İyilik ve kötülük bir araya gelmez. İyi insanın başına kötü şeyler gelmez.

İbrahim Kalın, teodise meselesini ele aldığı programda kötülüğün ontolojik bir zorunluluk olduğunu ve her imtihanın bir imkan barındırdığını vurguladı.

İyilik ve kötülük bir araya gelmez. İyi insanın başına kötü şeyler gelmez.

ŞEHİTLER ÖLMEZ / İSTANBUL, TÜRKİYE

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve yazar İbrahim Kalın, "Kendi Gökkubbemiz" programında kadim bir felsefi problem olan teodise meselesini değerlendirerek, dünyadaki kötülüğün varlığın noksanlığından kaynaklanan ontolojik bir zorunluluk olduğunu ve insanın asli görevinin bu kötülükle mücadele etmek olduğunu ifade etti.

Kötülüğün insanın iç dünyasını karartmasına izin verilmemesi gerektiğini belirten Kalın, iyi insanın ruh dünyasında iyiliği korumayı hedeflemesi durumunda dış dünyadaki kötülüklerin o kişiyi "kötüleştiremeyeceğini" vurguladı. Kalın, "Her imtihan bir imkandır, her imkan bir imtihandır" diyerek karşılaşılan her güçlüğün bir gelişim fırsatı sunduğuna dikkat çekti.

Teodise: Kötülük problemi ve ilahi rahmet

Dünyada neden kötülük olduğu sorusunun felsefe tarihinde "teodise" olarak adlandırıldığını hatırlatan İbrahim Kalın, bu sorunun özellikle modern dönemde din karşıtı hareketlerin çıkış noktası haline geldiğini belirtti. Kalın, Cenab-ı Hak dışındaki her varlığın yaratılmış olmasından dolayı "nakıs" (eksik) olduğunu, mutlak iyiliğin ise sadece Allah'a ait olduğunu ifade etti. Bu perspektife göre kötülük, varlığın eksikliğinden doğan kaçınılmaz bir durumdur ancak bu durum kötülüğü meşrulaştırmaz; aksine insanı onunla mücadele etmeye davet eder.

İmtihanın imkana dönüşme süreci

Kalın, insanın karşılaştığı her musibetin aslında bir sınama olduğunu ve bu sınavın doğru yönetilmesi halinde kişiyi daha güçlü kıldığını söyledi. Sabır, sebat, irade ve aklın bu süreçte güçlendiğini belirten Kalın, "Sizi öldürmeyen her darbe sizi daha güçlü kılar. İmtihanı geçebilirseniz o musibet sizin için bir imkana dönüşür" dedi. Ayrıca, Allah'ın verdiği akıl, gönül ve yetenek gibi tüm nimetlerin (imkanların) de aslında birer imtihan olduğunu hatırlattı.

Kemalat teferruatta saklıdır: Detayların önemi

Hayatın inceliklerinin çoğu zaman "teferruat" denilerek göz ardı edildiğini ancak gerçek kemalatın (olgunluğun) bu detaylarda saklı olduğunu belirten Kalın, Mustafa Kutlu'nun bir yazısına atıf yaptı. "Kuş ağaca kondu" demekle "Bülbül ahlat ağacına kondu" demek arasındaki farkın, varlığa duyulan rikkat ve dikkatle ilgili olduğunu vurguladı. Kalın, Mimar Sinan’ın eserlerindeki makro ihtişamın mikro parçalardaki kusursuz ahenkten kaynaklandığını ifade ederek, insanın kendi hayat alanındaki küçük detayları estetik bir düzeye taşımasının önemine değindi.

Devlet yönetiminde denge ve rikkat

Devlet yönetiminde büyük meselelerle ilgilenirken küçük görünen detayların ve vatandaşın ferdi ihtiyaçlarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Kalın, Osmanlı dönemindeki bir uygulamayı örnek gösterdi. Hastanelere yakın camilerde, hastaların "sabahın olduğunu" anlaması ve moral bulması için sabah ezanının vaktin girdiği ilk anda okunduğunu hatırlatan Kalın, "Gökteki yıldızlara bakarken önündeki çukuru görmeyip oraya düşen Mecnun'a dönmemek lazım. Büyük meseleler ile teferruatın dengesi devlet yönetiminde esastır" dedi.

www.sehitlerolmez.com