Türkiye-AB hattında kriz ve yeni arayışlar: Ankara rotayı değiştiriyor mu?
Von der Leyen'in açıklamaları ve Kıbrıs'taki zirve Türkiye-AB ilişkilerini tartışmaya açarken Ankara, Avrupa ülkeleri ile ikili ortaklıklarını güçlendiriyor.
YUSUF İNAN | ŞEHİTLER ÖLMEZ
ANKARA, TÜRKİYE — Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koyan açıklamaları ve Kıbrıs'ta düzenlenen kritik zirveye Ankara'nın davet edilmemesi, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir "karışık sinyaller" dönemini başlattı.
Brüksel’den gelen çelişkili mesajlar Ankara’da kafa karışıklığı ve hayal kırıklığı yaratırken, Türk dış politikası bu darboğazı aşmak için Avrupa ülkeleriyle ikili bazda stratejik ortaklıklar kurmaya odaklanıyor. Özellikle İngiltere ile imzalanan son savunma ve güvenlik belgesi, Ankara'nın Birlik kurumlarından bağımsız olarak Avrupa güvenlik mimarisinde yer edinme stratejisinin en somut adımı olarak görülüyor.
Brüksel’in kafa karışıklığı: Von der Leyen krizi
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gerilim, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in 19 Nisan'da Hamburg'da yaptığı bir konuşmayla zirveye tırmandı. Von der Leyen, Avrupa’nın genişleme stratejisini savunurken Türkiye’yi Rusya ve Çin’in "etki alanları" ile ilişkilendiren bir cümle kurdu. Bu çıkış, Ankara’da sert tepkiyle karşılanırken Brüksel’den jet hızıyla bir "düzeltme" geldi. AB Komisyonu Sözcülüğü, Türkiye'nin bölgede ekonomik ve siyasi açıdan "tartışmasız bir ortak" olduğunu vurgulayarak hasarı onarmaya çalıştı.
Ancak bu düzeltme, ilişkilerin yönüne dair soru işaretlerini gidermeye yetmedi. DW Türkçe’ye konuşan AB analisti Ayşe Yürekli, bu tür açıklamaların Türkiye’de AB sürecine umut besleyen kesimlerde derin bir hayal kırıklığı yarattığını vurguluyor. Yürekli’ye göre Türkiye, AB tartışmasını sadece "üyelik" eksenine sıkıştırırken, Avrupa’nın kendi içinde yaşadığı varoluşsal sınamaları ve üzerindeki üçlü baskıyı (ABD’nin zayıflayan güvenlik angajmanı, Çin rekabeti ve Rusya tehdidi) gözden kaçırıyor.
Kademeli yeniden angajman ve siyasi engeller
AB içinde Türkiye ile ilişkileri tamamen koparmak yerine "kademeli yeniden angajman" stratejisi izleyen bir kanat da mevcut. AB Genişleme Komiseri Marta Kos’un Şubat 2026’daki Ankara ziyareti bu stratejinin bir parçasıydı. Ziyaretin en somut çıktısı, Avrupa Yatırım Bankası’nın 2019’dan beri askıya aldığı faaliyetlerine yeniden başlayacak olmasıydı.
Öte yandan, Türkiye'nin "Made in Europe" (Avrupa Yapımı) oluşumuna dahil edilmesi yönündeki adımlar, gümrük birliği ve tedarik zinciri güvenliği açısından hayati önem taşıyor. Ancak bu ekonomik yakınlaşma adımları, henüz güçlü bir siyasi çerçeveye kavuşabilmiş değil. Ayşe Yürekli, temel sorunun siyasi olduğunu belirterek, "Avrupa değerleri konusundaki mesafe aşılamadığı ve karşılıklı güvensizlik kemikleştiği için iş birliği derinleşemiyor" değerlendirmesinde bulunuyor.
Kıbrıs zirvesi: Türkiye neden dışlandı?
