PKK'nın Silah Bırakma Kararının Ardındaki Şifreler: Öcalan, Lozan ve Anayasa Tartışmaları
PKK'nın silah bırakma ve kendini feshetme kararının ardından Öcalan’ın statüsüne dair beklentiler, Lozan ve 1924 Anayasası’na yapılan referanslar tartışma yarattı. Uzmanlara göre, bu gelişme barış sürecinin başlangıcı olabilir ancak yeni anayasa ve siyasi reformlar gerektiriyor.
PKK'nın Silah Bırakma Kararının Ardındaki Şifreler: Öcalan, Lozan ve Anayasa Tartışmaları
ŞEHİTLER ÖLMEZ / TÜRKİYE
PKK'nın fesih açıklaması sonrası siyasi dengeler nasıl değişecek?
PKK'nın 12 Mayıs 2025’te yaptığı açıklamayla silahlı mücadeleyi bıraktığını ilan etmesi, Türkiye’de barış süreci tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Açıklamada, örgütün kendini feshettiği ve bundan sonra "pratik sürecin Abdullah Öcalan tarafından yönetileceği" vurgulanırken, Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’na yapılan göndermeler, yeni bir siyasi stratejinin habercisi olarak değerlendirildi. Uzmanlar ise bu ifadelerin satır aralarını yorumlayarak sürecin risklerini ve fırsatlarını ortaya koyuyor.
Öcalan’a açılacak yeni zemin ne anlama geliyor?
Açıklamada yer alan "demokratik siyaset hakkı", "hukuki güvence", "süreci yönlendirme yetkisi" gibi ifadeler, İmralı’da 25 yıldır tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın gelecekte siyasi bir aktör olarak devrede kalacağına işaret ediyor. DEM Parti milletvekilleri ve bazı akademisyenler, bu açıklamaların Öcalan’ın sadece hapishane koşullarının iyileştirilmesini değil, toplumsal ve siyasal iletişim imkanlarının da genişletilmesini kapsadığını belirtiyor.
Zafer Yörük'e göre bu, 27 Şubat’ta yaptığı çağrının bir devamı niteliğinde. Cengiz Çandar ise bunun bir "beklenti" olduğunu, yani sürecin devamı için vazgeçilmez bir ön şart gibi görülmediğini vurguluyor. Yine de DEM Parti, Öcalan’a “umut hakkı” tanınması ve gazetecilerin İmralı’ya erişimi gibi talepleri hükümete iletti.
Lozan ve 1924 Anayasası vurgusu: Türkiye’ye mesaj mı, Batı’ya rest mi?
Tartışmalı bildirgede yer alan Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası atıfları, Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi ideolojisinin eleştirisi olarak okunuyor. PKK, kendisini bu iki belgeden kaynaklanan "inkâr ve imha siyasetine" karşı kurulduğunu ifade etti. Gazeteci Taha Akyol, bu ifadeleri "Pan-Kürdizm tehlikesi" ve "Türkiye’nin toprak bütünlüğüne dolaylı itiraz" olarak yorumlarken, Prof. Dr. Mesut Yeğen bunun Kürtlerin kendi perspektifinden yapılmış bir tarihsel değerlendirme olduğunu ve toprak temelli bir bölünme amacı taşımadığını savunuyor.
Cengiz Çandar’a göre ise burada 1921 Anayasası’na yapılan örtük bir gönderme bulunuyor. Çünkü 1921 Anayasası’nda Kürtlere yerel yönetim, ana dilde eğitim ve yayın gibi haklar tanınmışken, 1924 Anayasası bu hakları tamamen ortadan kaldırmıştı. Bugün DEM Parti’nin ve Kürt siyasi hareketinin anayasal düzlemde bu hakları yeniden gündeme getirme çabası, yeni anayasa tartışmalarına da zemin hazırlıyor.
Hapishaneler boşalacak mı, PKK hükümlülerine af mı geliyor?
Silah bırakma kararının ardından en çok konuşulan başlıklardan biri de cezaevlerinde bulunan on binlerce PKK hükümlüsü. DEM Parti’ye göre, bu kişilerin topluma yeniden kazandırılması gerekiyor. Cengiz Çandar, bunun TBMM’nin üzerine düşen görevlerden biri olduğunu söylüyor. Uzmanlara göre, Öcalan’ın statüsünün değişmesiyle birlikte infaz yasasında yapılacak düzenlemelerle hükümlülere af ya da ceza indirimi getirilebilir.
Ayrıca sürgünde yaşayan çok sayıda isim için de dönüş yollarının açılması ve kayyum uygulamasının sonlandırılması gibi taleplerin yakın zamanda siyasetin gündemine oturması bekleniyor.
Barış süreci mi başlıyor, siyasi hesaplaşma mı?
Uzmanlar ortak bir noktada buluşuyor: PKK’nın silah bırakmasıyla Kürt sorunu bitmedi. Prof. Dr. Mesut Yeğen’e göre bu yalnızca bir sayfanın kapanması değil, aynı zamanda yeni bir sayfanın açılmasıdır. Bu sayfa ise hukuki ve anayasal reformlarla dolu.
Türkiye’de kırk yıldır süren şiddet ortamının ardından artık yeni bir siyasal iklim doğabilir. Ancak bu iklimin nasıl şekilleneceği; hükümetin, muhalefetin, DEM Parti’nin ve kamuoyunun nasıl bir yol haritası izleyeceğine bağlı olacak.
Mithat Sancar’ın sözleriyle; barış hedefi artık bir görev ve bu hedefe ulaşmak tüm tarafların yapıcı tutum sergilemesine bağlı.













