Çanakkale Deniz Zaferi ve şehitleri 111'inci yılında anılıyor
Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde dönüm noktası olan 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü'nün 111. yıl dönümü kaydediliyor.
Yusuf İnan | Şehitler Ölmez
ÇANAKKALE, TÜRKİYE — Türk milletinin bağımsızlık inancının, azminin ve vatan sevgisinin tarihe kanla yazıldığı, Birinci Dünya Savaşı'nın seyrini kökünden değiştiren 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin üzerinden tam 111 yıl geçti.
Çanakkale Savaşları'nın en kritik dönüm noktası kabul edilen bu tarihi gün; hem vatan savunması uğruna can veren on binlerce Mehmetçiğin manevi mirasının anıldığı bir gün hem de "Çanakkale Geçilmez" ilkesinin tüm dünyaya kesin ve net bir dille ilan edildiği stratejik bir zafer olarak Türkiye'nin kuruluş felsefesindeki temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Emperyalist güçlerin bölgedeki planlarını altüst eden bu direniş, aynı zamanda bağımsızlık ruhunun Anadolu'da yeniden uyanmasını sağladı.
Savaşın ağır bilançosu ve fedakârlıklar
Osmanlı Devleti’nin de katıldığı Birinci Dünya Savaşı’nda kazanılan en büyük ve en anlamlı muharebelerden biri olan Çanakkale Zaferi, büyük bir insani maliyet ve benzeri görülmemiş bir fedakârlıkla elde edildi. Haber Merkezi'nin derlediği tarihi verilere göre, babaların, oğulların, lise öğrencilerinin ve aydınların omuz omuza çarpıştığı bu savunmada, Anadolu'daki hemen hemen her ocak şehit, yaralı veya kayıp verdi.
Resmî askerî kayıtlara göre cephedeki muharebeler, dönemin en kanlı çarpışmalarına sahne oldu. Yaklaşık 300 bin Türk askerinin katıldığı savunma hattında, ortalama 55 bin Mehmetçik şehit düştü ve yaklaşık 100 bin asker de yaralanarak gazi oldu. Karşı cephede ise İtilaf Devletleri saflarında yaklaşık 550 bin asker savaştı. Küresel güçlerin oluşturduğu bu devasa ordu, Çanakkale'nin sarp yamaçlarında ve sularında büyük bir hüsrana uğrayarak yaklaşık 150 bin ölü ve kayıp verdi.
18 Mart 1915: Boğaz'da tarihi savunma
Küresel ölçekte 28 Temmuz 1914 tarihinde başlayan Birinci Dünya Savaşı tüm şiddetiyle devam ederken, İtilaf Devletleri, müttefikleri Rusya'ya yardım götürmek ve Osmanlı Devleti'ni savaş dışı bırakmak amacıyla başkent İstanbul'u hedef aldı. Bu planın en önemli adımı ise Çanakkale Boğazı'nı donanma gücüyle geçmekti.
18 Mart 1915 sabahı Boğaz’a giren ve sahil tabyalarını ağır top ateşine tutan devasa İngiliz ve Fransız filoları, beklemedikleri bir direnişle karşılaştı. Çanakkale Boğazı’nın iki yakasındaki mevzilerden Türk topçusunun açtığı yoğun ve isabetli ateş ile Karanlık Liman sularına dökülen mayınların ölümcül etkisi, İtilaf donanmasının mevcut savaş gücünün yüzde 35’ini kaybetmesine neden oldu.
Manevralar sırasında mayınlara çarpan donanmanın belkemiği konumundaki “Bouvet”, “Océan” ve “Irrésistible” savaş gemileriyle birlikte iki muhrip ve yedi mayın arama gemisi Boğaz'ın serin sularına gömüldü. Aralarında “Gaulois” ve “Inflexible” gemilerinin de bulunduğu yedi zırhlı ise ağır hasar alarak savaş dışı kaldı ve donanma geri çekilmek zorunda kaldı. Bu eşsiz ve başarılı savunmayı idare eden Çanakkale Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, tarihe “18 Mart Kahramanı” unvanıyla geçti.
