KTMM Başkanı Çubarov’dan BM’ye çağrı: İşgal bitmeden çözüm yok
KTMM Başkanı Refat Çubarov, BM Yerli Halklar Daimi Forumu'nda Rusya'nın Kırım'daki soykırım politikalarını ve yarattığı insani krizi dünyaya duyurdu.
Yusuf İnan | Wise News Press
NEW YORK, ABD — Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Birleşmiş Milletler (BM) Yerli Halklar Daimi Forumu’nun 25. oturumunda uluslararası topluma seslenerek, Rusya’nın Kırım’daki 12 yıllık yasa dışı işgalinin Kırım Tatar halkı üzerinde yarattığı yıkıcı fiziki ve psikolojik etkileri tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
"Çatışma Bağlamında Yerli Halkların Sağlığının Korunması" ana temasıyla New York'ta düzenlenen forumun ikinci gününde söz alan Çubarov, Kırım'ın hızla askerîleştirilmesi, zorunlu göç politikaları ve sistematik asimilasyon çabalarının bölgedeki insani krizi geri dönülemez bir noktaya taşıdığını vurguladı. KTMM Başkanı, işgalin fiilen sona ermediği ve Ukrayna'nın egemenliğinin yeniden tesis edilmediği hiçbir senaryoda, Kırım Tatarları için kalıcı bir barıştan veya sağlık güvencesinden söz edilemeyeceğinin altını net bir şekilde çizdi.
Ukrayna Hükûmetinden Tarihî Temsil Kararı
Çubarov, uluslararası topluma hitabına Ukrayna hükûmeti tarafından atılan son derece kritik bir hukuki adımı müjdeleyerek başladı. 3 Nisan 2026 tarihinde alınan yeni bir kararla, Kırım Tatar Millî Meclisi’nin "Kırım Tatar halkının tek ve meşru temsil organı" statüsünün resmî olarak pekiştirildiğini duyuran Çubarov, bu kararın yerli halkın hak arayışı mücadelesinde devrim niteliğinde bir dönüm noktası olduğunu aktardı. Ukrayna'nın aldığı bu karar, hem uluslararası arenada Kırım Tatarlarının diplomatik meşruiyetini artırıyor hem de Rusya'nın bölgede yaratmaya çalıştığı sahte temsilcilik ve kukla örgütler kurma stratejisine ağır bir darbe indiriyor. Çubarov'a göre bu adım, Kırım'ın geleceğinin inşasında yerli halkın söz hakkının güvence altına alınması adına atılmış en somut yasal çerçevelerden birini oluşturuyor.
İmparatorluktan Bugüne Uzanan Sistematik Soykırım Politikası
Rusya’nın Kırım’daki varlığını yalnızca askerî bir işgal değil, aynı zamanda kökleri derine inen soykırımcı bir devlet politikası olarak tanımlayan Çubarov, işgalcilerin nihai amacının Kırım Tatarlarını kendi öz yurtlarından tamamen silmek olduğunu belirtti. Tarihsel bir perspektif sunan Çubarov, mevcut durumun Çarlık Rusyası ve sonrasında Sovyetler Birliği (SSCB) döneminde uygulanan sürgün ve yok etme politikalarının modern bir devamı niteliğinde olduğunu ifade etti.
"Rusya; Rus İmparatorluğu ve ardından SSCB tarafından yürütülen Kırım Tatarlarını yok etme politikasını bugün de sürdürüyor. Sürekli baskılar, zulümler ve yeni sürgün tehditleri halkımızda kitlesel bir psikolojik travmaya yol açıyor."
Bu sözlerle uluslararası kamuoyunu uyaran KTMM Başkanı, nesilden nesile aktarılan travmaların, halkın genel mental sağlığı üzerinde kalıcı hasarlar bıraktığını ve toplumsal bir güvensizlik hissi yarattığını kaydetti.
