İki Yolun Hikâyesi: Iğdırlı Kürt Onbaşı Hasan ve Abdullah Öcalan Arasındaki Uçurum

Iğdırlı Kürt Onbaşı Hasan ile Abdullah Öcalan karşılaştırması: medeniyet nöbeti ve sivil koruma ile şiddet ve yıkım siyaseti arasındaki derin ayrımın analizi.

İki Yolun Hikâyesi: Iğdırlı Kürt Onbaşı Hasan ve Abdullah Öcalan Arasındaki Uçurum

YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ  / ANKARA, TÜRKİYE

İki Yolun Hikâyesi: Iğdırlı Kürt Onbaşı Hasan ve Abdullah Öcalan Arasındaki Uçurum

Arka Plan: Aynı coğrafya, zıt istikametler

Bir yanda, anlatılara göre Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasına rağmen Kudüs’te Mescid-i Aksa nöbetini 55 yıl sürdüren, memleketi Iğdır’a, ailesine ve nişanlısına dönmeyen Iğdırlı Kürt Onbaşı Hasan. Diğer yanda ise “Kürt haklarını savunma” sloganıyla yola çıkıp bebekler, kadınlar ve siviller dâhil sayısız can kaybına yol açan, öğretmen ve doktor gibi sivil kamu görevlilerinin hedef alındığı saldırıların sorumluluğunu taşıyan bir örgütün lideri Abdullah Öcalan. Aynı kimliğin içinden çıkan bu iki figür, insanlığa ve medeniyete hizmet ile şiddet ve yıkım arasındaki derin ayrımı sembolize ediyor.

Onbaşı Hasan: Sadakat, fedakârlık ve sivil koruma

Onbaşı Hasan anlatısı, bir askeri rütbeden öte ahlâkî bir mertebeye işaret ediyor. 55 yıl süren nöbet, vazifeye bağlılık, kutsal mekânı sivil bir şemsiye gibi koruma ve nefsânî arzulardan feragat anlamlarını taşıyor. Bu çerçevede Onbaşı Kürt Hasan, yalnızca bir bireyin değil, Kürt kimliğinin barışçıl, emanetçi ve onarıcı damarının temsili hâline geliyor. Nöbet, sembolik olarak “bir taş daha eksilmesin” kaygısıyla yürütülen, insanı ve mekânı yaşatma iradesi. Bu tavır, kültürel mirasın ve ortak kutsalların çatışmadan arındırılmış bir güvenlik anlayışıyla korunabileceğini gösteriyor.

Abdullah Öcalan ve örgütsel şiddet: “Hak” söylemiyle meşrulaştırılamayan yıkım

Abdullah Öcalan, Türkiye’de terör örgütü olarak tanımlanan yapının kurucu ve yönlendirici figürü. Örgütün tarihinde sivil katliamlar, sağlık çalışanları ve öğretmenleri hedef alan eylemler, bölge toplumunun eğitim ve sağlık gibi en temel hizmetlerden mahrum bırakılması sonucu doğurdu. Şiddet, “hak arama”yı araçsallaştırarak hem devlet-toplum ilişkisini hem de Kürt toplumunun kendi iç barışını tahrip etti. Bir halkın hak talebini sivil alan genişlemesi, demokratik temsil ve hukukî reformlar yerine silahla ikâme etmek; korku, göç, ekonomik çöküş ve kuşaklar arası travma üretti.

Kürt kimliği: Temsil mücadelesi mi, rehin alınmış irade mi?

Onbaşı Hasan’ın yolu, Kürt kimliğinidevlete sadakat ve kamusal emaneti koruma” değerleriyle barışın içinden görünür kılar. Hasan’ın nöbeti, “Kürt olmak – sadakat göstermek” ikilemini reddeder; kimlik ile ortak vatanın çatışmadan birlikte taşınabileceğini gösterir. Öcalan’ın çizgisi ise Kürt kimliğini şiddete mahkûm eden bir okuma üreterek, genel Kürt nüfusu üzerinde korku ve baskı doğurdu; temsil iddiası, sahada “iradeyi rehin alma” görüntüsüne dönüştü. Neticede bedeli en yüksek ödeyen kitle, bölge halkının bizzat kendisi oldu.

İnsanî bilanço: Eğitim ve sağlık hedef alındığında toplum çöker

Öğretmenin öldürüldüğü her köyde okul kapanır, ufuk daralır; doktorun vurulduğu her ilçede çocuk ölümleri ve salgın riskleri artar. Bu eylemler, yalnızca bireysel canlara değil, toplumsal kalkınmanın omurgasına yöneliktir. Beyin göçü, yatırım kaçışı ve güvenlik bariyerleri, bölgeyi yıllarca ekonomik ve sosyal dezavantaja mahkûm eder. Onbaşı  Hasan’ın bırakmadığı nöbet ise bunun tam tersine, “yaşatma” ve “bekâ” eksenli bir kamusal hizmet tasavvurunu güçlendirir.

*

Fotoğraf: Ankara, İstanbul, İzmir ve Balıkesir’den Güneydoğu Anadolu’daki çocuklara eğitim götürmek için giden ve PKK tarafından şehit edilen öğretmenler.