Seyit Onbaşı ve Nusret Mayın Gemisi'nin kritik rolü
Deniz muharebesinin kazanılmasında askeri dehanın yanı sıra bireysel kahramanlıklar da dünya savaş tarihinde onurlu bir yer edindi. Mecidiye Tabyası’nda görevli Seyit Onbaşı, bombardıman sırasında vinci bozulan topun 215 okka (yaklaşık 275 kilogram) ağırlığındaki mermisini insanüstü bir gayretle sırtlayarak namluya sürdü ve İngiliz zırhlısı Ocean'ın batırılmasında kilit rol oynadı.
Diğer yandan, "Nusret" mayın gemisinin komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey'in stratejik hamlesi savaşın kaderini belirledi. Yüzbaşı Hakkı Bey, büyük bir gizlilik ve kahramanlıkla Erenköy Koyu’na, kıyıya paralel olarak ve yüzer metre aralıklarla, su seviyesinin dört buçuk metre altına tam yirmi altı adet mayın yerleştirdi. İtilaf donanmasının manevra alanını daraltan bu hamle, yenilmez armada olarak nitelendirilen gemilerin sonu oldu.
Kara muharebeleri ve Mustafa Kemal'in tarih sahnesine çıkışı
Denizden geçişin imkânsız olduğunun anlaşılmasının ardından İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915'te Gelibolu Yarımadası'na asker çıkararak kara muharebeleri sürecini başlattı. Çanakkale’nin karadan savunması için 24 Mart 1915 tarihinde, Mareşal Liman Von Sanders komutasında 5. Ordu kuruldu.
Bu süreçte Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, 19. Tümen Komutanı olarak stratejik bir noktada görevlendirildi. Üstün askeri zekâsı ve cephedeki kararlı tutumuyla öne çıkan Mustafa Kemal, 1 Haziran 1915 tarihinde albaylığa yükseldi ve 9 Ağustos 1915'te Anafartalar Grup Komutanlığına getirildi. Emri altındaki üç kolordu ile 10 Aralık 1915 tarihine kadar bu görevde kalan Mustafa Kemal, düşman ilerleyişini durdurarak Çanakkale’de zaferi perçinleyen komutan olarak Türk tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Onun Conkbayırı’nda 57. Alay’a verdiği o tarihi emir, savaşın ve milletin kaderini değiştirdi:
"Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve kumandanlar alabilir!"
Bu emir, Türk askerinin cesaretini şahlandıran ve zafer bayrağını Çanakkale semalarında dalgalandıran en büyük manevi kuvvet oldu.
Kurtuluş Savaşı'na giden yolun başlangıcı
Mustafa Kemal’in tüm askeri yeteneklerini sergilediği ve ulusal bir lidere dönüştüğü Çanakkale Zaferi, aynı zamanda emperyalizmin yenildiği Kurtuluş Savaşı’nın da manevi fitilini ateşleyen olay kabul ediliyor. 19 Mayıs 1919 tarihinde başlayan Millî Mücadele'de Mustafa Kemal’in etrafında kenetlenen halkın ve ordunun inanç temelleri, Çanakkale siperlerinde atıldı. Türk milletinin hürriyet ve istiklal ülküsü, Çanakkale direnişinden aldığı ilhamla nihai "Kurtuluş"a giden yolu açtı.
Birinci Dünya Savaşı'nın genel bilançosu sonucunda Osmanlı Devleti yenik sayılsa da ve savaşın galipleri Çanakkale ile İstanbul’u geçici olarak işgal etse de, Çanakkale ruhuyla beslenen Türk milleti Kurtuluş Savaşı’nı kazanarak işgalcileri "geldikleri gibi" gönderdi.
Atatürk'ün Anzak annelerine tarihi mesajı
Savaşın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı ve kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, sadece bir askeri deha değil, aynı zamanda büyük bir devlet adamı ve barış elçisi olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Kendi vatanını savunurken hayatını kaybeden Mehmetçiklerin anısını yaşatırken, uzak diyarlardan gelip Gelibolu'da hayatını kaybeden yabancı askerleri de unutmadı. Atatürk'ün, 18 Mart vesilesiyle yabancı askerlerin annelerine gönderdiği ve insanlık tarihinin en onurlu metinlerinden biri sayılan o mesajda şu evrensel ifadeler yer aldı:
“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatan toprağındasınız, huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarını dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır; huzur içindeler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”













