı altüst olmuş bir kadından beklenebilecek sertliğin yerine daha dengeli bir değerlendirme çıkıyor. İnsanları bütünüyle iyi ya da kötü diye ayırmıyor; kişilerin karakterleriyle içinde yer aldıkları sistemi birbirinden ayırabiliyor.
Bu nedenle Şefika Ortaylı’nın itirazı, tek tek insanlardan çok insanların hayatını öğüten düzenlere yönelmiş görünüyor. Onun hikâyesi, büyük ideolojilerin vaatleri ile bu vaatler uğruna kırılan hayatlar arasındaki derin çelişkiyi hatırlatıyor.
Ailede kalan Kur’an ve hafızanın izleri
Kitapta insanın zihninde yer eden ayrıntılardan biri, ailede kalan tek Kur’an olarak aktarılıyor. Şefika Ortaylı, yakınlarının ölüm haberlerini aldıkça isimlerini ve tarihlerini bu Kur’an’ın ilk sayfasına not ediyor.
Bu ayrıntı, yalnızca aile hafızasına dair küçük bir not değil; aynı zamanda Şefika Ortaylı’nın dünyasını anlamak için güçlü bir işaret. Ülkeler değişiyor, rejimler değişiyor, insanlar dağılıyor, fakat o Kur’an hayatı boyunca yanında kalıyor.
İsimlerin ve tarihlerin aynı sayfada toplanması, kaybolan aile fertlerine, sürgünlere ve yarım kalmış hayatlara karşı sessiz bir hafıza defteri gibi duruyor. Şefika Ortaylı’nın yaşadıklarını nefretle değil, dua ve hatırayla taşıması da bu ayrıntıda görünür hale geliyor.
Ankara Üniversitesi’nde öğretmen ve akademisyen
Şefika Ortaylı’nın hayatı, yalnızca sürgün ve kayıplarla sınırlı değil. O aynı zamanda uzun yıllar Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Rus Dili ve Edebiyatı dersleri vermiş bir akademisyen.
Nuriye Ortaylı’nın anlattığına göre, öğrencileri arasında Ataol Behramoğlu da bulunuyordu. Şefika Ortaylı, öğrencilerinin başarılarını yıllar sonra bile takip eden, onlarla bağını koparmayan, her biriyle ayrı ayrı ilgilenen bir öğretmen olarak anlatılıyor.
Bu tablo, onu yalnızca İlber Ortaylı’nın annesi olarak değil; öğretmen, okur, gezgin, bahçıvan ve dostluklarını uzun yıllar sürdüren bir kadın olarak da görünür kılıyor. Çiçek yetiştirmeyi sevmesi, mektuplar yazması ve yeni yerler görme merakını hayatının son dönemlerine kadar koruması, anlatının insani yönünü güçlendiriyor.
Bir kuşağın sessiz muhasebesi
Şefika Ortaylı’nın hikâyesi, 20. yüzyılın büyük ideolojileri ve yıkımları içinde yaşamış bir kuşağın hikâyesi olarak da okunabilir. Devletlerin yükselişine, çöküşüne, savaşlara, sürgünlere ve kayıplara tanıklık eden bu kuşak, ağır bedeller ödedi.
Ancak Şefika Ortaylı’nın portresinde öne çıkan şey, bütün bu yaşanmışlıklara rağmen insanlara duyulan merakın ve merhametin kaybolmaması. Kitap bittiğinde akılda kalan, yalnızca acılar değil; o acıların içinden geçip insan kalabilmiş bir kadının duruşu oluyor.
Bu yönüyle Annem Şefika, hem bir aile kitabı hem de bir yüzyıl muhasebesi niteliği taşıyor. İlber Ortaylı’nın annesi olarak bilinen Şefika Ortaylı, bu anlatıyla kendi adı, kendi hafızası ve kendi hayat hikâyesiyle yeniden görünür hale geliyor.













