Yeniçerilerden Meşrutiyet’e, Kurtuluş Savaşı’na: Cumhuriyet fikri nasıl olgunlaştı?
Osmanlı’daki “cumhur” tartışmalarından Meşrutiyet ve Jön Türk devrimine, Kurtuluş Savaşı ve 28–29 Ekim 1923’e uzanan süreçte Cumhuriyet fikrinin nasıl olgunlaştığını anlatıyoruz.
ŞEHİTLER ÖLMEZ / ANKARA, TÜRKİYE — 30 EKİM 2025
Cumhuriyet, 29 Ekim 1923’te TBMM’de “Yaşasın Cumhuriyet” nidalarıyla ilan edildi. Ancak bu karar, yalnızca bir gecenin değil; Osmanlı’daki “cumhur” tartışmalarından Meşrutiyet deneyimine, Jön Türk hareketine ve Kurtuluş Savaşı’nın siyasal pratiğine uzanan uzun bir tarihsel hattın doruk noktasıydı. 28 Ekim akşamı Çankaya’da verilen “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” kararı, yüzyıla yayılan bir dönüşümün somutlaşmasıydı.
“Cumhur” kavramından cumhuriyete uzanan hat
Osmanlı siyasal dilinde “cumhur” kelimesi kalabalık, topluluk anlamlarıyla erken dönemlerden itibaren kullanıma girdi. 17. yüzyılda yeniçeri hareketleri ve şehir ayaklanmalarında “cumhur” ile tarif edilen kitle, egemenlik fikrinin toplumsal kaynağına dair bir sezgiyi besledi. Bu kullanım doğrudan bir yönetim biçimi önermese de, devlet–toplum ilişkilerinin giderek tartışmaya açıldığı bir zemin yarattı.
Meşrutiyet ve anayasal deneyim
-
yüzyılla birlikte imparatorluk, Tanzimat ve Islahat çizgisinde kurumsal dönüşüme yöneldi. 1876 Kanun-ı Esasi ve Meclis-i Mebûsan’ın açılması, monarşik iktidarın hukuk ve temsil kurumlarıyla sınırlandığı bir eşiği gösterdi. Jön Türk devrimiyle 1908’de meşruti düzen ikinci kez kuruldu; seçim, temsil ve parlamento pratikleri siyasal kültürde yer etti. Bu dönemde Ziya Paşa ve çağdaşları, halk egemenliği fikrini açıkça tartışmaya başladı.
Savaşın öğrettiği: Meşruiyetin kaynağı millet
I. Dünya Savaşı’nın ardından imparatorluk coğrafyasındaki monarşiler birer birer çökerken, Anadolu’da Milli Mücadele “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini kurucu aks hâline getirdi. İşgal koşullarında dahi seçimlerle şekillenen bir Meclis’in açılması, kararların birlikte alınması ve “tek elde toplanmayan” yetkiler, pratikte cumhuriyetçi bir yönetim anlayışını ördü. Bu tecrübe, Ankara’yı ulusal iradenin tek meşru merkezi olarak konsolide etti.
28–29 Ekim 1923: Kararın siyasî mantığı
28 Ekim gecesi Çankaya sofrasında alınan karar, ertesi gün yapılan anayasa değişikliğiyle devlet şeklinin “Cumhuriyet” olduğu hükme bağlandı. Bu tercih, saltanatın 1 Kasım 1922’de kaldırılmasıyla açılan yolda, yürütmenin ve meşruiyetin kişiden kuruma aktarılmasının doğal devamıydı. Kısa süre sonra hilafetin 3 Mart 1924’te kaldırılmasıyla, dinî otorite ile siyasal egemenlik ayrıştı; eşit yurttaşlık ve hukuk devleti ilkeleri yeni rejimin dayanakları olarak belirlendi.
Süreklilik ve kopuşun dengesi
Cumhuriyet, bir yandan Osmanlı modernleşmesinin (anayasa, meclis, temsil) mirasını devraldı; diğer yandan egemenliği hanedandan millete taşıyarak radikal bir kopuş gerçekleştirdi. Bu nedenle 29 Ekim yalnız bir başlangıç değil, “suyun oraya doğru aktığı” uzun bir düşünsel ve kurumsal birikimin ilanı olarak da okunur.













