Türkçenin Dokunulmazlığı: Devlet Dili ve Yaşayan Diller Dengesi
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'dan Türkçe'nin egemenliği ve Kürtçe dahil yaşayan dillerin özgürlük alanlarına dair kapsamlı değerlendirme. ANKARA, TÜRKİYE
ŞEHİTLER ÖLMEZ / ANKARA, TÜRKİYE
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Türkiye'nin birlik ve egemenlik dili olan Türkçenin resmi statüsünü ve ülkede yaşayan diğer dil ve lehçelerin özgürlük alanlarını AA Analiz için değerlendirdi. Uçum, Türkçenin tartışılmaz bir "birliğin dili" olduğu vurgusunu yenilerken, diğer anadillerin öğrenme ve kullanma özgürlüğünün sağlanmasının da devletin görevi olduğunu belirtti.
Egemenliğin Dili Olarak Türkçe
Mehmet Uçum, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğinin Türk Milleti'ne ait olduğunu ve bu nedenle Milletin dili olan Türkçenin de egemen tek dil olduğunu net bir dille ifade etti. Uçum'a göre, bu durumun zorunlu sonucu olarak Türkçenin devletin dili yani tek resmi dil olarak muhafaza edilmesi, milli bekânın asli gereğidir.
"Türkçe dokunulmazdır," ifadesiyle altını çizdiği bu durum, aynı zamanda eğitimde zorunlu tek dilin Türkçe olması kuralını da kapsıyor. Uçum, bu statünün, Kürtler, Araplar, Lazlar, Çerkezler dahil olmak üzere Türkiye halkının tüm kesimleri için birleştirici unsur olduğunu belirtiyor.
Vesayet Sisteminden Erdoğan Devrimine Geçiş
Metinde, geçmişteki inkâr ve ret politikalarına da değiniliyor. Uçum, vesayetçi sistem döneminde, birçok vatandaşın anadillerini kullanmaktan ve bu dillerde eğitim almaktan mahrum bırakıldığını hatırlattı. 12 Eylül sonrasındaki yasak ve baskı politikalarının bu durumu daha da kötüleştirdiği ifade ediliyor.
Bu tarihsel süreci tersine çeviren dönüm noktası ise Uçum tarafından "Erdoğan Devrimi" olarak nitelendiriliyor. Bu dönemde atılan hukuki adımlarla, farklı dil ve lehçelerin öğretimine dair önemli düzenlemeler yapıldı.
Yaşayan Dillerin Hukuki Alanı
Uçum, devletin dili olan Türkçenin statüsü ile halkın günlük yaşamda kullandığı diğer dillerin statüsünün niteliksel olarak farklı olduğunu vurguluyor. Türkçenin resmiyetinin, diğer dillerin özgürlük alanlarıyla yarışır hale getirilmesinin gerçekçi olmadığını belirtiyor.
Ancak, özgürlük alanı olarak tanınan haklar kapsamında şu adımların atıldığı kaydedildi:
-
Seçmeli Dersler: Kurmanca ve Zazaca başta olmak üzere, "Yaşayan Diller ve Lehçeler" dersi kapsamında seçmeli dersler devlet okullarında açıldı.
-
Akademik ve Yayın Özgürlüğü: Üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri kuruldu. Kürtçe yayınlarla ilgili sınırlamalar tamamen kaldırıldı ve yirmi dört saat yayın yapan devlet kanalı hayata geçirildi.
-
Alfabetik İmkanlar: Türkçe alfabede bulunmayan Q, X, W gibi harflerin kullanım imkanları sağlandı.
Özetle, Uçum'a göre, Kürtçe de dahil olmak üzere bu topraklarda konuşulan dillerin günlük yaşamdaki öğretimi ve kullanımı konusunda hukuki bir sorun kalmamıştır.
Anayasal Teminat Çağrısı
Analizin sonuç bölümünde, bu mevcut özgürlüklerin daha sağlam temellere oturtulması gerektiği mesajı veriliyor. Uçum, yeni anayasa sürecinde, geleneksel ve yaşayan bütün dil ve lehçelerin kavuştuğu bu özgürlüklere anayasal dayanak sağlanabileceğini öneriyor. Bu hükmün, "günlük yaşamda kullanılan başka diller ve lehçelerin öğretimine ilişkin hususlar kanunla düzenlenir" şeklinde bir ifadeyle anayasal güvence altına alınabileceği belirtiliyor.













