Sedat Ergin Türk-ABD ilişkileri bu kadar basıncı taşıyabilecek mi?
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin tarihi tezatların tarihidir.
Türk-ABD ilişkileri bu kadar basıncı taşıyabilecek mi?
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin tarihi tezatların tarihidir.
Gerçekten de konjonktürün uygun olduğu zamanlarda Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin yüksek bir zeminde seyrettiği dönemler yaşandığı söylenebilir, çok uzun sürelere yayılmasa da...
Madalyonun diğer yüzünde ise ilişkilere damgasını vurmuş büyük krizlerin, kapanmayan ciddi görüş ayrılıklarının, travmaların uzun bir listesi vardır.
Ankara cephesinde, 1964 yılında Türkiye’ye NATO güvencesinin işlemeyebileceği mesajını içeren ünlü “Johnson Mektubu” ve ABD Kongresi’nin Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle 1975’te Türkiye’ye silah ambargosu uygulayıp bir NATO ordusunun savunma yeteneklerinde ağır bir tahribata yol açması, bu krizlerin en uç örnekleri arasında sayılabilir.
Washington’dan bakıldığında, 1 Mart 2003 tarihinde Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a cephe açılmasına izin verecek tezkereye TBMM’den verilen ‘hayır’ yanıtı ABD tarafında derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Bunu, aynı yıl Irak Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına ABD askerleri tarafından çuval geçirilmesi hadisesi izlemiştir.
Gelgelelim ilişkiler, bu sert sarsıntılara, bunların bıraktığı kalıcı izlere rağmen patlak veren sorunları bir şekilde taşıyabilmiştir. Bütün olumsuzlukların varlığına rağmen bu ilişkiyi ileri götürmeye dönük bir karşılıklı irade her seferinde ortaya konabilmiştir. İki tarafın karşılıklı çıkarları o kadar iç içe geçmiştir ve o kadar baskındır ki, bir noktada yaşanan problemlere, güvensizliklere rağmen her seferinde yeni başlangıçlar yapılabilmiştir.
En azından yakın zamanlara kadar böyleydi.
Son yıllarda envantere giren yeni sorunlar ve bunların dallanıp budaklanması, bu ilişkinin üzerine taşınması güç bir yük koymuştur. Sonuç, ilişkinin bu yükün altında sürekli irtifa kaybetmekte oluşudur.
Örneğin, 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de bir darbe girişimine kalkışan bir kriminal suç örgütünün lideri bugün ABD’de, bu ülkenin sağladığı güvenceli bir ortamda yaşayabilmektedir. ABD’li karar vericiler ve kanaat önderleri, bu durumun Türkiye’de nasıl karşılandığını algılayabilmek konusunda ciddi bir zafiyet içindedirler.
S-400’LER ABD’NİN BAKIŞINI DEĞİŞTİRDİ
Bu kadar karmaşık bir tablonun yalnızca bir tarafın kusurlarından kaynaklandığını düşünmek ve bu bağlamda Türkiye’ye mutlak bir kusursuzluk atfetmek adil bir durum okuması olmaz. Türkiye’deki karar vericilerin de Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almanın ABD nezdinde nasıl bir güvensizliğe neden olacağını, tetikleyeceği tepkilerin ne gibi boyutlar kazanabileceğini öngörmeleri gerekirdi.
Demokrat Başkan Joe Biden’ın geçen ocak ayında işbaşı yapması Trump’ın devrettiği kilitlenmiş tabloyu daha da ağırlaştırmıştır. Öncelikle Başkan Biden’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bilinçli bir tercihle üç ayı aşkın bir süre diyaloğa girmekten kaçınması, yeni bir başlangıç yapılabilmesi imkânını ortadan kaldırmış, ilişkileri bir başka belirsizliğin kaplamasına yol açmıştır.
Belli ki, başka saiklerin yanı sıra başta S-400 olmak üzere kendi pozisyonlarını Türk tarafına kabul ettirmeye dönük bir yaklaşım da rol oynamıştır Biden’ın telefon açmama kararında. Derken Biden’dan Erdoğan’a ilk telefonunun geçen cuma günü ABD Başkanı’nın “Ermeni soykırımı”nı resmen tanıyacağı yolundaki bildirimiyle birlikte gelmesi ilişkileri yeni bir krizin içine çekmiştir.
Çözümsüz biri şekilde seyreden bütün sorunların üzerine bu kez “Ermeni soykırımı” dosyası eklenmiştir. Bu konuda geçmişte sıkıntılar daha çok Kongre ile yaşandığı için yönetim ile ilişkiler bu dosyadan etkilenmemekteydi. Oysa şimdi meselenin kaynağında bizzat ABD Başkanı yer alıyor.
ABD ALEYHTARI İKLİM DAHA DA SERTLEŞECEK
Biden’ın 24 Nisan duyurusu, Türkiye’de zaten belirgin bir şekilde ABD aleyhtarı olan iklimi kaçınılmaz olarak sertleştirecek, ilişkinin sürdürülebilmesini daha da zora sokacaktır.
Ayrıca, ABD’de Ermeni grupları tarafından 1915’teki tehcir kararıyla ilgili sigorta şirketlerini de içine alacak şekilde tazminat davaları açılması ihtimali, şimdiden ilişkilerin geleceğine dönük yeni bir potansiyel kriz alanına işaret ediyor.
Türk makamları, “soykırım” iddiaları karşısında uluslararası hukuk açısından sağlam bir zeminde durduklarını düşünseler de, ABD’deki mahkemeler bugünden öngöremeyeceğimiz sürprizlere sahne olabilir. Son tahlilde bu mahkemeler bir sonuç yaratmasa bile, önümüzdeki yıllar ve on yıllar içinde ABD cephesinde Türkiye’nin enerjisinin azımsanmayacak bir bölümünü tüketebilecektir. Dolayısıyla, bu davaların Türk-ABD ilişkileri üzerinde olumsuz bir etki icra etmesi şaşırtıcı olmaz.
Bütün bu süreçler muhtemeldir ki, Türk kamuoyunun ABD’den, daha genel bir çerçevede Batı’dan daha da uzaklaşması sonucunu beraberinde getirebilecektir.
Gelinen noktada Türkiye-ABD ilişkilerinin önümüzdeki dönemde nasıl yönetilebileceği sorusu, içinden çıkılması çok zor bir sınava dönüşüyor her iki ülke açısından da.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/turk-abd-iliskileri-bu-kadar-basinci-tasiyabilecek-mi-41798314
SEDAT ERGİN / HÜRRİYET













