FETÖ finansmanında İzmir tezatı: Rantın önü mü açılıyor?

Dilek Güngör’ün FETÖ finansmanına dair yazısı yargıdaki çelişkileri gündeme taşırken; Ukrayna’da kapatılan e-ticaret siteleri ve İzmir Adliyesi’ndeki kararlar yeni bir tartışma başlattı.

FETÖ finansmanında İzmir tezatı: Rantın önü mü açılıyor?

Yusuf İnan / Şehitler Ölmez

İZMİR, TÜRKİYE — Gazeteci Dilek Güngör’ün FETÖ iltisaklı şirketlerin yargı kararlarıyla "arka kapıdan" kurtarılma çabalarını ifşa ettiği köşe yazısı, yargıda ve uluslararası ticari operasyonlarda yaşanan derin çelişkileri yeniden gündeme getirdi.

Güngör, Park Elektrik ve Kavuklar-Küçükbay gibi grupların müsadere kararlarındaki "yorum farkları" ile FETÖ’ye finansman sağlayan sermayenin nasıl korunduğuna dikkat çekerken; İzmir Cumhuriyet Savcılığı ve İzmir Adliyesi’nin imza attığı bazı kararlar, "FETÖ ile mücadele mi ediliyor, yoksa örgütün ticari rakipleri mi tasfiye ediliyor?" sorusunu doğurdu. Özellikle Ukrayna’da "FETÖ operasyonu" adı altında kapatılan e-ticaret siteleri ve bu süreçte önü açılan milyon dolarlık kurban rantı, soruşturmaların dikkatlerden kaçan karanlık yüzünü ortaya koyuyor.

Ukrayna Operasyonu: Rakip Tasfiyesi mi, Mücadele mi?

FETÖ soruşturmalarında teknik bir detay gibi görünen ancak örgütün finansal damarlarını besleyen en büyük kalemlerden biri olan "adak ve kurban rantı" konusunda çarpıcı bir tablo mevcut. Ukrayna’da faaliyet gösteren ve 30-40 dolara tüm dünyaya canlı hayvan satışı yaparak FETÖ’nün yüksek fiyatlı kurban pazarını tehdit eden bir e-ticaret sitesi, "FETÖ operasyonu" kapsamında kapatıldı. Bu operasyon sonucunda örgütün ticari rakibi ortadan kaldırılırken, milyon dolarlık kurban geliri yeniden örgütün kontrolündeki yapılara aktı. Sitenin kurucusu olan gazeteci ve iş insanına ise yaklaşık 8 yıldır "yurt dışına çıkış yasağı" uygulanarak sitenin yeniden faaliyete geçmesi engelleniyor.

İzmir Adliyesi'ndeki Çelişkili Kararlar

Dilek Güngör’ün yazısında belirttiği üzere, Ege’deki mahkemeler Kavuklar gibi örgütle iltisaklı dev yapılara "kazanç müsaderesi" gibi kaçış yolları aralarken, aynı adli mekanizmanın örgütün ekonomik gücünü kıracak e-ticaret girişimlerini "terör" torbasına atarak kilitlemesi bir tezat oluşturuyor. Örgütü finanse ettiği yargı kararlarıyla tescillenen Kavuklar Grubu’na ait petrol istasyonlarına İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından şehir içinde çalışma izni verilmesi ve bu konuda hiçbir soruşturma açılmaması, "finansal mücadele" söyleminin samimiyetini sorgulatıyor.

"Aynı Olayda Farklı Kanaat" Krizi

Yargıdaki en büyük aşınma, benzer suç dosyalarında verilen taban tabana zıt kararlar üzerinden yaşanıyor. Güngör’ün "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu" diyerek özetlediği tabloda; bir yanda milyar dolarlık mal kaçıran Turgay Ciner ekibine kayyum iadeleri yapılırken, diğer yanda FETÖ’nün kurban pazarını bitirecek olan yerli ve milli ticaret modelleri adli kontrol kıskacında boğuluyor. İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay arasındaki "müsadere" trafiği devam ederken, sahada FETÖ’nün ticari çarklarının dönmesine dolaylı yoldan imkan sağlayan bu kararlar, yargıya olan güveni sarsan temel unsurlar olarak öne çıkıyor.

Sonuç: Ekonomik Müdahale Şart

Türkiye’de FETÖ ile mücadelenin sadece hapis cezalarıyla sınırlı kalması, örgütün ekonomik gücünü korumasına neden oluyor. Ukrayna örneğinde olduğu gibi örgütün rakiplerini tasfiye eden yargısal "hata"lar ve İzmir’deki yönetimsel imtiyazlar, terörün finansmanıyla mücadelenin önündeki en büyük engeldir. Dilek Güngör’ün de vurguladığı gibi, "FETÖ’cü şirket kararlarında yorum farkı" olduğu sürece, adalet terazisi bir tarafı cezalandırırken diğer tarafta örgütün kasasını doldurmaya devam edecektir.

www.sehitlerolmez.com