Ahlâkî terazinin iki kefesi: Pişmanlık ve yüzleşme çağrısı

Bir yanda, özür ve yüzleşmeye gerek duymayacak şekilde sivilin can ve onurunu koruyan bir hayat çizgisi; diğer yanda, sivil hedefleri meşru gören bir şiddet sicili. Demokrasi ve hukuk, hak taleplerini şiddetin değil sözün, seçim sandığının, müzakerenin konusu kılar. Bu nedenle geniş bir kesim, Öcalan’a dair tartışmalarda “önce pişmanlık ve açık özür” çağrısını asgarî meşruiyet zemini sayıyor. Tevbe kapısı vurgusu da burada, insanlığa ve kendi halkına karşı işlenen suçlarla yüzleşme gereğini hatırlatıyor.

Sonuç: Medeniyet nöbeti ile yıkım siyaseti arasındaki mesafe

Iğdırlı Kürt Onbaşı Hasan, medeniyet nöbetinin, emaneti korumanın ve barışçıl hizmetin sembolüdür. Abdullah Öcalan ise hak söylemiyle dahi meşrulaştırılamayan bir sivil yıkım pratiğinin merkezindeki isimdir. Tarih önünde uçurum, retorikten değil sonuçlardan okunur: Yaşatmak mı, yok etmek mi? Toplumsal barışın gerçek adresi, şiddetin tüm biçimlerine mesafe koyan, hak ve özgürlükleri hukuk ve demokrasiyle büyüten bir çizgidir.

Iğdırlı Onbaşı Hasan'ın Hayat Hikayesi

Gazeteci İlhan Bardakçı, 21 Mayıs 1972 Cuma günü, Kudüs'te Mescid-i Aksa'yı ziyaret ettiği sırada yaşadığı olayı şöyle anlatıyor:

"Gazeteci arkadaşım Said Terzioğlu ile İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımıyla bu mübarek mekânı geziyorduk. Kudüs Kapalı Çarşısı'ndan geçip Mescid-i Aksa'nın girişine ulaştık. Burası, Miraç mucizesinin soluklanıldığı ilk kıblemizdi. Hemen oradaki ilk avlu, hala bizim adımızla, '12 bin şamdanlı avlu' olarak anılıyor. Bu isim, Yavuz Sultan Selim'in 1517'de Kudüs'ü fethettikten sonra, yatsı namazını 12 bin şamdan eşliğinde burada kılmasıyla kalmıştır.

Sekiz on basamaklı geniş merdiveni çıktığımızda, o kutsal mescidin bulunduğu ikinci avluya ulaştık. Onu, tam da o merdivenin başında gördüm. Neredeyse iki metre boyunda, iskeletleşmiş vücudu üzerinde garip bir giysi vardı. Paltomu, kaput mu, pardösü mü anlayamadım. Başına kalpak, takke ya da fes değil, öyle bir şey takmıştı. Dimdik duruyordu. Yüzüne bakınca ürktüm. Yeni hasadı kaldırılmış kıraç bir toprak gibiydi. Yüz binlerce çizgi, kırışıklık ve kavruk bir deri kalıntısı. Yanımda eski İstanbullu bir vatandaşımız olan İsrail Dışişleri Daire Başkanı Yusuf vardı.

'Kim bu adam?' diye sordum. Omuz silkti: 'Bilmem,' diye cevap verdi, 'Bir meczup işte. Yıllardır burada dururmuş. Kimseye bir şey sormaz, kimseye bakmaz, kimseyi görmez.'

İçimden bir his beni ona çekti. Yanına yaklaştım ve Türkçe 'Selamünaleyküm baba' dedim. Göz kapaklarını araladığında, yüzü gerildi ve bana bizim o güzelim Anadolu Türkçemizle cevap verdi: 'Aleykümüsselam oğul...' Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm, öptüm.

'Kimsin sen baba?' diye sordum. Anlattı...

Devletimiz çökerken, Kudüs'ü 401 yıl, 3 ay ve 6 günlük bir hakimiyetin ardından 9 Aralık 1917 Pazar günü terk etmiştik. İngilizler şehre girinceye kadar yağmalanmaması için oraya bir artçı bölük bırakılmıştı. İşte o gün buraya bırakılan artçı bölüğünden olduğunu söyledi.

Sonra, elindeki silahın namlusuna mermi sürer gibi kararlı bir şekilde ekledi: 'Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan'ım.'

Adeta bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi bir sancak gibiydi. Ellerine bir kez daha uzandım. Gururla mırıldandı:

'Sana bir emanetim var oğul. Yıllardır saklarım. Emaneti yerine teslim eder misin?'

'Elbette' dedim. 'Buyur hele.'

'Memlekete döndüğünde yolun Tokat Sancağı'na düşerse, git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası Musa Efendi'yi bul. Benim için ellerinden öp. Ona de ki: 11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım, dersin.'

Öleyazdım. Sonra yine dikeldi, taş kesildi. Kapalı gözleri ardında, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibi ufukları süzüyordu. Tam 55 yıl boyunca, unutulmuşluğumuza rağmen devletine hiç küsmemişti.

Türkiye'ye döndüğümde verdiğim sözü yerine getirmek için Tokat'a gittim. Askeri kayıtlardan Kolağası Musa Efendi'nin izini buldum. Ancak yıllar önce vefat etmişti. Sözümü yerine getirememiştim. Yıllar birbirini kovaladı. 1982'de bir gün ajansa geldiğimde, rehberden gelen bir telgrafım olduğunu söylediler. Telgrafta tek bir cümle yazıyordu: 'Mescid-i Aksa'yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü.'"

Ruhu şad olsun...


YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : gundem@sehitlerolmez.com

Web: www.sehitlerolmez.com