Tarihin Yankıları: I. Dünya Savaşı'ndan Günümüze Filistin Meselesi ve Stratejik Kırılmalar
I. Dünya Savaşı’ndan bugüne Filistin meselesinin kökenlerini; “Osmanlı’ya ihanet” mitinin geçerliliğini, Sykes-Picot ve Balfour’un mirasını ve güncel jeopolitik kırılmaları karşılaştırmalı biçimde analiz eder.
Tarihin Yankıları: I. Dünya Savaşı'ndan Günümüze Filistin Meselesi ve Stratejik Kırılmalar
YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ / ANALİZ
ANKARA - Son dönemde İsrail-Filistin hattında tırmanan ve on binlerce sivilin hayatına mal olan şiddet sarmalı, kökleri bir asırdan daha derinde olan tarihsel anlatıları ve travmaları yeniden gündeme taşıdı. Bu anlatılardan en yaygın ve tartışmalı olanlarından biri, "Filistinlilerin I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı askerini sırtından vurduğu ve bugün yaşadıklarının bu tarihsel ihanetin bir sonucu olduğu" yönündeki söylemdir. Ancak bu yaygın kanı, hem tarihsel gerçekleri aşırı basitleştirmekte hem de günümüzdeki trajedinin asıl jeopolitik ve stratejik nedenlerini gözden kaçırmaktadır.
Bu analiz, söz konusu "ihanet" anlatısını tarihsel veriler ışığında inceleyecek, I. Dünya Savaşı'ndaki kırılmaların bugünkü çatışmayı nasıl şekillendirdiğini ortaya koyacak ve önde gelen Batılı analistlerin bu karmaşık mirası nasıl yorumladığını değerlendirecektir.
Tarihsel Gerçekler ve "İhanet" Söyleminin Analizi
"Arapların Osmanlı'yı arkadan vurduğu" tezi, temel olarak 1916'da Mekke Şerifi Hüseyin tarafından başlatılan ve İngilizler tarafından desteklenen Arap İsyanı'na dayanır. Ancak bu isyanı, topyekûn bir "Filistin ihaneti" olarak tanımlamak tarihsel olarak doğru değildir.
-
İsyanın Coğrafyası ve Katılım: Arap İsyanı, Filistin'de değil, bugünkü Suudi Arabistan'ın Hicaz bölgesinde başlamış ve büyük ölçüde buradaki kabileler tarafından yürütülmüştür. Filistinli Arapların isyana katılımı oldukça sınırlı kalmıştır. Aksine, binlerce Filistinli Arap, Osmanlı ordusunda askere alınmış ve imparatorluk için savaşırken hayatını kaybetmiştir. Filistin'deki Arap elitlerinin ve halkın önemli bir kısmı, savaşın sonuna kadar Osmanlı'ya sadık kalmıştır.
-
Asıl Kırılma: Batılı Güçlerin Gizli Anlaşmaları: Filistin'in ve Orta Doğu'nun kaderini belirleyen asıl olay, yerel bir isyandan çok, Batılı emperyal güçlerin kendi aralarında yaptığı gizli pazarlıklardır.
-
Sykes-Picot Anlaşması (1916): İngiltere ve Fransa, Osmanlı'nın Orta Doğu topraklarını kendi aralarında gizlice paylaştılar. Bu anlaşma, bölge halklarının iradesini yok sayan sömürgeci bir planın ilk adımıydı.
-
Balfour Deklarasyonu (1917): İngiltere, Filistin'de bir "Yahudi ulusal yurdu" kurulmasını destekleyeceğini ilan etti. Bu deklarasyon, aynı topraklarda yaşayan ve nüfusun çoğunluğunu oluşturan Arapların siyasi haklarını görmezden gelerek bugünkü çatışmanın temelini attı.
-
Dolayısıyla, bugünkü trajedinin kökenini tarihsel olarak zayıf bir "ihanet" anlatısında aramak yerine, bölgenin kaderini belirleyen emperyalist politikalarda ve verilen-tutulmayan sözlerde aramak daha doğru bir yaklaşımdır.
