Mescid-i Aksa’nın Son Nöbetçisi: Iğdırlı Onbaşı Hasan Kürt mü, Türk mü?

Mescid-i Aksa’nın son nöbetçisi Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın 55 yıllık nöbeti üzerinden “Terörsüz Türkiye” tartışmasına vicdan ve sorumluluk eksenli bir bakış sunan köşe yazısı; kimlik tartışmasını aşarak ortak hafıza ve emanet bilincini vurguluyor.

Mescid-i Aksa’nın Son Nöbetçisi: Iğdırlı Onbaşı Hasan Kürt mü, Türk mü?

YUSUF İNAN YAZDI...

Iğdırlı Onbaşı Hasan Kürt mü, Türk mü?

TBMM’de “Terörsüz Türkiye” başlığıyla yürütülen toplantılar 12’nci oturumunu geride bıraktı; fakat ortada kayda değer bir mesafe yok. Oysa belki de bu toplantılara hiç gerek kalmadan, toplumsal hafızayı yerine oturtacak bir hikâyeyi anlatmak daha etkili olurdu.

Unutulmuş Osmanlı Askerinin hatırlattıkları

Osmanlı İmparatorluğu, Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük hâkimiyetin ardından 9 Aralık 1917’de terk etti. Aradan yarım yüzyıldan fazla zaman geçtikten sonra, gazeteci Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı bir yazıyla Türkiye, Mescid-i Aksa kapısında hâlâ nöbet bekleyen Iğdırlı Onbaşı Hasan’dan haberdar oldu. Bardakçı’nın 21 Mayıs 1972’deki ziyaretinde karşısına çıkan bu ihtiyar nefer, tam 54 yıl 5 ay 12 gündür “vazife yerini” bırakmamıştı.

Bir komisyonun konusu olmalıydı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 12 toplantı yapmak yerine, keşke Onbaşı Hasan’ın hikâyesini anlatmayı tercih etseydi. TBMM’de kurulan komisyon, Onbaşı Hasan’ın ailesini bulup dinlese, belki de toplumu birleştirecek ortak bir vicdan hikâyesiyle karşılaşacaktı. 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı olan bu neferin hatırası, Meclis’in duvarlarında yer bulmayı hak etmiyor mu?

“Terörsüz Türkiye”nin gerçek karşılığı

Bebekleri, çocukları, kadınları; doktor ve öğretmenleri hedef almış bir terör örgütünün elebaşısına söylenecek en güçlü söz, Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın suskun nöbetidir. Onbaşı Hasan, 55 yıl boyunca Mescid-i Aksa’da kaldı; nöbetini terk etmedi; devletine küsmek şöyle dursun, “tekmil tamam” diyebilecek bir sadakati korudu. Kendi halkına ve başka milletlere silah doğrultmadı; masumların canına kastetmedi; Iğdır’da bekleyen nişanlısına, ailesine selam göndermedi,  komutanı Kolağası Musa Efendi'ye tekmil verdi.

Kimlik tartışması mı, ortak vicdan mı?

Iğdırlı Onbaşı Hasan muhtemelen Kürt’tü. Terör sorununa, Kürt sorunu diyenler Onbaşı Hasan'ın hikayesini iyi okusunlar.

Onbaşı Hasan’ın nöbeti, kimliğin üstünde bir anlam taşıyor: Bir şehri, bir mabedi ve bir emaneti koruma iradesi. İşte bu yüzden TBMM’de, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin girişinde, İstanbul–Ankara–İzmir meydanlarında onun adına birer anıtı hak ediyor.

Türkiye, Onbaşı Hasan’ın hikâyesini dünyaya anlatmalı. 

Nöbetin dili: Sorumluluk ve vakar

“Bu nasıl bir ruh?” diye soruyoruz.

Cevabı basit: Sorumluluk. Hasan; emir aldığı Kolağası Musa Efendi’ye, “görevimin başındayım” mesajını 55 yıl boyunca yaşayan bir tezkere gibi taşıdı. Bir milletin namusunu, şerefini, haysiyetini korumanın adı oldu.

Bugüne düşen pay

PKK, Öcalan, DEM Parti çevreleri ne anlatırsa anlatsın; Onbaşı Hasan’ın nöbeti, eylemin ve etiğin en yalın dille yazılmış satırlarıdır. Eğer “Terörsüz Türkiye” diye bir ülkümüz olacaksa, onu teorik toplantılarla değil; Onbaşı Hasan’ın mücadelesini ders kitaplarına koyarak, okullarda anlatarak, gençlerin zihinlerine kazıyarak inşa edebiliriz.

Son söz

Herkes kendini sorgulamalı. Kaybettiğimiz o ruhu geri kazanmak için çaba göstermeliyiz. O zaman ne yapay gündemlere ihtiyacımız kalır ne de “Terörsüz Türkiye” gibi içi boş sloganlara…

Çünkü bir milletin gerçek gücü, Mescid-i Aksa'daki o kutlu nöbette saklıdır: Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın nöbetinde.

YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : gundem@sehitlerolmez.com

Web: www.sehitlerolmez.com