Militarizasyon Kıskacında Ekolojik ve Fiziksel Yıkım
Kırım'ın 2014 yılından bu yana Rusya tarafından devasa bir askerî üsse dönüştürülmesinin (militarizasyon), yarımadanın hem ekolojisini hem de halkın fiziksel sağlığını doğrudan tehdit ettiğini vurgulayan Çubarov, çevre felaketlerine dikkat çekti. Toprak gaspı ve verimli tarım arazilerinin askerî tatbikat alanlarına çevrilmesi, yerli halkın geleneksel yaşam destek sistemlerini çökertiyor. Çubarov, yerli halka ait doğal kaynakların, su rezervlerinin ve ormanların Rus ordusunun lojistik ihtiyaçları doğrultusunda fütursuzca yağmalandığını aktardı. Çevrenin korunma hakkının tamamen yok sayıldığını belirten yetkili, bu durumun Kırım Tatar halkının biyolojik varoluş temelini temelinden sarstığını ve halkı kendi yaşam alanlarında "ontolojik bir güvensizliğe" sürüklediğini ifade etti.
Zorunlu Seferberlik, Göç Dalgaları ve Sosyal Dokunun Parçalanması
Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü topyekûn savaş sürecinde, işgal altındaki topraklarda yaşayan sivilleri zorla Rus ordusuna almasının savaş suçları kapsamında olduğunu hatırlatan KTMM Başkanı, bu zorunlu seferberlik ve baskılar nedeniyle Kırım'dan yeni ve trajik bir göç dalgasının tetiklendiğini belirtti. Kırım Tatar gençlerinin işgalci bir ordunun saflarında, kendi ülkeleri olan Ukrayna'ya karşı savaşmaya zorlanması, halk arasında derin bir vicdani ve psikolojik krize neden oluyor. Çubarov, ailelerin bölünmesinin, gençlerin hapse girmemek veya zorla askere alınmamak için yurt dışına kaçmasının toplumsal bağları kopardığını ve halkın mental sağlığının temeli olan "sosyal dokuyu" geri dönülmez şekilde parçaladığını söyledi. 12 yılı geride bırakan işgal sürecinin, Kırım Tatar halkının demografik ve kültürel bütünlüğü için tarihteki en kritik ve yıkıcı faktör olduğu vurgulandı.
Türkiye Kamuoyuna Yönelik Rus Propagandası ve STK'ların Tutumu
BM'deki konuşmasının yanı sıra, "Türkiye Today" haber sitesine verdiği kapsamlı röportajda da değerlendirmelerde bulunan Refat Çubarov, Türkiye'nin süreçteki pozisyonunu ve Türkiye kamuoyundaki algı operasyonlarını analiz etti. Savaşın başladığı Şubat 2014'ten bu yana Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kırım'ın yasa dışı ilhakını tanımadığını ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne destek verdiğini hatırlatan Çubarov, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) platformlarında da bu desteğin sürdüğünü belirtti.
Buna karşın, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve medyanın önemli bir kesiminin Rus propagandasının etkisi altında kaldığını üzülerek müşahede ettiğini aktaran Çubarov, şu çarpıcı değerlendirmeyi yaptı: "Savaşın başından bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu tutum, kamuoyuna etkin bir şekilde yansıtılmamıştır. Sonuç olarak sivil toplumun görüşü, 'Ukrayna barış önünde bir engeldir, Batı’nın piyonudur' gibi Rusya merkezli düşünceler etrafında şekillenmiştir." Türk kamuoyundaki güçlü Amerikan karşıtlığının Rusya tarafından kurnazca kullanıldığını belirten Çubarov, bu durumun emperyalist bir işgali meşrulaştıramayacağını dile getirdi. "Ukrayna, topraklarından taviz vermesini gerektirecek bir barışı asla kabul edemez. Barış, adil olmalıdır." diyerek sözlerini pekiştirdi.
Siyasi Tutsaklar ve Yargı Üzerinden Kurulan Baskı Mekanizması
Kırım’daki insan hakları ihlallerinin geldiği korkunç boyutu istatistiklerle ortaya koyan KTMM Başkanı, adaletin ve yargının bir sindirme aracı olarak kullanıldığına dikkat çekti. Paylaşılan verilere göre, Kırım’daki siyasi mahkûmların 351’inden 181’i Kırım Tatarı. Kırım Tatarlarının yarımada nüfusunun yalnızca yüzde 12’sini oluşturmasına karşın, siyasi tutsakların yaklaşık yüzde 50’sini oluşturması, uygulanan baskının orantısızlığını ve etnik hedeflemeyi kanıtlar nitelikte.
