İran'ın istikrarı Türkiye için neden hayat memat meselesi?

İran'daki protestolar ve dış müdahale tehditleri artarken uzmanlar, komşu ülkedeki olası bir rejim çöküşünün Türkiye için doğuracağı göç ve güvenlik risklerini analiz etti.

İran'ın istikrarı Türkiye için neden hayat memat meselesi?

AHMET TAŞ / ŞEHİTLER ÖLMEZ

ANKARA, TÜRKİYE —  İran’da riyalin değer kaybı ve yüksek enflasyonla tetiklenen rejim karşıtı protestolar üçüncü haftasına girerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın müdahale sinyalleri bölgeyi yeni bir kaosun eşiğine getirdi.

Ankara, 385 yıldır değişmeyen 534 kilometrelik sınır komşusundaki gelişmeleri "hayat memat meselesi" olarak nitelendiriyor. Siyasi ve toprak bütünlüğünün sarsılması ihtimali, Türkiye için güvenlikten göçe, ticaretten enerji arzına kadar geniş bir yelpazede stratejik riskleri tetikliyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "İran'ın huzursuzluğu Türkiye'yi her açıdan tehdit etmektedir" açıklaması, devlet aklının konuya bakışını net bir şekilde ortaya koyuyor.

[İran'ın başkenti Tahran'daki protestolar sırasında göstericiler caddeyi barikatlarla kapattı]

Rejim çöküşü ve parçalanma riskleri

Dış politika uzmanları, İran’daki sürecin Suriye veya Irak örneklerinden çok daha ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Eski diplomat Mehmet Öğütçü, İran’ın sistematik olarak hedef haline getirildiğini belirterek, "İran'da sistem çöker ve etnik gruplar ayaklanırsa, bu Suriye'den bile daha vahim olur" değerlendirmesini yapıyor.

Nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Azeri, Kürt, Beluç ve Arap grupların hareketlenmesi, bölgede kontrolü imkânsız bir kaos yaratabilir. ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Dr. Oytun Orhan da bu görüşü destekleyerek, "İran, Irak ve Suriye'den çok daha büyük bir ülke. Böyle bir senaryo Türkiye açısından çok daha ağır sonuçlar doğurur" ifadesini kullanıyor.

Yeni bir göç dalgası kapıda mı?

Türkiye için en somut risklerden biri de kitlesel göç ihtimali. Halihazırda dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke konumunda olan Türkiye, İran’daki bir çözülmenin yeni bir akımı tetiklemesinden endişe ediyor.

İran’da yaşayan yaklaşık 2 milyon Afgan mültecinin de istikrarsızlık durumunda Türkiye rotasına yönelebileceği belirtiliyor. Uzmanlar, "Türkiye’nin Suriye’den sonra yeni bir büyük göç dalgasını kaldırmasının güç olduğunu" vurguluyor. Ankara'nın temel önceliği, İran’ın merkezi yapısını koruyarak kendi iç dinamikleriyle reform yapması yönünde.

[Başkent Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı ve rejim karşıtı gösterilerden kolaj]

Bölgesel güç boşluğu ve güvenlik tehditleri

İran’ın zayıflaması, sınır güvenliği açısından PKK'nın İran kolu olan PJAK ve diğer ayrılıkçı yapıların güç kazanması anlamına gelebilir. Ankara, uzun süredir Tahran’dan bu örgütlere karşı ortak mücadele talep ederken, merkezi otoritenin sarsılması bu terör yapılarına alan açabilir.

Öte yandan, İran’ın bölgesel etkisinin azalmasıyla oluşacak güç boşluğu, Türkiye ve İsrail arasındaki rekabeti de yeni bir boyuta taşıyabilir. Dr. Oytun Orhan’a göre, İran'ın rakip olmaktan çıkması durumunda İsrail, Türkiye'yi potansiyel bir tehdit olarak algılamaya başlayabilir. Ancak Türkiye'nin NATO üyeliği ve ABD ile olan çok boyutlu ilişkileri, bu rekabetin İran-İsrail hattındaki gibi "varoluşsal bir düşmanlığa" evrilmesini zorlaştırıyor.

Dış müdahale ihtimaline karşı uyaran uzmanlar, Trump yönetiminin öngörülemezliğine dikkat çekerek, Ankara'nın her türlü senaryoya karşı "devlet aklını" ve "istikrar" önceliğini masada tutması gerektiğini belirtiyor.

www.sehitlerolmez.com