“Çeçenleri geri mi yolluyoruz?

Sığınmacı tartışması!

“Çeçenleri geri mi yolluyoruz?

“Çeçenleri geri mi yolluyoruz?

İsmail Kılıçarslan yazdı...

Sosyal medyada bir kampanyaya dönüştürülen “Çeçen sığınmacılar geri gönderme merkezlerine yollandı, Rusya’ya iade edilecekler” cümlelerine oldukça temkinli yaklaştığım doğrudur. Temkinli yaklaştım çünkü meseleyi yaygınlaştıran sosyal medya hesaplarının bazıları bana Gazze cihadı sürerken bir çeşit “su bulandırma operasyonu” yapıyorlarmış gibi geldi.

Yeri gelmişken söylemekte fayda var. Gazze cihadı başladı başlayalı Filistin meselesinde Türkiye’nin aleyhine müthiş planlı, müthiş dikkatli kampanyalar yürütülüyor. Kampanyaların bir ucunda FETÖ, bir ucunda Türkiye’de İsrail’e çalışan bazı hesaplar, bir ucunda tarlası İran tarafından sürülmüş Saadet Partisi ve bazı başka oluşumlar var. Türkiye’nin elini zayıflatacak yahut Türkiye’nin Filistin’e duyarlı olmadığını iddia edecek her türlü operasyonu yapıyorlar. İşi, Türkiye’nin İsrail’e roket sattığı iddiasına kadar vardırdılar. Hele hele Türkiye’nin Mısır’la seneler sonra ilk temasının ardından Erdoğan ve Sisi’nin “Gazze’de ve bölgede yeni dönem” açıklamalarının ardından gemi iyice azıya aldılar.

Yine yeri gelmişken söyleyeyim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sisi ile teması beni iki bakımdan ilgilendirdi. Birincisi, insanî olarak çok kırgın, çok kırık hissettim kendimi. Tüm dünyada İhvan çizgisinin en zayıf olduğu zamana gelip çatmanın da kırgınlığı bu... Tunus’tan Suriye’ye, Mısır’dan Pakistan’a “İhvancı” diyebileceğimiz tüm siyasi hareketlenmeler cidden en zayıf dönemlerini yaşıyorlar ve bununla birlikte İran’ın İslâm beldelerinde gönlünce at oynatması gerçeği de ortada olunca diyebilirim ki bizi zor, epey zor günler bekliyor. İhvan çizgisinin toparlanması ve “anti emperyalist bir hat” olarak varlığını sürdürmesi çok ama çok kritik.

İkincisi ise şu: Dönemde Mursi’nin ve İhvan’ın en büyük destekçisi olan Erdoğan’ın Mısır’la ilişkileri normalleştirmesinin altında bana kalırsa “Türkiye’ye ve bölgeye yönelik tehdit algısının devasa boyutlara ulaşmış olması” var. Üçüncü Dünya Savaşı’nın Gazze cihadı ile başladığı tespitleri bir yana, önümüzdeki dönemin belirleyici kavramının bölgedeki ülkeler açısından “sınırlarını korumaya yönelik bir güvenlik istihkâmı” olduğunu düşünmemek için elimizde herhangi bir gerekçe yok. Bu bakımdan Türkiye ile Mısır’ın yeniden görüşmesinin altında yatan temel motivasyonun “güvenlik” olduğunu düşünüyorum.

Sakın ha. Bununla Sisi ile normalleşmeyi aklıma ve gönlüme sığdırdığımı düşünmeyiniz. Bu ne aklıma ne de gönlüme sığıyor ama meseleyi de anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyorum bir yandan.

Döneyim başa. Sosyal medyadaki “Çeçen sığınmacılar geri gönderme merkezlerine yollandı, Rusya’ya iade edilecekler” meselesi gündemdeki yerini koruyunca ve ciddiye aldığım kişi ve kurumlar da bu yönde yayınlar yapınca meselenin üzerine düştüm.

İslâm dünyasından ve Müslümanlardan verdiği haberleri oldukça güvenilir bulduğum MepaNews’te yayınlanan haberlere göre, evet, Türkiye’de sayıları 2.000 civarında olan ve bir kısmı birinci, bir kısmı ikinci Çeçen cihadında, bir kısmı da Kadirov isimli Rusya aygıtının Çeçenistan’ı ele geçirmesiyle Türkiye’ye gelen Çeçen mültecilerin bazıları geri gönderme merkezlerine gönderilmiş.

Burada iki temel iddia ve İçişleri Bakanlığı’nın bir açıklaması var. İddialardan biri, Çeçen kardeşlerimizin geri gönderme merkezlerinde çok kötü şartlar altında tutulduğu. Bakanlık, bu iddiaları reddediyor tabii ama bu merkezlerde tutulan insanların iddiaları da öyle yenilir yutulur cinsten değil. Öyle bir basın açıklamasıyla geçiştirilecek iddialar değil.

İkinci iddia ise Bakanlığın, Çeçen kardeşlerimizi Kadirov’a, dolayısıyla aslında Rusya’ya teslim edeceği yönünde. Bakanlığın bu yönde yayınladığı bildiri “hukuka vurgu” açıklaması olduğu için bana biraz ürkütücü geldi doğrusu. “Çeçenler iade edilecek mi, iade edilecekse kaç kişi iade edilecek?” gibi sorulara cevap yok.

Şudur: Bu insanlar, Çeçen’iyle, Uygur’uyla, Suriyelisiyle bize, Türkiye’ye güvenerek, Türkiye’nin kendi hukuklarına sahip çıkacağının bilinciyle geldiler ülkemize. Elbette terörle iltisaklı olanını, IŞİD’çisini, mafyaya bulaşanını, suça karışanını falan yollayalım geriye. Fakat bazıları neredeyse 30 yıldır ülkemizde yaşayan bu insanların geri yollanma sebepleri konusunda da açıklıkla aydınlatılsın kamu. Çok zor bir şey değil ki bu.

Açıkça söylemem gerekirse, Bakanlığın basın açıklaması öyle kötü yazılmış ki, “Bu meselenin peşine düşmeyin, sizin için kötü olur” diye anlamamamız için hiçbir gerekçe yok ortada. Oysa çok daha basit bir şey yapabilirler ve bu geri göndermeler olacaksa, “Geri gönderme nedenimiz şu” diyebilirlerdi. Yoksa “Bazı pazarlıklar kapsamında Çeçen kardeşlerimiz Rusya’ya iade ediliyor” yalanını kabullenmiş olacaklar ki böyle bir durumun olmadığına yüzde yüz eminiz.

Sonunu şöyle bitireyim: “İslâm dünyasının etkili güçlerinden biri Türkiye’dir” cümlesini zayıflatmak için yapılan işlere çanak tutmak anlamına gelecek yollara tevessül edilmemelidir. Önümüzdeki dönem belli ki, bu cümleye çok ama çok ihtiyacımız olacak.

İsmail Kılıçarslan / YENİ ŞAFAK