Gözlerim kapalı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve Bakan Gül’ü dinliyorum!

Karşımda FETÖ ve CHP var. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP İzmir İl Başkanlığı var.

Gözlerim kapalı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve Bakan Gül’ü dinliyorum!




12 Temmuz 2018 tarihinden bu güne, 22 aydır evimden, ailemden ve çoçuklarımdan uzakta, başka bir ülkedeyim. 

Çocuklarım Ukrayna’da ben Türkiye’deyim. 

Beşikte bırakmak zorunda kaldığım Ayşe bebek şimdi üç yaşına girdi. Elif yeni yürüyordu. Beni zar zor hatırlıyor. O da dört yaşını doldurdu.

Anneleri Ukrayna’da şehir dışında ıssız bağ evinde iki sabiyle ölüme terk edildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ’23. Dönem Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları Kura Töreni’ne video konferansla katıldı. 

Yeni yasama döneminde yine reform müjdesi verdi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hakim ve savcılara "Sizlerden vicdanınızı ve imzanızı asla hiçbir gücün emrine vermemenizi istiyorum.

Mahkeme salonları ve adliye binalarında yazan ‘Adalet mülkün temelidir’ sözü daima sizlerin rehberi olmalı. Vasat bir kanunla bir hakim ve savcılar adaleti temsil edebilir ama vicdanı olmayan hakim ve savcılar elinde en mükemmel kanunlar bile bir zulüm aracına dönüşebilir. İnsanların adalete güvenmediği toplumda ne huzur korunabilir ne de devlet düzeni sağlanabilir."  dedi.

Başkan Erdoğan’ın söyledikleri bunlar. 

Bizim yaşadıklarımız da bunlar:

Ak Parti, kendi kurucusunu, kendi iktidarında  FETÖ + CHP fanatiklerine ezdirdi.

İzmir ve İstanbul adliyelerinde haksız ve hukuksuz açılan dava ve soruşturmalarla  gazetemi kapatmak zorunda bıraktı.

Çünkü, İzmir ve İstanbul Adliyesi dava ve soruşturma yağdırıyor,  avukat masraflarına yetişemiyordum.

Haftanın üç günü adliyede, diğer günler gazetede mesai yapıyordum. 

Dönemin Adalet Bakan Yardımcısı Veysi Kaynak makamına davet etti. Dosyaları yanımda götürdüm.  Kendisine teslim ettim. Bir netice çıkmadı.

Sağolsun demokrasi havarisi CHP’li  kardeşler, FETÖ ile işbirliği içinde İzmir Adliyesini yol geçen hanına çevirdiler. İstedikleri gibi soruşturma açtırdılar, istedikleri gibi karar çıkarttılar.

Bir haberden iki kez dava açıldı, iki kez yargılandım.


Savcı aynı
Hakim aynı
Haber aynı
Her ikisinde de Adliye Bayraklı...
Karar iki tane…

Karşımda CHP var. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP İzmir İl Başkanı var.

Ak Parti iktidarında, Ak Parti kurucusu bir gazeteci, CHP’nin tankları altında ezdirildi, haber yazamaz hale getirildi. 

CHP’li İlçe Belediye Başkanı’na bir soru sordum:

"Sayın Başkan, sizinle tanıştıktan sonra evi, arabası, lüks yaşantısı olan bir Asiye tanıyor musunuz?"

Bu soru nedeniyle İzmir Adliyesi’nde yargılandım ve mahkum edildim. Asiye adında bir bayan çıktı geldi. CHP’li Başkan ile tanıştıktan sonra  evi, arabası, lüks yaşantısı olan Asiye benim, dedi. 

İzmir Adliyesi’nin kahraman ve adil hakimleri beni tazminata mahkum etti!

Adalet yürüşü yapan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu bunların hepsini biliyor.

Ben de rahat durmadım. Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’ın yaptırdığı villasıyla siyaset yaparken, Kılıçdaroğlu’nun yaptırdığı villasını yazdım

CHP İzmir İl Başkanı’yla ilgili kooperatif yolsuzluğu iddiasını, Karşıyaka Adliyesine verilen bir dilekçeyi  reklam tekliflerine rağmen haber yaptım.  

Dönemin CHP Genel Sekreteri Adnan Keskin ve İzmir İl Başkanı, bu haberi yazma, ne istiyorsan verelim, dedi.

