Kırım Türklerinin sesi duyulmalı: Türkiye bu meseleye sahip çıkmalı
Kırım sürgününün 81. yılında, Arslan Tekin Kırım Türklerinin tarihini ve Türkiye’nin bu meselede alması gereken rolü değerlendirdi. Kırım Türklerinin haklarının korunması için diplomatik pazarlık önerisi gündemde.
Kırım Türklerinin sesi duyulmalı: Türkiye bu meseleye sahip çıkmalı
ŞEHİTLER ÖLMEZ / TÜRKİYE
Kırım sürgününün 81. yılı anılırken, tarih boyunca birçok acıya tanıklık eden Kırım Türklerinin kaderi bir kez daha gündeme geldi. Rusya-Ukrayna savaşının merkezinde yer alan Kırım, yalnızca stratejik değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel bir mesele olarak da Türk dünyasının kalbinde yer alıyor. Gazeteci Arslan Tekin, kaleme aldığı yazısında Kırım’ın geçmişinden bugüne yaşadığı değişimi ve Türkiye’nin bu konudaki tarihi sorumluluğunu gündeme taşıdı.
Kırım: Tarih boyunca Türk yurdu
Kırım, tarih boyunca Türklerin yaşadığı ve hüküm sürdüğü topraklardan biri. Osmanlı döneminde Kırım Hanlığı, Türk-İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biri olarak öne çıktı. Ancak 18. yüzyılda Rusya'nın bölge üzerindeki emelleri sonuç verdi. 1774'teki Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın bağımsızlığı Osmanlı tarafından kabul edilmek zorunda kaldı, 1783’te ise Rusya bölgeyi ilhak etti.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla 1991’de Ukrayna'ya bağlı özerk bölge statüsü kazanan Kırım, 2014 yılında Vladimir Putin'in hamlesiyle fiilen Rusya tarafından ilhak edildi. Bu süreçte Kırım Türkleri tekrar endişe duymaya başladı. Türkiye ise ilk günden itibaren Kırım’ın Ukrayna toprağı olduğunu savundu.
Sürgünün üzerinden 81 yıl geçti ama acı dinmedi
18-20 Mayıs 1944’te Sovyet lider Josef Stalin’in emriyle Kırım Tatarları, “Nazilerle iş birliği” suçlamasıyla hayvan vagonlarına doldurularak Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün edildi. On binlerce Türk yolda ve yerleşim yerlerinde yaşamını yitirdi. Bu trajedinin üzerinden 81 yıl geçmesine rağmen, sürgünün acısı hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Bugün hâlâ Kırım Türkleri, kendi topraklarında ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini belirtiyor. Kimliklerini ve kültürlerini yaşatma mücadelesi veren Kırım Türkleri, uluslararası toplumdan ve özellikle Türkiye'den destek bekliyor.
Putin’in stratejisi: Nüfus politikası ve alan genişletme
Kırım’da bugün nüfus çoğunluğu Ruslara geçmiş durumda. Putin yönetimi, bölgedeki Rus nüfusun varlığını gerekçe göstererek ilhakı meşrulaştırmaya çalışıyor. Ancak Arslan Tekin’e göre bu durum, asıl hedefin “geniş alan işgali” olduğunu gösteriyor. Rusya, sadece Kırım’da değil, Donetsk ve Luhansk gibi doğu Ukrayna bölgelerinde de benzer yöntemlerle ilerliyor.
Barış görüşmeleri tıkanmış durumda
Geçtiğimiz hafta İstanbul’da Rusya ve Ukrayna heyetleri esir değişimi için bir araya geldi. Ancak taraflar arasında halen bir barış anlaşması sağlanabilmiş değil. Savaş, iki ülkeyi de yıpratmaya devam ediyor. Tekin’e göre savaşın doğası gereği, taraflardan biri iyice zayıfladığında barış masasına oturulabiliyor. Ancak mevcut tablo, her iki tarafın da henüz bu noktada olmadığını gösteriyor.
Türkiye nasıl bir rol üstlenmeli?
Türkiye, Kırım konusunda ilk günden bu yana Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor. Ancak Arslan Tekin’in vurguladığı üzere, Türkiye’nin sadece diplomatik düzeyde değil, Kırım Türklerinin haklarının korunması açısından daha etkin bir pozisyon alması gerekiyor. Putin’le olası görüşmelerde, Kırım’daki Türklerin güvenliği ve kimlik hakları için somut garantiler talep edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Bugün Türkiye’de yaşayan binlerce Kırım Türkü, atalarının topraklarında barış içinde yaşama umudunu yitirmiş değil. Türkiye’nin bu konuda atacağı her adım, sadece tarihsel bir sorumluluk değil, aynı zamanda Türk dünyasının geleceğine yapılan bir yatırım olacak.
Kaynak: ARSLAN TEKİN / YENİÇAĞ













