KKTC'de Sessiz Plan: İsrail ve Siyonist Sermayenin Kıbrıs Hamlesi
KKTC Bakanlar Kurulu’nun 117 yabancıya daha toprak satış izni vermesi, İsrail ve Yahudi sermayesinin Kuzey Kıbrıs’ta stratejik bir hâkimiyet kurma çabası olarak değerlendiriliyor. Filistin’deki süreci anımsatan gelişmeler, “örtülü işgal” endişesini artırıyor.
KKTC'de Sessiz Plan: İsrail ve Siyonist Sermayenin Kıbrıs Hamlesi
ŞEHİTLER ÖLMEZ / TÜRKİYE
KKTC'de 117 Yabancıya Toprak Satışı Tepki Çekti
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) son haftalarda art arda alınan taşınmaz satış kararları, Türkiye kamuoyunda endişe yarattı. KKTC Bakanlar Kurulu’nun 117 yabancıya daha taşınmaz alım izni vermesi, “örtülü işgal” iddialarını gündeme taşıdı. Milli Gazete'nin manşetinde yer alan habere göre, bu izni alan kişilerin büyük kısmı İsrail bağlantılı zengin Yahudilerden oluşuyor.
İddialara göre bu kişiler, Kuzey Kıbrıs’ta gayrimenkul yatırımı kisvesi altında, stratejik konumda bulunan bölgelerde kontrol sağlama amacı taşıyor. Sürecin benzeri, 19. yüzyılın sonunda Filistin’de başlamış ve sonuçları tüm dünyayı etkileyen bir işgale dönüşmüştü.
KKTC Ekonomisi Üzerinden Demografik Hâkimiyet Planı mı?
Kuzey Kıbrıs, sadece 3.355 kilometrekarelik sınırlı bir alana sahip. Bu küçücük ada, tarihsel, kültürel ve askeri açıdan Türkiye için hayati stratejik önem taşıyor. Ancak bu sınırlı toprak parçası, son yıllarda sistematik olarak yabancı yatırımcılara açılıyor. Yabancıların özellikle yüksek meblağlar ödeyerek gerçekleştirdiği alımlar, yerli halkın ekonomik gücü karşısında rekabeti imkânsız hale getiriyor.
Milli Gazete'nin analizine göre bu sürecin arkasındaki temel aktörler, İsrail vatandaşlığına sahip iş insanları ya da Yahudi sermayesiyle bağlantılı kuruluşlar. Bu durum, KKTC üzerinde yeni bir tür demografik hâkimiyet kurulmaya çalışıldığı yönündeki kaygıları artırıyor.
KKTC’de Faaliyet Gösteren Şirketler Yahudi Sermayesine mi Ait?
KKTC’de üç büyük inşaat firmasının, KKTC vatandaşlığına geçmiş Yahudi asıllı kişilere ait olduğu belirtiliyor. Bu şirketlerin kayıtlı olarak KKTC menşeli görünmesine rağmen, perde arkasında İsrail bağlantılı kişilere hizmet ettiği ileri sürülüyor.
Bu firmaların ada genelinde binlerce dönüm arazi satın aldığı, hatta marinadan rezidansa kadar birçok yüksek profilli projede faaliyet yürüttüğü kaydediliyor. En dikkat çeken örneklerden biri, Karpaz Gate Marina’nın yapımını üstlenen İngiliz vatandaşı David Levis. Levis’in Dünya Siyonist Kongresi ile İsrail’e verdiği hizmetlerden ötürü ödüller aldığı ortaya çıktı.
Kıbrıs’ta Yeni Bir Filistin Senaryosu mu?
Yahudi göçmenlerin 1880’lerde başladığı toprak alımları, Filistin’de İsrail devletinin kurulmasına giden yolu açmıştı. Osmanlı’nın son döneminden başlayarak İngiliz Mandası yıllarında artan toprak satın alımlarıyla Yahudiler, 1947’ye kadar Filistin topraklarının yaklaşık yüzde yedisine sahip oldu. Ancak bu alımlar, beraberinde sosyal çatışmalar, kitlesel yer değiştirmeler ve uzun süreli bir işgali de getirdi.
Bugün KKTC’de yaşanan süreç, tarihsel benzerlikleri nedeniyle dikkat çekiyor. Toprak satışlarının yasal çerçevede yapılması, süreci görünüşte masum kılsa da, arka plandaki alıcı profili ve ekonomik yoğunluk, durumun bir yatırım değil, stratejik yayılma olduğunu düşündürüyor.
*
Türkiye’nin Stratejik Güvenliği Tehlikede mi?
Kıbrıs, Türkiye için sadece bir ada değil, Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliğinin ve deniz aşırı askeri varlığının bel kemiği konumunda. Kıbrıs’ta yaşanacak herhangi bir egemenlik sorunu, Türkiye’nin Akdeniz'deki etkinliğini doğrudan etkileyebilir. KKTC'nin kontrolsüz şekilde yabancı mülkiyetine açılması, bu güvenliği zayıflatabilir.
KKTC vatandaşlarının ekonomik olarak rekabet edemeyeceği fiyatlarla gerçekleştirilen satışlar, ada halkı içinde de demografik ve kültürel çatışmalara yol açabilir. Bu durum, tıpkı Filistin’de olduğu gibi sosyopolitik yapıyı zamanla yabancı yatırımcıların lehine dönüştürebilir.
Sadece Güney Değil, Kuzey Kıbrıs da Etki Altında
İsrail’in Rumlarla yaptığı askeri anlaşmalar neticesinde Güney Kıbrıs’ta aktif bir askeri varlık kurduğu biliniyor. Ancak bu sefer kuzeyde daha sessiz, ancak daha sistematik bir şekilde ilerliyor. Filistin örneği göz önünde bulundurulduğunda, bugün atılan ekonomik adımların, yarının siyasi taleplerine zemin hazırlama potansiyeli taşıdığı görülüyor.
KKTC’de toprak satışlarıyla ilgili kararların yeniden gözden geçirilmesi gerektiği açık. Aksi takdirde, gelecekte Türkiye’nin ulusal güvenliğini doğrudan etkileyecek sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir.