Ben reklamı değil de haberi seçtim. 

Cemaat, henüz FETÖ olmamış.  Akıllı gazeteciler Cemaat üzerinden makam ve mevki sahibi oluyor, paraya para demiyorlar. Evler, yalılar, arabalar, paralar banka hesapları şişiyor.

Ben de Ekrem Dumanlı’ya kaç lira maaş alıyorsun diye soruyorum.
Bank Asya Kurucu Hisselerini çalanların peşine düşüyorum.

Ekrem Dumanlı yanına aldığı iki kardeş ile birlikte Fethullah Gülen’i koruma yasası çıkarıyor. Cumhurbaşkanı Gül’ü de ikna etmişler. Yasa teklifi  hazır. Teklif metni her ne olmuşsa benim elime ulaştı. Oturdum bir köşe yazısı yazdım.

O günlerde Yerelgundem.com sitesi de, SehitlerOlmez.com  sitesi de okunma rekorları kırıyor. Köşe yazısı yayınlanır yayınlanmaz Cumhurbaşkanı Gül’e ulaştı.

Cumhurbaşkanı Gül, Ekrem Dumanlı ve ekibi iki kardeşi  makamına kabul etmeden kovdu…

O ekip bana bir mail atarak, bunun intikamını senden alacağız, dedi. Ben de, elinizden geleni arkanıza koymayın, dedim.

Burada ilginç bir ayrıntı var. O ekipten Ekrem Dumanlı şimdi Türkiye’de değil. Ama o iki kardeş Türkiye’de ve Berat Albayrak’a kumpas kuran ekiple birlikte hareket ediyor.

Ak Parti’de bir grup, Başkan Erdoğan’a damadı üzerinden operasyon yapan ekibi koruyor.

Bu ekibin içinde Emine Hanım’ın başörtüsüyle alay eden biri daha var. O da, Berat Albayrak'a kumpas kuranlarla yatak yorgan kapmaca oynayarak yükselişini sürdürüyor.

Bu süreçte Ekrem Dumanlı ve Zaman Gazetesi doğrudan iki ceza, iki tazminat davası açtı. 

Avukatlar aman bizi bu davaya bulaştırma, dosyada bizim adımız geçmesin, biz senin kadar cesur değiliz, dediler.

CHP ve FETÖ gibi iki büyük gücü karşıma aldım.

Ak Parti gibi  adalet ve vefa yoksunu bir partiye de sırtımı dayadım.

Bedelini tüm emeklerimi kaybederek ödedim.

Bir vesileyle Ukrayna’ya gitmiştim. Türkiye’den 10 kat daha ucuzdu. Lanet olsun gazetesine de, gazeteciliğine de dedim ve evlenerek Ukrayna’ya yerleştim.

Doğrucuyuz ya,  Vatan Millet Sakarya edebiyatıyla yetişmişiz ya. 

Ahıskalılar Türkiye’ye gitmek istiyor onları haber yap, dediler. Yaptım.  

Türkiye’ye ucuz et yedireyim düşüncesiyle hayvancılağa el attım. Ahıska Çeteleri ile tanışmam işte bu süreçte oldu. Ahıska Çeteleri ihracaat için satın aldığım 450  koyunu gasp etti. 3000 dolar verirsen geri veririz demezler mi. Meğer adamlar Ukrayna’nın ağasıymış. Ukrayna’ya hangi iş adamı gelmişse, malına, parasına çökmüşler. Emekli bir bürokratı zehirleyerek öldürdükleri, evine çöktükleri, Ukrayna’daki Türk vatandaşları arasında en çok konuşulan konulardan biri.

Ahıska Çetesi deyip geçmeyin. Benim gibi küçümsemeyin.  Adamlar Odessa Başkonsolosluğu’nun  personeli gibiler. 

Ukrayna istihbaratı ile de parasal ilişki içindeler. Soydukları Türk iş adamlarından aldıkları paraları onlarla paylaşıyorlar. O nedenle de Ukrayna’da Ahıska Çeteleri dokunulmaz.

Türkiye’ye saygıları, sevgileri Türk Bayrağı’nı çöpe atacak kadar derin (!)


Bir E-Ticaret Sitesi kurdum. Adaklık hayvan satayım istedim. Türkiye’de kanser ve akıl hastalıklarının tedavisi üzerine çalışan Alternatif Tıp Uzmanı kişilerle tanıştım. 30 -40 dolara adaklık koç, koyun sattım, etini Ahıska Köylerine,  Kur’an Kursu’na ve Ukraynalı fakirlere resmi belge ile dağıttım.

