Fatma Zehra Fidan: KHK'lılar Sosyal ve Sivil Ölümle Yüzleşiyor
Doç. Dr. Fatma Zehra Fidan, Türkiye’nin KHK süreciyle yüzleşmesini, yaşanan sosyal ölümleri, intiharları ve dinî kimlik sorgulamalarını çarpıcı verilerle değerlendirdi.
Fatma Zehra Fidan: KHK'lılar Sosyal ve Sivil Ölümle Yüzleşiyor
YEREL GÜNDEM / TÜRKİYE
Akademisyen Fidan: “300 bin kişi işinden oldu, 2 milyonu aşkın insan etkilendi”
Medyascope’ta Ruşen Çakır’ın konuğu olan sosyolog ve akademisyen Doç. Dr. Fatma Zehra Fidan, Türkiye’nin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işinden atılan yurttaşlarının yaşadığı derin sosyal travmayı bütün yönleriyle gözler önüne serdi. Fidan’a göre 2016 sonrası kamudan ihraç edilenlerin sayısı KHK’lı olmayanlarla birlikte 300 bine yaklaşıyor. Bu kişilerin aileleriyle birlikte etkilediği nüfus ise 2 milyonu geçiyor.
KHK rejimi: Devletin dışladığı yurttaşlar
Fidan, KHK’lıları “devletin sosyal ve sivil ölümle mahkûm ettiği” bir kitle olarak tanımlıyor. Takipsizlik almış olmasına rağmen işine dönemediğini belirten Fidan, devletin yalnızca bu kişileri değil, onlarla temas eden herkesi korku iklimine ittiğini vurguluyor. “Vebalı muamelesi yetmez, bu insanlar sosyolojik olarak ölü ilan edildi” diyor. Ona göre bu durum yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal yıkıma yol açtı.
İntiharlar, travmalar ve umut
Sosyal dışlanma ve damgalanma, KHK’lılar arasında ciddi bir ruhsal çöküşe yol açtı. Fidan, 130’u aşkın intihar vakasının yanı sıra intihar girişiminden vazgeçmiş birçok kişiyle doğrudan görüşmeler yaptığını belirtiyor. Bu kişilerin çoğunun dini inançları yüksek olmasına rağmen, yaşadıkları dışlanma ve çaresizlik duygusu nedeniyle intiharı bir çözüm olarak gördüklerini söylüyor. Ancak Fidan’a göre bu travmalar içinde bile bir “umut sosyolojisi” doğuyor. Çoğu kişi, adaletin bir gün tecelli edeceği umuduyla hayata tutunuyor.
Dine bakış değişti: Agnostikleşme, sorgulama, mesafe
Fidan’ın sahadan edindiği bulgulara göre cemaat mensubu olan ya da bu yapıya yakın kişiler, inanç sistemlerini ciddi biçimde sorgulamaya başlamış durumda. Anket ve grup çalışmalarında bazı KHK’lıların deizme, agnostisizme veya panteizme yöneldiği; bazı kişilerin ise daha içsel ve bireysel bir inanç arayışına girdiği görülüyor. Cemaat yapısının dağıldığı bu dönemde, birçok kişi “kutsallık atfettikleri devletin” yıkıcı etkisiyle, Tanrı algılarını ve dini pratiklerini yeniden yapılandırıyor.
Kadınların dönüşümü ve eşitsiz ev içi mücadele
Fidan’a göre KHK süreci kadınlar için ayrıca bir “kimlik keşfi” oldu. Eşleri tutuklanan ya da işten atılan kadınlar, hem çocuklarına bakmak hem de ekonomik bağımsızlık kazanmak zorunda kaldı. Bu süreçte birçok kadın, eğitim aldı, yeni meslekler edindi ve cemaatin dayattığı geleneksel kadın rolünü sorguladı. Eşlerin dışarı çıkmasıyla birlikte, aynı evde iki yabancıya dönüşen çok sayıda çiftin boşandığını ya da boşanma aşamasında olduğunu belirten Fidan, bu dönüşümün kadınlar için hem travmatik hem de özgürleştirici yönleri olduğunu vurguluyor.
Çocuklar: Sessiz ama kararlı bir kuşak
Fidan, KHK’lı ailelerin çocuklarıyla yaptığı görüşmelerde bu gençlerin olgunluk ve bilinç düzeyine hayran kaldığını ifade ediyor. Bu çocuklar, sadece ailelerinin yaşadığı dışlanmayı değil, kendi ergenlik bunalımlarını da içselleştirerek büyüyor. Fakat buna rağmen çoğu genç, gelecekte yönetime katılarak, kendilerinin yaşadığı ayrımcılığı başkalarına yaşatmamak için çalışmak istediklerini söylüyor. Fidan, bu gençlerin çoğunun “eleştirel düşünceyle donanmış, umut taşıyan bireyler” olduğunu vurguluyor.
Devletin iyileştirici rolü hâlâ mümkün mü?
Fatma Zehra Fidan’a göre, yaşanan tüm yıkıma rağmen devletin iyileştirici bir rol üstlenmesi hâlâ mümkün. Bunun ilk adımı ise hukukun yeniden işlemesi ve yasal terör tanımlarının gözden geçirilmesiyle başlayabilir. Türkiye’nin bu süreci yalnızca KHK’lıları değil, bütün bir toplumu etkileyen derin bir yara olarak görmesi gerektiğini ifade eden Fidan, devletin “kalifiye ve sorgulayıcı yurttaşlarını kaybetmeden” adaletin tesisi için adım atması gerektiğini söylüyor.