Batı Medyasının Gözünden: Eleştiriler, Çözüm Önerileri ve Kör Noktalar
ABD ve Avrupa medyasındaki önde gelen gazeteci ve yazarlar, konuyu farklı perspektiflerden ele almaktadır. Tek bir homojen görüş olmamakla birlikte, ana akım yaklaşımlar genellikle üç kategoriye ayrılabilir:
-
Pragmatist ve "İki Devletli Çözüm" Yanlıları:
-
Thomas Friedman (New York Times): Friedman gibi yazarlar, genellikle sorunu tarihsel "ihanet" anlatıları üzerinden değil, günümüzdeki liderlik eksikliği ve siyasi iradesizlik üzerinden okur. Hem İsrail'in yerleşimci politikalarını hem de Filistin liderliğinin yetersizliğini eleştirirler. Onlar için çözüm, ABD'nin arabuluculuğunda, güvenlik garantileriyle desteklenmiş iki devletli bir formülde yatmaktadır. Tarihsel olayları, günümüzdeki siyasi kilitlenmeyi açıklayan bir arka plan olarak görürler, ancak temel odakları diplomatik çözümdür. Önerileri genellikle "toprak karşılığı barış" ilkesine dayanır.
-
-
Güç Asimetrisi ve İşgal Eleştirmenleri:
-
Gideon Levy (Haaretz), Noam Chomsky, Owen Jones (The Guardian): Bu grup, sorunun temelinde 1967'den beri devam eden İsrail işgali, uluslararası hukukun ihlali ve güç asimetrisi olduğunu vurgular. Onlara göre, çatışmayı bir "terör sorunu" olarak çerçevelemek, işgal altındaki bir halkın durumunu ve haklarını göz ardı etmektir. Bu yazarlar, Batı hükümetlerinin ve medyasının İsrail'e yönelik eleştiriden kaçınan "çifte standartlı" tutumunu sert bir dille eleştirirler. Tarihsel olarak Balfour Deklarasyonu ve İngiliz Mandası'nın Filistinliler için yarattığı "ilk günah" olduğunu savunurlar. Çözümün, işgalin sona ermesi ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkının tanınmasıyla mümkün olacağını belirtirler.
-
-
Jeopolitik ve Stratejik Analistler:
-
Martin Indyk (Council on Foreign Relations), Aaron David Miller: Eski diplomat ve stratejist olan bu isimler, konuyu daha çok ABD'nin Orta Doğu'daki çıkarları, bölgesel güç dengeleri (İran, Suudi Arabistan vb.) ve İsrail'in güvenliği ekseninde ele alırlar. Onlar için tarih, bugünkü ittifakları ve düşmanlıkları anlamak için bir araçtır. Osmanlı'nın yıkılışının bölgede yarattığı güç boşluğunun ve sonrasında kurulan düzenin, günümüzdeki istikrarsızlıkların ana kaynağı olduğunu kabul ederler. Önerileri genellikle ABD'nin bölgedeki angajmanını sürdürmesi ve kriz yönetimine odaklanması yönündedir.
-
Stratejik Analiz ve Sonuç: Mitlerden Gerçeklere
-
Tarihsel Mitlerin Tehlikesi: "Osmanlı'ya ihanet" söylemi, bugünün karmaşık politik gerçekliğini anlamak için işlevsel bir araç değildir. Aksine, bu tür mitler, halklar arasında düşmanlığı körükler ve asıl sorumluların (dönemin emperyal güçleri ve bugünün siyasi aktörleri) gözden kaçırılmasına neden olur. Bugün İsrail tarafından öldürülen Filistinliler, 1916'da yaşamış atalarının eylemlerinin (veya eylemsizliklerinin) bedelini ödememektedir. Onlar, bir asırdır devam eden ve büyük güçler tarafından tasarlanan bir mülksüzleştirme ve işgal politikasının kurbanlarıdır.
-
Benzerlikler ve Farklılıklar: I. Dünya Savaşı dönemi ile bugün arasındaki en çarpıcı benzerlik, Filistin halkının kaderinin yine kendi iradeleri dışında, büyük güçlerin stratejik çıkarları tarafından belirlenmesidir. Dün Londra ve Paris'te çizilen haritaların yerini, bugün Washington'da şekillenen politikalar almıştır. Değişen tek şey aktörler ve yöntemlerdir.
-
Stratejik Çıkarım: Filistin meselesine kalıcı bir çözüm bulmak, tarihsel mitleri bir kenara bırakıp bugünün gerçekleriyle yüzleşmeyi gerektirir. Batılı analistlerin de işaret ettiği gibi, sorun ne basit bir "terör" sorunudur ne de sadece "liderlik" krizidir. Sorun, temelinde uluslararası hukuk, insan hakları ve bir halkın kendi kaderini tayin etme hakkı meselesidir. Tarihten alınacak en önemli ders, dış güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda verdiği sözlerin ve çizdiği sınırların, bölge halkları için sadece daha fazla acı ve istikrarsızlık getirdiğidir.
YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ













