Nâzım Hikmet’in Mirası 62 Yıl Sonra Hâlâ Tartışılıyor
Nâzım Hikmet’in ölümünün 62. yılında, sürgünlerle geçen hayatı, siyasi suçlamaları, şiir devrimi ve bugün hâlâ süren tartışmalarını ele aldık. Edebiyat ve tarih açısından önemli bir mirasın izini sürdük.
Nâzım Hikmet’in Mirası 62 Yıl Sonra Hâlâ Tartışılıyor
YEREL GÜNDEM / TÜRKİYE
Sürgünle Yoğrulmuş Bir Hayat ve Mücadeleyle Geçen Yıllar
Türk edebiyatının en çarpıcı ve en tartışmalı isimlerinden biri olan Nâzım Hikmet Ran, ölümünün üzerinden 62 yıl geçmesine rağmen hâlâ gündemde. 3 Haziran 1963’te Moskova’da hayata veda eden usta şairin yaşamı; şiirle, fikirle ve baskılarla geçen fırtınalı bir yolculuktu. Kimilerine göre halkın sesi, kimilerine göre ise “vatan haini” ilan edilen Nâzım Hikmet, bugün hâlâ kutuplaşmanın merkezindeki figürlerden biri olmaya devam ediyor.
Erken Yaşta Yazmaya Başlayan Bir Deha
Bazı kaynaklara göre Kasım 1901, bazılarına göre ise Ocak 1902’de Selanik’te dünyaya gelen Nâzım Hikmet, 11 yaşında yazdığı "Feryad-ı Vatan" şiiriyle kaleminin gücünü belli etti. Heybeliada Bahriye Mektebi'nden mezun olduktan sonra askerî kariyere adım atan Nâzım, rahatsızlığı nedeniyle görevden alındı. Aynı yıllarda Yahya Kemal’e şiirlerini göstererek edebiyata yönelen Nâzım, 1921 yılında Milli Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçti. Ardından Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde eğitim aldı.
Şiirde Biçimsel ve İçeriksel Devrim
Moskova’daki yıllarında, Rus edebiyatından etkilenerek serbest nazımı benimsedi. Özellikle Batum'da dinlediği ama anlamadığı bir Rusça şiirin ritmi, onun klasik ölçülerden sıyrılmasına sebep oldu. Serbest ölçüyle yazdığı ilk şiirlerinden biri olan "Açların Gözbebekleri", onun edebi devrimini müjdeleyen çalışmalardandı. 1923’te şiirleri "Yeni Hayat" ve "Aydınlık" dergilerinde yayımlandı. Ancak Aydınlık'ta yer alan yazılar nedeniyle hakkında dava açılınca, yeniden Moskova’ya gitmek zorunda kaldı.
Yazdıkları Yüzünden 28 Yıl Cezaya Mahkûm Edildi
1927’de ilk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü" Bakü’de yayımlandı. Türkiye’ye dönüşünde ise Resimli Ay dergisinde hem yazdı hem de edebiyat çevreleriyle tartışmalara girdi. Sanat anlayışını "sanat toplum içindir" şeklinde belirleyen Nâzım, sert diliyle edebiyattaki yerleşik normlara karşı durdu. 1938 yılında orduyu isyana teşvik ettiği gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezası aldı. Cezaevinde "Memleketimden İnsan Manzaraları" adlı dev eserine başladı.
Dünya Barış Ödülü ve Yabancı Takma İsimler
1950’de çıkan genel af sayesinde tahliye edildi. Aynı yıl, Dünya Barış Konseyi tarafından Picasso ve Pablo Neruda ile birlikte Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görüldü. Şiirlerini cezaevindeyken "İbrahim Sabri", "Mazhar Lütfi", "Ahmet Oğuz Saruhan" ve "Orhan Selim" takma adlarıyla yayımladı. "La Fontaine’den Masallar", "İt Ürür Kervan Yürür" gibi eserler de bu dönemde kaleme alındı.
Şiirlerinden Sahnelerde Müziğe Yansıyan Miras
22 tiyatro oyunu kaleme alan Nâzım Hikmet’in eserleri Türkiye başta olmak üzere Rusya, Almanya, Polonya ve Macaristan’da sahnelendi. Serbest nazımın öncüsü olarak tanınan şairin şiirleri; Zülfü Livaneli, Edip Akbayram, Ruhi Su, Ahmet Kaya, Cem Karaca ve Yunan besteci Manos Loizos tarafından bestelendi. Onun sözleri halk müziğine ve protest sanatın ruhuna can verdi.
Vatansızlığın Kaderi ve Vatandaşlığa Dönüş
1951 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarılan Nâzım Hikmet, ömrünün son yıllarını Moskova’da geçirdi. Vatanına duyduğu hasret şiirlerinin ana teması haline geldi. 3 Haziran 1963’te geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiğinde ardında dev bir miras bıraktı. Onlarca eser, binlerce dize ve hâlâ süren bir tartışma… 10 Ocak 2009’da çıkarılan kararla yeniden Türk vatandaşlığına alınması ise “keşke yaşarken değer verilseydi” cümlesini sıkça duyurttu.