Tarihî asimilasyon emellerini gerçekleştirmekte kararlı olan Rus yönetiminin, ağır hukuki yollara başvurarak yerli halkı ana vatanlarını terk etmeye zorladığı belirtildi. Asılsız terörizm suçlamalarıyla sivillere 10 ilâ 30 yıl arasında değişen hapis cezaları verildiğini aktaran Çubarov, siyasi mahkûmların 60’ının kadınlardan oluştuğunun ve yüzlerce Kırım Tatarının Kırım Yarımadası’nda ikamet etmesinin idari kararlarla engellendiğinin altını çizdi.
Kültürel Aktivite Maskesi Altında Propaganda: Kızıl Ordu Korosu
Propaganda ve kültürel diplomasi arasındaki ince çizginin Rusya tarafından nasıl istismar edildiğine dair çarpıcı bir örnek veren Çubarov, Türkiye'de her yıl konserler düzenleyen "Kızıl Ordu Korosu"nun faaliyetlerine dikkat çekti. KTMM Başkanı, bu koro konserlerinin tarihlerinin, tesadüf olmayacak şekilde Kırım Tatar ve Çerkes sürgün ile soykırım yıl dönümlerine denk getirildiğini belirtti. Ayrıca, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da tertip edilecek olan kritik NATO Zirvesi’nin tarihlerinin bile koronun konser takvimine göre ayarlandığı iddialarını gündeme taşıdı.
İsrail ordusu korosunun Türkiye’de konser vermesi durumunda oluşacak devasa toplumsal tepkiyi örnek gösteren Çubarov, aynı duyarlılığın Rusya'nın askerî korosu için gösterilmemesini eleştirdi. Bu bağlamda, Türkiye’deki Kırım Tatar diasporasının rolünün çok daha aktif olması gerektiğini ve daha yüksek bir toplumsal farkındalığa ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Karadeniz'de Güvenlik Açığı ve NATO'nun Uyarıları
Kırım’ın Rusya için taşıdığı jeopolitik öneme de değinen Çubarov, bölgenin Moskova yönetimi için ekonomik bir değerden ziyade tamamen stratejik bir "askerî üs" işlevi gördüğünü vurguladı. Yarımada genelinde 225 civarında askerî yerleşimin bulunduğunu aktaran lider, NATO’nun 2000’li yılların başından bu yana Rusya’nın Karadeniz’deki genişleme adımları konusunda sürekli uyarılarda bulunduğunu hatırlattı.
Kırım'ın, Rusya'nın sıcak denizlere inme politikasının en kritik "anahtarı" olduğunu belirten Çubarov, Rusya'nın Karadeniz'de kurduğu askerî tahakkümün sadece Ukrayna için değil, Türkiye dâhil Karadeniz'e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliği için ciddi bir tehdit ve olumsuz sonuçlar doğurduğunu kaydetti.
Demografik Dönüşüm ve Eğitim Üzerinden Uygulanan Ruslaştırma
Haberin ve açıklamaların son bölümünde, Kırım'ın etnik yapısının nasıl bilinçli bir mühendislikle değiştirildiğine vurgu yapıldı. 2014 yılındaki işgalden bu yana yaklaşık 1 milyon Rus vatandaşının yasa dışı bir şekilde Kırım’a yerleştirildiğini açıklayan Çubarov, bu sürecin tarihte eşine az rastlanır bir demografik dönüşüm ve "Ruslaştırma" operasyonu olduğunu beyan etti.
Büyük maddi ve manevi emeklerle kurulan 14 Kırım Tatar okulunun tamamen Rus okullarına dönüştürüldüğünü, Kırım Tatar dilinde verilen eğitimin müfredattan kaldırılarak eğitimin zorunlu olarak Rusçaya entegre edildiğini aktaran Çubarov, gelinen noktada Kırım Tatarca eğitiminin haftada yalnızca bir saate düşürüldüğünü söyledi. Moskova yönetiminin, bu kısıtlı bir saatlik eğitimi bile uluslararası arenada "yerli halkın haklarını koruyoruz" diyebilmek adına bir propaganda malzemesi olarak kullandığının altı çizildi. Ukrayna'ya verilen desteğin kesintisiz sürmesi gerektiğini belirten KTMM Başkanı, Rusya'nın bu savaşı kazanamayacağını, Kırım'dan çekilmenin Putin için siyasi bir intihar anlamına geleceğini ve sürecin sonunda parçalanmış bir Rusya tablosu görmenin uzak bir ihtimal olmadığını belirterek sözlerini tamamladı.













