İlklere imza atarak ABD siyasetini sarstı: Zohran Mamdani kimdir?
New York’un seçilmiş yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, Müslüman, Afrika doğumlu ve Güney Asya kökenli ilk isim olarak kente tarih yazdırırken, ücretsiz hizmetler ve zenginlerden vergi artışı içeren ilerici bir programla dikkat çekti.
ŞEHİTLER ÖLMEZ / NEW YORK, ABD — 06 KASIM 2025
New York’ta yapılan seçimleri kazanarak kentin yeni belediye başkanı olan 34 yaşındaki Zohran Mamdani, hem yaşı hem de kökeniyle kentin siyasi tarihinde yeni bir sayfa açtı. Mamdani, şehrin ilk Müslüman, Afrika doğumlu ve Güney Asya kökenli belediye başkanı olurken, mevcut parti ağlarına bağlı olmayan kampanya tarzıyla da “düzen dışı” bir güvenirlilik yarattı.
Mamdani’nin yükselişi, Haziran ayındaki Demokrat Parti ön seçimlerinde eski New York Valisi Andrew Cuomo’yu yenmesiyle ulusal gündeme taşınmıştı. Genel seçimlerde de hem bağımsız aday olarak yarışan Cuomo’yu hem de Cumhuriyetçi aday Curtis Sliwa’yı geride bırakarak zaferini tamamladı.
İlerici, kamucu ve kent odaklı bir program
Mamdani’nin kampanyası, New Yorkluların doğrudan hissettiği yüksek yaşam maliyetine odaklandı. Ücretsiz çocuk bakımı, ücretsiz otobüs ulaşımı, kira kontrolündeki dairelere zam dondurma, yeni ve uygun fiyatlı konut projeleri gibi vaatler, belediyenin hizmet kapasitesini artırmayı hedefliyor. Bu projelerin önemli bölümünün zenginlere yönelik vergi artışıyla finanse edilmesi planlanıyor.
Yüksek gıda fiyatlarına karşı belediye tarafından işletilecek marketlerin pilot uygulanması da programda yer aldı. Böylece temel gıdaya erişimin kent yönetimi eliyle ucuzlatılması amaçlanıyor.
Kimliğini saklamayan bir Müslüman siyasetçi
Seçim sürecinin son haftalarında artan İslam karşıtı söylemler karşısında Mamdani, dini kimliğini daha görünür biçimde savundu. Bir cami önünde yaptığı konuşmada, New York’taki Müslüman topluluğun uzun süredir maruz kaldığı dışlayıcı tavırlara dikkat çekti ve “kendini gölgelerde aramayan” bir belediye başkanı olacağını söyledi.
Mamdani’nin bu tavrı, göçmen ve Müslüman seçmenler için temsil duygusunu güçlendirirken, kent yönetiminde daha kapsayıcı bir dil kullanacağı mesajını verdi.
Uganda’dan New York’a uzanan yol
Uganda’nın Kampala kentinde Hindistan kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Mamdani, küçük yaşta ailesiyle Güney Afrika’nın Cape Town kentine, ardından 7 yaşında New York’a taşındı. Annesi “Monsoon Wedding” ve “The Namesake” gibi filmlerle tanınan yönetmen Mira Nair, babası ise akademisyen Mahmood Mamdani.
New York’taki eğitim yıllarında hem göçmen kimliğini hem de kentteki eşitsizlikleri daha yakından deneyimleyen Mamdani, üniversiteden sonra Queens’te ev tahliyelerini önlemeye çalışan bir danışman olarak çalıştı; bu deneyim, barınma ve ulaşım gibi gündelik sorunları siyasetin merkezine almasına yol açtı.
Rap yapan, sosyal medya kullanan aday
Mamdani’nin kampanyası klasik siyaset kampanyalarından ayrıldı. Bollywood göndermeleri, kiraların dondurulmasını anlatmak için denize giren videolar, “halal-flasyon” esprileri ve farklı dillerde TikTok içerikleriyle genç ve çok dilli bir seçmen grubuna ulaştı. Televizyon reklamlarını popüler programların arasına yerleştirerek kentin farklı mahallelerindeki seçmenlere de seslendi.
Sosyal medya diliyle mahalle siyaseti birleştirildi ve 90 bini aşkın gönüllünün sahada yer aldığı bir örgütlenme kuruldu. Şirket bağışlarına bağlı olmayan bu yapının “temiz” bir aday imajı oluşturduğu yorumları yapıldı.
Filistin tutumu ve geri adımlar
Mamdani, uzun süredir Filistin haklarını savunan bir çizgide duruyor ve bu seçim kampanyasında da İsrail’e yönelik eleştirilerini tamamen geri çekmedi. Ancak geçmişteki daha sert paylaşımlarını yumuşattı, polis fonlarının kesilmesine yönelik eski çağrısını sildi ve farklı dini topluluklarla temas kurdu. Yahudi toplumu temsilcileriyle görüşmesi ve antisemitizme karşı duracağı mesajı vermesi, belediye başkanlığı döneminde uzlaşmacı bir ton kullanacağının işareti olarak yorumlandı.
ABD solu için ne ifade ediyor?
Mamdani’nin başarısı, son yıllarda kent ve eyalet düzeyinde görülen ilerici aday dalgasının yeni bir aşaması olarak görülüyor. Ücretsiz ve kamusal hizmetleri merkeze alan, zenginlere vergi artışıyla finanse edilen ve göçmen–işçi sınıfı ittifakına dayanan bir modelin, yalnızca parti içi ön seçimlerde değil büyükşehir düzeyindeki genel seçimlerde de kazanabileceğini göstermesi bakımından dikkat çekiyor.
Bu nedenle New York’taki sonuç, yalnızca bir belediye başkanlığı değişimi olarak değil, ilerici siyasetin ülke genelinde meşruiyet kazandığı bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.













