BM Düzeni Tehdit Altında: NATO, İsrail ve Nükleer Silahlanma

Gazeteci Mehmet Ali Güller, 1945 BM düzeninin NATO'nun genişlemesi, İsrail'in bölgesel saldırganlığı ve Almanya ile Japonya'nın nükleer arayışları nedeniyle yıkıma uğradığını analiz etti.

BM Düzeni Tehdit Altında: NATO, İsrail ve Nükleer Silahlanma

AHMET TAŞ / ŞEHİTLER ÖLMEZ

ANKARA, TÜRKİYE —  Uluslararası siyasetin kalbi konumundaki Davos ve Münih konferanslarında, 1945 yılında kurulan uluslararası düzenin "yıkıma uğradığı" tespiti, dünya genelinde yankı uyandırmaya devam ediyor. Cumhuriyet gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller, son analizinde bu yıkımın nedenlerini ve İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından inşa edilen Birleşmiş Milletler (BM) düzenine yönelik üç temel tehdidi ele aldı. Güller'e göre, Avrupa’nın yıkımından yakındığı bu düzen, bizzat Batılı güçlerin ve müttefiklerinin attığı adımlarla varlık sancısı çekiyor.

1945 düzeni, bilindiği üzere veto yetkili beş daimi üyenin nükleer gücü üzerine kurulu bir dengeyi temsil ediyordu. Ancak Güller, ABD'nin 1947'deki Truman Doktrini ve Marshall Yardımı ile bu düzeni kendi lehine bozduğunu hatırlatarak, günümüzdeki krizin köklerinin çok daha derinlerde olduğunu vurguluyor.

BM Düzenine İlk Tehdit: NATO’nun Saldırgan Genişlemesi

Mehmet Ali Güller’in analizine göre, BM düzenini sarsan ilk ve en uzun süreli tehdit, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından NATO’nun başlattığı genişleme politikasıdır. NATO'nun bu saldırgan tutumu, öncelikle Yugoslavya’nın parçalanmasıyla somutlaşmış, ardından Rusya sınırlarına doğru sistematik bir ilerleyişe dönüşmüştür.

Avrupa ülkeleri bugün Rusya’nın Ukrayna müdahalesini "egemenliğe karşı güç kullanımı" olarak nitelese de Güller, bu müdahalenin bir neden değil, NATO kuşatmasına karşı verilmiş bir "varlık-yokluk tepkisi" olduğunu savunuyor. Analizde, bizzat Almanya’nın Yugoslavya’nın parçalanmasındaki rolü ve Avrupa’nın ABD patronajındaki NATO genişlemesine verdiği destek, BM düzenine vurulan ilk darbe olarak tanımlanıyor.

İsrail’in Bölgesel Saldırganlığı ve Alternatif BM Arayışı

BM düzenine yönelik ikinci büyük tehdit ise İsrail'in Filistin sınırlarını aşarak yürüttüğü bölgesel saldırganlık olarak işaret ediliyor. Güller, ABD'nin bu süreçte BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkisini kullanarak BM’nin elini kolunu bağladığını ve düzeni "arkadan vurduğunu" belirtiyor. Washington'un doğrudan İsrail'in askeri, mali ve siyasi sponsoru haline gelmesi, uluslararası hukukun işlevsizleşmesine yol açmıştır.

Daha da kritik olan nokta, Washington yönetiminin BM'yi tamamen baypas etme girişimidir. Güller, "BM Gazze'ye barış getiremedi ama ABD Başkanı getirdi" söylemiyle Trump başkanlığındaki Barış Kurulu'nun, mevcut BM yapısına alternatif bir odak haline getirilmek istendiğine dikkat çekiyor. Bu durum, 1945'te kurulan çok taraflı diplomasi masasının tamamen devrilmesi anlamına gelmektedir.

1945’in Mağlupları Nükleer Güç Peşinde

Analizin en çarpıcı bölümlerinden birini, nükleer silahsızlanma tartışmalarının odağındaki değişim oluşturuyor. Güller, asıl tehdidin Batı medyasında iddia edildiği gibi barışçıl nükleer çalışmalar yürüten ve nükleer silah peşinde olmadığını defalarca teyit eden İran olmadığını; aksine asıl nükleer tehdidin Almanya, Japonya ve Polonya'dan geldiğini ileri sürüyor.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Foreign Affairs dergisinde yer alan "Fransa ile nükleer caydırıcılık üzerine gizli görüşmeler" açıklaması, 1945'in iki faşist mağlubu olan Almanya ve Japonya'nın yeniden nükleer silahlanma arzularını ortaya koyuyor. Benzer şekilde Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’nin danışmanları üzerinden verilen "kendi nükleer caydırıcılığını geliştirme" mesajları ve Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin Rusya tehdidini gerekçe göstererek nükleer program talep etmesi, BM’nin "nükleer düzenini" temelinden sarsıyor.

Çin’in Rolü ve BM Güvenlik Konseyi Reformu

Küresel güçlerin düzen karşısındaki tutumlarını karşılaştıran Güller, Çin ve Rusya’nın BM düzeninin hâlâ sürebilmesi için ana dayanaklar olduğunu savunuyor. Çin’in "BM’nin öncü rolünün güçlendirilmesi" yönündeki çağrıları, Batı’nın tek taraflı müdahalelerine karşı bir denge unsuru olarak görülüyor.

Ancak BM düzeninin gerçekten kurtarılabilmesi için yapının temelden reforme edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Güller’e göre bu reformun temel kriteri; Güney Amerika ve Afrika’nın da BM Güvenlik Konseyi’nde doğrudan temsil edilebildiği, daha adil ve kapsayıcı bir temsil gücünün oluşturulmasıdır. Mevcut beşli yapının dar çıkarlarına sıkışan düzenin, bu reformlar yapılmadığı takdirde nükleer ve bölgesel hırsların gölgesinde kalmaya devam edeceği belirtiliyor.

www.sehitlerolmez.com