Geçtiğimiz hafta AB Dönem Başkanı Kıbrıs’ta düzenlenen gayri resmi liderler zirvesi, Türkiye-AB hattındaki dışlanmışlık hissini pekiştirdi. Zirve marjında Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan gibi bölge ülkelerinin katılımıyla yapılan Orta Doğu toplantısına Türkiye davet edilmedi. Ankara’daki diplomatik kaynaklar, bu toplantı için herhangi bir davet gelmediğini teyit etti.
Güney Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığı’nı kullanarak jeopolitik atmosferi Türkiye aleyhine çevirmeye çalıştığı belirtiliyor. Ayşe Yürekli, Lefkoşa’nın "Avrupa’nın son bölünmüş başkenti" söylemi üzerinden bir propaganda dili kurduğunu ve Orta Doğu resminde Türkiye’nin olmamasının "çok talihsiz" bir eksiklik olduğunu ifade ediyor. Kıbrıs’ın başkanlığı Temmuz ayında sona erecek olsa da, 2027 yılında Yunanistan’ın bu görevi devralacak olması Ankara için uzun vadeli bir diplomatik sınav anlamına geliyor.
AB içinde çatlak sesler ve çok katmanlı yapı
Avrupa Birliği’nden gelen mesajların çelişkili olması, Birlik içinde Türkiye’ye yönelik tek bir tutum olmadığını gösteriyor. Von der Leyen’in "hata" olarak görülen sözlerine, AB içinden de eleştiriler yükseldi. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, bu sözleri jeopolitik açıdan "hatalı" bulurken, AB Konseyi eski Başkanı Charles Michel, Avrupa’nın çifte standartlarla güçlenemeyeceğini hatırlattı.
Uzmanlar, AB’nin monolitik bir yapı olmadığını, Komisyon, Parlamento ve Konsey arasında farklı yaklaşımların bulunduğunu vurguluyor. Üye ülkeler arasında da Türkiye’ye bakış; "diyaloğa açık olanlar" ve "daha sert tutum takınanlar" olarak ikiye bölünmüş durumda. Ankara ise bu çok sesli yapının içinde kendine alan açmaya çalışıyor.
İngiltere ile stratejik ortaklık: Yeni bir model mi?
AB kurumlarıyla yaşanan tıkanıklık, Ankara’yı Avrupa’nın "ikincil" ama güçlü aktörleriyle stratejik bağlar kurmaya itiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son İngiltere ziyareti sırasında imzalanan "Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi", bu yeni dönemin şifrelerini barındırıyor. Savunma sanayisi iş birliği ve terörle ortak mücadeleyi kapsayan bu belge, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisinin dışında kalmama çabasının bir ürünü.
İngiltere’nin artık bir AB üyesi olmaması, Ankara ile Londra arasındaki ilişkileri daha pragmatik ve esnek bir zemine oturtuyor. İtalya ve İspanya ile geliştirilen savunma ilişkileri de bu tablonun bir parçası. Ayrıca Belçika’dan Mayıs ayında gelmesi beklenen, Kraliçe Mathilde ve Savunma Bakanı Theo Francken’in de dahil olduğu 450 kişilik dev heyet, ikili ilişkilerde yeni bir hareketliliğe işaret ediyor.
Gelecek projeksiyonu: Denge ve bekleyiş
Türkiye-AB ilişkilerinin kısa vadede tam bir normalleşme sürecine girmesi beklenmiyor. Brüksel’in kendi iç dinamikleri ve güvenlik kaygıları, Türkiye ile olan ilişkiyi "ihtiyaç odaklı bir ortaklık" seviyesinde tutmaya zorluyor. Ankara ise üyelik perspektifini tamamen terk etmeden, Avrupa’nın büyük güçleriyle (İngiltere, İtalya, Almanya) kurduğu ikili bağlar üzerinden kendi güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını sağlama almaya çalışıyor.
Önümüzdeki aylarda Belçika ile yapılacak üst düzey temaslar ve Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporu, ilişkilerin 2026 sonundaki rotasını belirleyecek ana unsurlar olacak. Ankara’daki genel kanaat, AB’nin stratejik körlükten kurtulması gerektiği yönünde olsa da, mevcut jeopolitik konjonktür ilişkilerin "bir ileri iki geri" şeklinde devam edeceğini gösteriyor.













