27 Mayıs: Türk Demokrasisinin En Karanlık Günü

27 Mayıs 1960 darbesinin 65. yılında, idam edilen Başbakan Adnan Menderes ve bakanlar anılıyor. Türkiye genelinde eş zamanlı açıklamalarla bu kara gün bir kez daha lanetleniyor.

27 Mayıs: Türk Demokrasisinin En Karanlık Günü

27 Mayıs: Türk Demokrasisinin En Karanlık Günü

ŞEHİTLER ÖLMEZ / TÜRKİYE

Millî İradenin İdam Edildiği Günün 65. Yılı

Bugün, Türkiye’nin demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin 65. yılı. Cumhuriyet tarihinin ilk askeri müdahalesi olan bu darbe, sadece bir hükümeti değil, halkın sandıktaki iradesini de hedef aldı. Darbe sonrası dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile Bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan uydurma davalarla yargılandı ve idam edildi. Bu utanç verici olayın yıl dönümünde, Türkiye'nin 81 ilinde eş zamanlı açıklamalar yapılacak ve demokrasi şehitleri mezarları başında anılacak.

Bir Başbakan Darağacında

1950’de halkın oylarıyla iktidara gelen Demokrat Parti, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında, özgürlük alanlarında ve dış politikada büyük adımlar attı. Ezanın tekrar Arapça okunmasına izin verildi, NATO üyeliği sağlandı, barajlar ve yollarla kalkınma hamleleri başlatıldı. Ancak bu başarılar, dönemin ana muhalefeti CHP başta olmak üzere bazı çevreleri rahatsız etti. Üniversitelerde başlatılan eylemler, medyanın yönlendirmeleri ve ordu içindeki cuntacılarla birleşince, 27 Mayıs sabahı Türk demokrasisi fiilen askıya alındı.

Darbeciler, kurdukları Yassıada Mahkemeleri’nde düzmece suçlamalarla yargı süreci başlattı. Adnan Menderes ve arkadaşları hem fiziksel hem psikolojik işkenceye maruz kaldı. Menderes’e ilaç verilerek savunma yapması engellendi, Fatin Rüştü Zorlu mahkemeye şişmiş yüzle çıkarıldı. Zulme dayanamayan Menderes idamdan önce intihara teşebbüs etti. Sonunda ise, halkın sevgisini kazanmış bir başbakan ve iki bakan, hukuksuzca idam edildi.

“Sizi Buraya Tıkan Güç Böyle İstiyor”

Mahkeme heyetinin kararını açıklarken sarf ettiği bu söz, 27 Mayıs’ın gerçek yüzünü özetliyor. Sadece siyasi değil, hukuki bir linç kampanyası yürütüldü. Askerî darbenin gölgesinde görev yapan mahkemeler, yargı bağımsızlığını rafa kaldırarak emirle idam kararı verdi.

Bu süreçte medya da büyük rol oynadı. Cumhuriyet gazetesi sahibi Nadir Nadi yıllar sonra itirafında “Biz olmasaydık, hangi general bir şey yapmayı düşünebilirdi?” diyerek basının darbeye nasıl zemin hazırladığını kabul etti.

Menderes’e Reva Görülen Utançlar

İdam edilmeden önce Menderes'e yapılan muamele de hafızalardan silinmedi. Cezaevinde dayak, psikolojik baskı, alaycı sağlık kontrolleri ve hatta kefen parasının ailesinden talep edilmesi, darbe rejiminin vicdansız yüzünü ortaya koydu. Demokrat Parti'nin liderine gösterilen bu saygısızlık, sadece bir kişiye değil, onu seçen milyonlara yapılmış bir saldırıydı.

1990’da Gecikmiş Bir İade-i İtibar

Yıllar sonra gelen demokratikleşme süreciyle birlikte 11 Nisan 1990’da TBMM tarafından kabul edilen yasa ile Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın itibarı iade edildi. Aynı kanun çerçevesinde, naaşları İmralı’dan alınarak İstanbul’da yaptırılan anıt mezara devlet töreniyle taşındı. Bugün o mezarlar, Türkiye’de halk iradesine karşı yapılmış en büyük saldırının simgesi olarak ziyaret ediliyor.

Darbeye Bayram Diyenler: Anayasa ve Hürriyet Günü

İronik bir şekilde 1963’te darbeci rejim, 27 Mayıs’ı “Anayasa ve Hürriyet Bayramı” olarak ilan etti. Bu uygulama 1981’e kadar sürdü. Ancak toplumsal hafızada 27 Mayıs, özgürlüklerin değil, adaletin katledildiği bir gün olarak kaldı.

Bugün, Türkiye’nin dört bir yanında 27 Mayıs’ın yıldönümünde yapılacak açıklamalarla bir kez daha “darbelere karşı demokrasi” vurgusu yapılacak. Halk, Menderes ve arkadaşlarını yalnızca birer siyasi figür olarak değil, demokrasi şehitleri olarak anıyor.


www.sehitlerolmez.com