Dağıtım ofisinin girişine Türk bayrağı, ofisin içine de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğraflarını çerçeveleterek astık.

Vatan, Millet Sakarya edebiyatıyla yetişince parayı pulu, çoluğu çocuğu unutuyor, dümdüz gidiyorsun.

Biz küçük bir ticaret yaparken bile Türkiye’yi, Türk Milleti’ni onurlandırmayı, ülkemizi yüceltmeyi düşünüyoruz, Ahıska Çetesi  de 25 bin dolar rüşvet istiyor.

Odessa Başkonsolosu’na söylüyorum, takmıyor. Açılışa davet ediyorum, gelmiyor. 

Ben devlet, vatan, millet diyorum, BİMER VE CİMER’E dilekçeler yazıyorum. Kimse tınmıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti sanki yok olmuş. Ne yazsam, ne desem aksi seda yok.

Bu süreçte 5 kişilik Ahıska Çetesi Odessa Başkonsolosu ile işbirliği içine girmiş ve bana silahlı saldırı düzenlediler. İşkence ettiler. Aracımı ve üzerimdeki 4 bin doları gasp ederek kaçtılar.

Bu konuyu MİT Başkanı Hakan Fidan’a iki kez mail ile bildirdim.  "Bu çeteler sizin adınızı kullanıyor. MİT adına çalışıyoruz diye reklam yapıyorlar. Böyle bir şey var mı?"  diye sordum.

Hakan Fidan’a yazdım. Çünkü kendisi eski mesai arkadaşımdı. Aramızda o kadar hatır ve hukuk vardır diye düşünmüştüm.

Çete ile ilgili Türkiye bağlantılı telefon numaralarını  kendisine ilettim.

Hiçbir şekilde geri dönüş olmadı. 

12 Temmuz 2018 sabahı çeteler tarafından kaçırılmak istendim. Sonrası tüm dünyanın malumu.

Dünya medyasında boy boy kelepçeli fotoğraflarım yer aldı. 

Türkiye, Ak Parti kurucusu bir gazeteciyi Ukrayna’dan illegal bir şekilde kaçırarak getirdi.

3 -5  gün içinde devletin tuzağa düşürüldüğü  tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.

Devlet “pardon” demedi, hala da demiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Devlet Başkanı Erdoğan’a kurulan kumpasa sessiz kalınıyor. Türkiye’nin gözbebeği MİT’i İTİBARSIZLAŞTIRANLARDAN HESAP SORULMUYOR.

Hadi devlet gurur meselesi yapıyor. Ak Parti neden bu kumpasa göz yumuyor? Neden sessiz kalıyor? Nihayetinde siyaseten oy kaybeden Ak Parti'nin kendisi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 23. Dönem Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları Kura Töreni’nde "Sizlerden vicdanınızı ve imzanızı asla hiçbir gücün emrine vermemenizi istiyorum." deyince acılarım depreşti ve bu yazıyı yazdım.

T.C. Devleti’ne, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve MİT’e itibar suikasti düzenleyenler hiçbir suçum olmadan 11 ay cezaevinde yatırdı.

Eşimin annesi, babası , kardeşleri, kendisine akıl verecek, moral verecek bir Allah’ın kulu yoktu. 

Türkiye aşığı bir kadın, Türkiye eliyle iki küçük bebekle ölüme terk edildi.

Adalet Bakanı Gül’ün kulakları çınlasın. 11 ay  eşimle telefonla görüştürülmedim.

Ukrayna’dan gönderilen evrakları kargodan teslim almayarak sisteme giriş yapmadılar. Eşimle görüşmemi engellediler.

Anayasa’nın 36. ve 38. Maddeleri:

Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinde, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. 

Devleti temsil edenler tarafından tüm dünyaya suçlu ilan edildim.  Hakkımda dünya medyasında yüzbinlerce haber yayınlandı.

11 ay sonra Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, bu dosya ile sana ceza veremeyiz, ama Cumhurbaşkanı’ndan çekiniyoruz,  az bir ceza verelim. İstinaf Mahkemesi nasıl olsa düzeltir, dedi.

Bir de yurtdışı çıkış yasağı koymaz mı?

Çocuklar Ukrayna’da, babaları Türkiye’de.

Türkiye’de evim yok. Eşyam yok. Hiç kimsem yok.

Üst mahkeme yurtdışı çıkış yasağını kaldırır diye bekledik, kaldırmadı. İstinaf  Mahkemesi  bir yıl oldu, dosyaya bakmadı.

Ukrayna’da doğal afet oldu. Evin çatısı uçtu. Çocuklar kış günü karın, yağmurun altında kaldı.

Çoluk çocuk perişan dedik, belgelerle, fotoğraflarla, videolarla İstinaf Mahkemesi’ne dilekçe yazdık. Üzerinden dört ay geçti. Hala ses yok. 

Bu arada 1. Yargı Reform Paketi çıktı. Gazeteci olarak yargılandığım dava dosyasını  ve davayı düşürdü.

Maalesef kimse dosyaya bakıp da bu dosya çoktan düşmüş, işlem yapalım, adaleti sağlayalım, demedi.

İnfaz Yasası çıktı, yine kimseden tık yok.

Bu arada tüm dünya Corona salgınıyla karşı karşıya kaldı.  Ukrayna'da da karantina günleri başladı. Otobüsler, dolmuşlar çalışmadı. Benim çocuklar şehir dışında ıssız bağ evinde açlığa, sefalete terk edildi.

(Elif, o şimdi Türkçe bilmiyor, Rusça konuşuyoruz. 4 yaşına girdi. Babasını çok az hatırlıyor.)

Bu köşeden onlarca köşe yazısı yazdım.  Ak Parti milletvekillerine, bakanlarına Twitter üzerinden ulaştırdım, kimse duymadı.

Türkiye’ye tavsiyem:

CHP’ye üye olsunlar. Sakın ola ki, sağ partilerden birine üye olmasınlar. 

CHP, kendilerinden olan tüm gazetecilerin hakkını arıyor. Hukuki destek veriyor. Sahip çıkıyor.

Yusuf İnan olarak itiraf ediyorum. Yanlış yapmışım.

Emine Hanım’ın başörtüsüyle alay etseymişim, el üstünde tutulacaktım.

Kılıçdaroğlu’nun değil de Erdoğan’ın villasını yazsaymışım, haksızlığa uğradığımda yanımda birileri olacaktı.


CHP Genel Sekreteri ve İzmir İl Başkanı, ne isyorsan söyle, dediklerinde reklamı seçseymişim, şimdi İzmir’in en gözde mekanlarında evlerim, yazlıklarım, çiftliklerim olacaktı. Kimseye minnet etmeden keyif çatacaktım.

Altımda son model araba. Banka hesaplarımda CHP’li Belediye Başkanları’nın hacizleri yerine, milyon dolarlar olacaktı.

Eşim ve çocuklarım ıssız bağ evlerinde çile çekmeyecekti.

Yanlış yapmışım.

Türkiye’ye adalet getirelim diye kurduğumuz, tüm dünyayı karşımıza aldığımız Ak Parti’nin iktidarında soykırıma uğradık.

Aziz Nesin hikayeleri misal,  şimdi derdimizi kimseye anlatamıyoruz.

Bizi mağdur eden, adaleti sağlamayan kendi kurduğumuz parti.

Derdimizi kime anlatalım?

CHP'ye mi gidelim?  Kılıçdaroğlu'ndan mı yardım  isteyelim?

BURASI NEDİM ŞENER'LİK...

Ukrayna'da kurduğum E-Ticaret sitesi ile dünya  adak pazarındaki  FETÖ hakimiyetini  kırmıştım.  FETÖ kurumları 150 -200 EURO fiyatlarla adak ve kurban parası toplarken, 30 -40 dolara adak kesiyorduk.

Bilmeden FETÖ'nün adak ve kurban pazarına ÇOMAK SOKMUŞTUK.

Yusuf İnan'ı, hiçbir suç olmadan yıkanlar veya yıktıranlar, FETÖ'nün adak ve kurban pazarının önündeki engeli kaldırmış oldular.

Hukuksuz bir şekilde konulan yurtdışı çıkış yasağı ile de, FETÖ'nün ADAK VE KURBAN   PAZARINI KURTARDILAR.

YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ

www.sehitlerolmez.com

Twitter@Yusufinan2023

İnstagramyusufinan2023